Güngör Mengi yazdı:"Neden tutuklu?"
Adaletin kestiği parmak acımazmış. Peki parmağınızı kesen sebep adaletsizlik olursa?..
Türkiye’de adaletsizliğin doğurduğu acılar yaygın hâl alıyor.
Öyle ki “Adalet mülkün (devletin) temeli” ise devletin ciddi bir tehlike ile karşı karşıya bulunduğunu söyleyebiliriz.
Özel yetkili mahkemelerde, sıkıyönetim mahkemeleri ile DGM’lerin kötü anılarını tekrardan yaşıyoruz. Bu gidişin düzeleceğine dair ümitlerimiz hep boşa çıkıyor.
Dün de öyle bir gündü.
İki yıl önce Ümraniye’de bir basın açıklaması sonrası “örgüt üyesi” olmakla suçlanarak tutuklanan iki üniversite öğrencisi dün ümitle mahkemeye çıktı.
Çünkü haklarında somut bir suç delili bulunamamış, taşıdıkları öne sürülen Molotofkokteyli şişeleri üstünde parmak izlerine rastlanmamış, suçlama tutanağını başka polisler yazmış, imzayı başka polisler atmıştı.
Bu nedenle daha önceki duruşmada savcı Kasım İlimoğlu, iki yıldır hapiste olan üniversite öğrencileri Baran Nayır ile Ali Deniz Kılıç’ın tahliyelerini, yani tutuksuz yargılanmalarını talep etmişti.
Suçlanan öğrenciler, aileleri, arkadaşları mahkemenin bu defa kendilerini serbest bırakacağını bekliyorlardı.
Olmadı, mahkeme bırakmadı onları.
Çünkü önceki duruşmada sanıkların tahliye edilmelerini talep eden savcı değişmişti.
Yeni savcı, gençlerin tutukluluk hallerinin sürmesini talep etti.
“Özel yetkili mahkemeler durdukça Türkiye’de demokrasinin varlığından söz edilemez” diyen siyasi muhalefetin uyarısını iktidar ciddiye almalıdır.
Devletin yargı gücü eğer iktidar tarafından terbiye ve intikam aleti gibi kullanılırsa o sistem adalet değil zulüm üretir.
Doğal olmayan mahkemeler de bunu yapıyor zaten!
Adil paylaşalım..
Asgari ücretin bin liraya çıkarılmasının hayalini bile kurmak olanaksız.
Maliye Bakanı Şimşek böyle bir soruya “Belki Türkiye batmaz ama firmalar batar” cevabını verdi.
Ekonomimizin düşman çatlatacak hızla büyüdüğü söyleniyor. Ülkemiz dünyanın 17’nci büyük ekonomisi ama insani gelişmişlik sıralamasında 112’de.
Bu da gösteriyor ki sosyal devlet düzgün çalışmıyor, adaletini tesis edemiyor.
Bunda emekçi haklarını savunmayı, yani varlık nedenlerini unutan sendikaların günahını inkâr edebilir miyiz? Hayır...
Maliye Bakanı’nın 1000 liralık asgari ücrete gösterdiği tepkiyi sendikalar “saygı duruşu sessizliği” içinde dinleyip kabullendiler.
Asgari Ücret Komisyonu bugün toplanacak.
Asgari ücretle çalışan bekâr bir işçinin eline ayda 659 TL geçiyor.
2012 Programı, önümüzdeki 6 ay için yüzde 3 oranında bir artış öngörüyor.
Ederi 21 liradır. Bozdur bozdur harca!..
Elbette ülkeyi yönetenler ücret belirlerken rekabet şartlarının dayattığı “makul”ü arayacaklardır.
Ama hesap sosyal adalet ölçüleri açısından “makbul” de olmalı, değil mi?
Yeni TBMM Teşkilât Kanunu’nun verdiği yetkiyle Meclis personelinin ücretlerine yapılan cömert zamları görünce insan şaşırıyor.
Milletvekillerinin danışmanları ile sekreter ve şoförlerine getirilen aylık ücret artışı neredeyse 1000 TL.
1000 lira nerede, 21 lira nerede?
Suyun başında oturanların belli ki denge sorunları bulunuyor.
“Meclis personeline bu zamları kimler verdiyse asgari ücreti de onlar belirlesin” diyemeyiz.
Çünkü o zaman ülke batar.
Peki ama bu adaletsizliğin maddi manevi tahribatına ülke ne kadar dayanır?
Güngör Mengi
Vatan
