İsrail’le girdiğimiz stresli dönemde İsrail Dışişleri Bakanlığı koltuğunda bir başkası otursa örneğin durum daha farklı olabilirdi.
Türkiye’nin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’na bazı çevreler çok önem ve değer veriyor. Hatta öyle ki “Erdoğan’dan sonra AKP’nin başına kim geçer?” sorusuna bile halkın Davutoğlu cevabı verdiği ileri sürüldü. Ciddi ciddi anket sonucu açıkladılar. Yanılıyor olabilirim ama, çıkın sokağa “Dışişleri Bakanı kimdir?” diye sorsanız 100 kişiden 30’u Davutoğlu adını veremez bana göre.
Anlayamadığım, anketlere göre “Halkımız böyle” demek ki; Dışişleri Bakanı’nın adını bile bilmez ama “Tayyip Bey’in yerini kim doldurabilir?” diye sorduğunuzda Gül’den, Arınç’tan önce “Davutoğlu” deyiverir.
Sözü uzatmayayayım, ABD Başkan Yardımcısı Biden Türkiye’ye geldi biliyorsunuz 10 gün önce. Başbakan Erdoğan’la da resmi görüşmesi vardı, ama tam o sırada Erdoğan ameliyat sonrası dinlenme dönemindeydi, bunun üzerine Biden kendisini evinde ziyaret etmişti.
Biden’ın Türkiye ziyareti srasında Dışişleri Bakanımız Ahmet Davutoğlu yurt dışındaydı.
Olabilir mi? Tabii ki olabilir de, teamüllere pek uymuyor.
ABD Başkan Yardımcısı, ABD Başkanı’nı temsil eder. Bu nedenle gittiği ülkelerin dışişleri bakanları, ziyaret sırasında konuğa eşlik etmeye özen gösterirler.
Davutoğlu, Biden Türkiye’deyken Almanya’daydı. Aslına bakarsanız önemli bir iş yapıyordu. Nazi artıkları tarafından öldürülen Türklerin ailelerini ziyaret edip başsağlığı diliyordu.
Ama Davutoğlu bu önemli görevi birkaç gün önce ya da sonra da yapabilirdi. Çünkü Biden’ın Ankara gezisi önceden biliniyordu.
Buna rağmen Davutoğlu Biden Türkiye’deyken Almanya’da olmayı tercih etti.
Dışişleri Bakanlığı’nda yıllarca çalışmış eski diplomatlar arasında yayılan bir iddia geldi kulağıma. Söylediklerine göre ABD yönetiminin tamamı değil ama, özellikle Biden Ahmet Davutoğlu’ndan hiç hoşlanmıyormuş. Gerçi, Biden zaten son gezisine kadar Türkiye’den de pek hoşlanmıyordu ve yıllardır hep Türkiye aleyhine konuşuyordu ama, Davutoğlu konusunu daha fazla aklına taktığı söyleniyor.
Durumdan “usulü dairesinde” haberdar edilen Davutoğlu da, Biden gelirken kendisine Almanya’da bir iş çıkarmış.
Bilemem artık...
*****
Dayaktan da beter
Birkaç gündür İzmir’de polisin dövdüğü Fevziye Cengiz’i konuşuyoruz. Neresinden bakarsanız bakın iğrenç bir olay. Bu korkunç olayı yazdığım gazetenin ortaya çıkarması sadece bir teselli benim için. Ankaralı arkadaşımız Kemal Göktaş’ı bir kere daha kutlamak isterim.
O polislere, incelemeyi yapan savcılara, dövülen kadına karşı yapılan suçlamaları kabul eden hâkimlere ne yapılacağını henüz bilemiyoruz ama, Fevziye Cengiz’in dayaktan sonra başına gelenler dayaktan bile beter.
Çünkü polis kendisini korumak için her zaman kullanılan bir yönteme başvurarak “Ama o kadın bir konsomatristti” açıklaması yapınca, Fevziye Cengiz’in oturduğu mahalle halkı ayaklanmış. Üşenmemişler ve imza toplamışlar “Aramızda bir konsomatrisin yeri yok” demişler.
Oysa Fevziye Cengiz konsomatris değil. De ki konsomatris, o mahalleliye ne oluyor?
