Konuşsana Tayyip!..


Sevgili okuyucularım, ülkemizin kimler ve hangi acayip kafalar tarafından yönetildiğini bir kez daha, hem de belgesinden gördük. 2004 yılında yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısında karar alınıyor:
“Fethullah Gülen cemaati tehlikeli hale gelmiştir. Bunlara karşı yeni bir eylem planı hazırlanacaktır. Faaliyetleri incelenmeli ve denetim altına alınmalıdır…”
Bu kararın altında Abdullah-Tayyip ikilisinin de kapı gibi imzaları var.
O sırada Tayyip Başbakan, biraderi Abdullah DışişleriBakanı.
O imzaları niçin attılar?
Belki askerlerdenkorkuyorlardı, belki başka bir nedenle.
Onların “Çok cesur ve yürekli arkadaşlar” olduğunu hepimiz bilmez miyiz!.. Onlar askerlerden korkacak adam mı yani!
Hele Tayyip’in her gün nasıl esip gürlediğine, herkese nasıl posta koyduğuna, vurdu muydu ses getirdiğine her gün tanık olan bizler değil miyiz!
Herkes korkar, Tayyip korkmaz.
Şimdi bana soracaksınız:
“Madem korkmaz, bu belge konusunda niçin ağzını açıp konuşamıyor?”
Vallaha haklısınız.
O şahıs işine gelen konularda konuşmayı iyi bilir. Bol salça, bol sos, bol palavra, yemeği öyle pişirir.
İşine gelmiyorsa ya ağzını bıçak açmaz, ya da başkalarını konuşturur.
* * *
Söz konusu belgede de aynen bu taktiği uyguladı.
Baktı ki karşısına hesabını asla veremeyeceği bir konu çıkıyor ve tam çuvallayacak,
danışmanını falan konuşturdu:
“O belge yok hükmündedir. Hiçbir zaman uygulanmamıştır.”
Madem yok hükmünde olacakmış, Abdullah-Tayyip ikilisi tarafından nasıl imzalanmış?
Bu şahısların imzaları böylesine değersiz ve anlamsız mıdır?
Bizim bildiğimiz, imzanın bir haysiyeti vardır.
Sen oraya gitmişsin, devletin çok önemli bir belgesinin altına imzanı atmışsın, sonra başkalarına “Yok hükmündedir” dedirteceksin!
Buna bostandaki kargalar bile güler.
Biz bunları yutmayız.
Hiç kimse yutmaz.
* * *
Bu belgeyi Fethullah ekibinin sızdırdığı iddia ediliyor. Bence de öyle… Çünkü aralarında hırgür çıktı, dershane kavgası başladı. Birbirlerine posta koyup her gün saldırıyorlar.
İki nedeni var.
İlki, Fethullah sektörü dershanelerden iyi para kazanıyor, öğrencileri devşiriyor ve o yüzden
kapatılmasına karşı çıkıyor.
Tayyip ise onlara “Din sömürüsünü ve cami avlusunda siyaseti bize bırakın, karşımıza rakip olarak çıkmayın” diyor.
İkincisi, Fethullah sektörü devlet içinde devlet oldu, yargıyı, polisi, İçişleri Bakanlığı’nı, Adalet Bakanlığı’nı ve her yeri ele geçirdi. Tayyip bu durumu “Devlet içinde devlet oldular” diye açıkladı ve dershaneleri kapatma tehdidiyle eski işbirlikçilerini karşısına aldı.
* * *
Şimdi şu olanlara bir bakınız. Devletin en gizli bilgileri bile başkalarının eline geçmiş. Milli Güvenlik Kurulu kararları gizlidir ve yayınlanması suçtur. Ağır hapis cezasını gerektirir.
Peki bu gizli belgeler, başkalarının eline nasıl ve ne zaman geçti?
Dikkat ediniz, bu belgeyi yayınlayan gazeteci arkadaş, bundan bir süre önce düzmece Balyozbelgelerini de yayınlayan ve Türk Ordusu’nun tasfiye edilmesine neden olan kişi.
O sahte belgeler de kendisine Fethullah ekibi tarafından servis edilmişti.
Ama o sırada Tayyip-Fethullah kavgası yoktu. İki kesim öylesine yakındı ki, aralarında su sızmıyordu.
Bence Balyoz belgelerini de Fethullah ekibine hükümet vermiş, onları bu yolla kullanmıştı.
Aynen son MGK belgesinde olduğu gibi!
