Seçim gecesi Reha Muhtar’ın Star ekranlarında sunduğu programda konuktum. Gecenin ilerleyen saatlerinde AKP’nin zaferi kesinleştiğinde “bundan sonra ne olur” sorusuna cevap aramaya çalışıyorduk.
DÖRT YIL SONRA: “Türkiye yeni bir durumla karşı karşıya” demiştim ve eklemiştim “Bu iktidar elbette bazı zorluklarla karşılaşacaktır, siyaseti bugüne kadar yönlendiren birçok partinin baraj altında kalması Meclis dışı muhalefeti güçlendirir. AKP’nin başkanının da Meclis dışında olması iktidar için sıkıntı yaratacaktır. Ama asıl sorunla dört yıl sonra karşılaşacağız.”
ÇANKAYA ADAYI: Çünkü dört yıl sonra cumhurbaşkanı seçimi vardı. Meclis seçmesine rağmen her cumhurbaşkanı seçimi bizde zaten sorun olur, ama bu kez laiklikle ilgili farklı görüşleri olan bir kişinin Köşk’e çıkma ihtimali ortalığı karıştıracaktı. AKP kimi aday gösterecekti, Meclis’teki diğer parti CHP’yi nasıl ikna edecekti. Bu sözlerim doğal olarak seçim gecesinin zafer şenlikleri arasında kaynadı gitti. Aradan 4 yıl geçti. Beklenen güne geldik.
İNTİKAM MANTIĞI: Yaşadığımız sorunu tekrar anlatmaya gerek yok. Ancak bu kargaşalı günler AKP’yi derinden etkilemişti. 27 Nisan girişimini de atlatan AKP işte o andan itibaren hem “başıma bir daha böyle bir şey gelmesin” hem de “öyle bir intikam alalım ki” mantığı ile apar topar bir anayasa değişikliğini gündeme getirdi. “Madem Meclis cumhurbaşkanını seçerken hep sorun çıkıyor, o halde seçimi halka bırakalım” diyerek cumhurbaşkanı seçimini düzenleyen anayasa maddesini değiştirdiler.
ZORUNLU REFERANDUM: Ancak CHP buna karşıydı, bu nedenle 367 oy sağlanamadı, zorunlu olarak referanduma gidildi. Referandumdan elbette AKP’nin korkusu yoktu. Çünkü halka “cumhurbaşkanını seçmek ister misin?” diye sorulursa buna “hayır” demezdi. Soru güzel, halkın duygularını okşuyor.
SİSTEME GOL: Hafızasını biraz zorlayanlar o günleri hatırlayacaktır, AKP’liler “sisteme nasıl gol attıklarını” gerine gerine anlatıyorlardı. Öncelikle artık istedikleri kişiyi Çankaya’ya göndereceklerine inanıyorlardı, ama o olmasa bile artık bundan böyle Çankaya Köşkü’nde hep sağ görüşlü birinin oturması da kesinleşmiş oluyordu. Seçim iki turlu yapılacağına göre, oy dağılımına bakıldığında soldan birinin ikinci turu kazanması çok zordu.
KEYİFLER İYİ: 20 Temmuz seçimlerinden sonra tek başına iktidara gelen AKP’nin artık önünde engel kalmamıştı. MHP’nin desteği ile eski yasaya uygun olarak Abdullah Gül’ü cumhurbaşkanı seçtiler. Hemen arkasından gelen referandumla cumhurbaşkanını halkın seçmesi de kesinleşti. Artık AKP’nin keyfine diyecek yoktu. Çankaya’nın da uzun süre kendilerinde kalacağına inanıyorlardı.
HEP KURNAZLIK: Önlerinde ne 367 sorunu vardı, ne aday bulma sıkıntısı ne de başka partilerle uzlaşma zorunluluğu. Ama bugüne gelince gördük ki, cumhurbaşkanını halka seçtirme kurnazlığı da sorunu çözmeyebilir. Siz bakmayın AKP’deki “kararlı” tutuma. Belli ki içten içe kaynama var.
GÜL VAKASI: Bir kere Abdullah Gül’ün görev süresinin 5 mi yoksa 7 yıl mı olduğu konusu Erdoğan’ın “Bize göre 7” demesine rağmen kesin değil. Anayasa Mahkemesi’ni de, tüm yargıyı da hükümete bağladığınızı düşünebilirsiniz, ama hukuk beklenmedik bir anda kendini gösteriverir, şaşarsınız.