Şimdi kavga başladı, hedefe Tayyip ve ekibi oturtuldu.
Ve kasetler…
Sevgili okuyucularım, iş sadece gizli MGK belgelerini sızdırmakla kalsa yine iyi… İşin içinde
bir de kasetler var.
Bu kasetlerle çeşitli kişilere ve özellikle de siyasetçilere yakın geçmişte belden aşağı vuruşlar yapıldı. Siyaset altüst edildi.
Bunların tamamı Tayyip döneminde gerçekleşti.
Dikkat ediniz, Tayyip’ten önce bu tür kasetler, bu tür belden aşağı vuruşlar Türk
siyasetinde yoktu. Her şey bunların döneminde başladı.
Her gün dinden imandan, ahlaktan, Allah ve peygamberden söz eden, din sömürüsü yapan, siyaseti cami avlularına sokan bir iktidar, bir süre sonra kasetlere sığınmaya başladı.
Nice insanların başı o kasetlerle yakıldı, siyasi hayatları bitirildi.
Kasetler günümüzdeherkese karşı şantaj malzemesi olarak kullanılıyor.
Hakimler, savcılar, bürokratlar, gazeteciler, siyasetçiler ve yakınları…
Hükümetin işine gelmeyen herkes bu şantaj yöntemiyle ya görevi bırakmak zorunda kaldı, ya da teslim bayrağını çekti.
Sadece kasetler değil, telefon dinlemeleri de öyle. Unutmayın diye sadece iki örnek vermekle yetiniyorum. Bunların döneminde İstanbul ve Ankara Cumhuriyet Başsavcıları bile dinlendi, başlarına iş açıldı.
Peki kaset işini ve telefon dinlemelerini kim örgütlüyor? Hükümete yakın olan kimselere göre bunu Fethullah ekibi yapıyor… Çünkü polis ve yargının önemli bir bölümü onlarda. Zamanında Tayyip vesairenin hoşgörüsüyle, bütün kritik bilgi ve belgelerin onlar tarafından toplanmasına göz yumuldu.
* * *
Sevgili okuyucularım, birkaç gün önce burada sizlere bir kasetten söz ettiğimi anımsayacaksınız.
Postayla gönderilen belden aşağı bir kaset.
Bana gönderilmiş olması ilginçti.
Kaseti seyrettik.
İçinde yer alan kişi, çok önemli birinin en yakını olan şahıstı.
Zamanlama doğrusu çok ilginçti. Bana bugüne kadar gönderilen ilk kasetti ve tam da Tayyip-Fethullah kavgası kızıştığında elime ulaşması sağlanmıştı.
Burada size çok kısacık bilgiler verdim. Kadının ve erkeğin isimlerini açıklamadım, olayın geçtiği semti bile yazmadım.
Şimdi çok sayıda okuyucumdan, ya da sokakta rastladığım insanlardan eleştiri alıyorum. Bazıları “Acaba kaset yok da siz mi uydurdunuz” diyor. 36 yıllık bir gazetecinin bunu yapması mümkün mü?
Bazıları ise soruyor:
“Kasetin ayrıntılarını ve o isimleri niçin gizliyorsunuz?”
İki nedenle gizliyorum.
İlki, açıklamak suçtur.
İkincisi, açıklamak ahlâk kuralları açısından uygunsuzdur.
Bana yakışmaz. Kaldı ki, kasette yer alan kişinin çok önemli birinin en yakını olmak dışında bir günahı yoktur. Yatak sahneleri habersizce kayda alınmıştır.
* * *
Türkiye, bunların döneminde işte böyle yönetiliyor. Sadece devletin değil, kişilerin bile en gizli bilgi ve belgeleri, hatta en özel yaşamları başkalarının elinde. İstedikleri zaman medyaya servis ediyorlar.
Tayyip-Abdullah ikilisi gibi o devlet belgelerinin altında imzası olanlar, iş açığa çıkınca hiç sıkılmadan kıvırtıyorlar, ağızlarını açmaları mümkün olmuyor.
Kasetler ise ayrı bir olay… Zamanında karşıtları için kullandıkları belden aşağı kasetler şimdi onları vuruyor. Sanırım yakında piyasaya başka belden aşağılar, başka belgeler de çıkacaktır.
İnsanlara çok acı çektirdiler, aileleriyle birlikte mahvettiler. Şimdi kendi silahları onları vuruyor. Çok da iyi oluyor.

Emin Çölaşan
Sözcü