FARK VAR ELBETTE: Tabii “Tayyip Erdoğan seçileceğine göre 5 ya da 7 yıl olmasının ne önemi var?” diyebilirsiniz. Çok fark var. Hukuk galip gelip de süre 5 yıl olursa, Abdullah Gül’ü ne yapacaksınız? Seçimlere üç yıl var, partinin başına geçirseniz bile Başbakan yapamazsınız. Erdoğan’ın Köşk’e çıkmasından sonra partiyi yapıştıran tutkal olmayacağı için parti içi iktidar kavgalarını nasıl bastıracaksınız? Abdullah Gül “Madem beş yıl görevde kaldım, bir daha aday olacağım” derse ne olacak?
7 YIL OLURSA: Diyelim ki süre 7 yıl olarak kabul edildi. Türkiye’ye en iyimser gözle bakanlar bile 2012’den itibaren ekonominin çok zora gireceğini söylüyor. Hemen yanıbaşımızda oluşan ve giderek gelişen savaş tehdidi iktidarı ne kadar etkileyecek? Acaba Erdoğan 3 yıl sonra da aynı sempatiyi bulacak mı halktan?
İLAHİ ADALET: Hani “Allah’ın sopası yok ki” deyimindeki gibi, AKP sanki 2007’de sistemden intikam almak için öfke ve hırsla çıkardığı yasaların altında kalıyor şimdi. Kimse AKP’nin hukukla, demokrasiyle bağdaşmayan girişimlerine karşı çıkamıyor, ama işte belki o sırada ilahi bir adalet sistemi devreye giriyor. Öfke, hırs ve intikamcı duygularla siyaset yapmaya kalktığınızda, bir gün hiç beklemediğiniz bir sopa başınızın üzerinde belirebiliyor.
ESKİYE DÖNMEK: Kimi AKP’liler “anayasa değişikliği ile 367 şartını ortadan kaldırdıktan sonra cumhurbaşkanı seçimini neden halka bıraktık, keşke eski sistemle devam etseydik, şimdi hem Erdoğan’ı seçmemiz daha kolay olurdu hem de parti içi bu sıkıntıları yaşamazdık” diye düşünüyorlar mıdır, çok merak ediyorum.
*****
Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun faturalarda yapacağı yeni düzenlemeyle birlikte kayıp-kaçak bedeli, sayaç okuma bedeli, TRT payı gibi kalemler “Enerji Bedeli” adı altında toplanacakmış. Eskiden elektrik çarpmasından korkardık, artık faturalardan “çarpılmamak” için de dua edeceğiz!
(Gani Yıldız)
*****
Kimse mi itiraz edemez?
Birkaç gündür Fenerbahçe yöneticisi Murat Özaydınlı ile Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Mehmet Ali Aydınlar arasında geçen telefon konuşmalarını tartışıyoruz. Özellikle televizyon ekranlarında öyle saçma sapan sözler söyleniyor ki, insanın aklı almıyor. Aynı cümleler nasıl bu kadar farklı yorumlanır inanılır gibi değil.
Ama benim asıl ilgimi çeken nokta başka. Sordum, Murat Özaydınlı şike davasında sanık değil. Sadece bir kere tanık sıfatıyla ifadesine başvurulmuş. Mehmet Ali Aydınlar’ın makamını da biliyorsunuz.
Peki bu iki kişi nasıl oluyor da dinleniyor? Bu iki kişinin dinlenmesi için hangi mahkeme, hangi gerekçe ile karar vermiş? İki kişiden biri sanık olsa haydi “dinlemeye takıldı” bahanesine inanalım. Ama ikisi de sanık değil, üstelik biri Federasyon Başkanı.
Hiç kimse, hatta bizzat konuşmanın muhatapları bile bunun üzerinde durmuyor.
Örneğin Federasyon Başkanı “Bu ne rezalet böyle, kulüp yöneticileriyle bile konuşamayacak mıyım?” demiyor. Kulüp yöneticisi de sanık olmadığı halde “Beni hangi kararla dinlediniz?” diye sormuyor suç duyurusunda bulunmuyor.
Demek ki izleme, dinleme, videoya çekme olaylarına iyice alıştırıldık. Başımıza gelene de tepki göstermiyoruz. Dinlenmeye tepki göstermediğimiz gibi bunların ifşa edilmesine de karşı çıkmıyouz.
Üç gündür bekliyorum Federasyon Başkanı’ndan bir açıklama gelecek diye. Açıklama yapmıyor, ama o telefon konuşmasının içeriği ile igili konuşuyor. Fenerbahçeli yönetici de dilini yutmuş gibi.
Ne diyeyim kardeşim. Başınıza ne gelecekse hak ediyorsunuz o zaman.
Can Ataklı
Vatan