2011 yılında, ileri demokrasiye geçtiğimiz yolunda nutuklar atılırken, bir mahalle halkının “ahlâkımız bozulacak” yaygaraları koparmaları, “Yeni Türkiye” sloganının yarattığı asıl iklimin ne olduğunu da bizlere gösteriyor.
Mollaların maaşa bağlandığı “Yeni Türkiye”de bunlar belki de iyi günlerimiz.
*****
Amerika’da olsa
Liberal Parti Genel Başkanı Cem Toker İzmir’deki dayak olayı ve Beyoğlu’nda karakolda öldürülen Nijeryalı ile ilgili karar sonrası başlayan tartışmalara örnek olması için 12 yıl önce Amerika’da verilen bir mahkeme kararını hatırlattı.
1997 yılında Haiti asıllı bir vatandaşı gözaltına aldıktan sonra polis arabasında döven ve karakolda tuvalet pompasının sapı ile cinsel tacizde bulunan New York polis memuru Justin Volpe’yi mahkeme şartlı tahliyesiz 30 yıl hapis cezasına ve 277 bin 495 dolar tazminat ödemeye mahkûm etti. 1999 yılında hapise giren polis memuru 2025 yılında özgürlüğüne kavuşabilecek.
Kendisine yardım eden polis memuru Charles Schwartz 15 seneye, New York Emniyet Müdürlüğü’nün bağlı bulunduğu New York Belediyesi mağdur vatandaşa 8.75 milyon dolar tazminata mahkûm edildi.
*****
Müyesser Yıldız’ın çığlığı
Henüz tam olarak ne yaptığını bile bilmeden aylardır hapiste tutulan Müyesser Yıldız’dan birkaç cümlelik not aldım hafta içinde. Yıldız, Adalet Bakanı’nın bütçe görüşmelerinde yaptığı konuşmada kendileri için idam fermanı verdiğini belirterek Sadullah Ergin’i mütareke döneminin İçişleri Bakanı Kambur İzzet’e benzetmiş.
Bakın Müyesser Yıldız notunda ne diyor: Adalet Bakanı hükmünü çoktan vermiş. İşgal kuvvetlerinin tutuklattıkları insanlar için peşinen “Caniler” diyen dönemin İçişleri Bakanı Kambur İzzet’ten ne farkı kaldı?
Adalet Bakanı idam fermanımızı verdiğine göre bundan sonra biz niçin yargılanacağız? Fermanın tebliğ edilmesi için mi? Mahkemelerin iş yükü bu kadar ağırken gerek yok. Kararı direkt noter kanalı ile bizlere tebliğ etsinler.
Ben gazeteciyim. Milyon kez haykırıyorum, gazeteciyim. Ama fermanımız verildiğine göre âdet olduğu üzere son arzumu söylemek isterim. Benim hangi haber veya yazımdan dolayı KİM rahatsız olup da beni tutuklattı? Bir babayiğitlik yapıp bari bunu açıklasınlar.
Adalet Bakanı bütçe konuşmasında uzun tutukluluk sürelerinin azaltılması için CHP’nin verdiği teklif eleştirirken “(...) Bugünkü şartlarda yasalaşırsa, 2427’e yakın tutuklu tahliye olma durumuyla karşı karşıyadır. Bu kişiler içerisinde terör örgütüne üye olanlar, terör suçu işleyenler, asker, polis öldürenler, çocuklara cinsel tacizlerde, tecavüzde bulunanlar, toplumu irite edecek sanıklar da var. Sadece tutukluluk süreleriyle oynayarak Türkiye’deki uzun tutukluluk problemlerini çözme şansımızın olmadığını düşünüyorum. Buna yeltendiğimiz anda çok sayıda arzu etmediğimiz sıfattaki tutukluların tahliye olduğunu görecek ve toplumdan gelen baskıları maalesef karşılayamayacak duruma geleceğiz.”
Bu arada küçük bir bilgi daha vereyim. Müyesser Yıldız tutuklu olmasına hiç aldırmadan Silivri’de gazetecilik ve yazarlık hayatını sürdürmeye çalışıyor. Türkiye’yi kaldığı koğuştan izleyen Müyesser Yıldız her gün gündemle ilgili düşüncelerini yazıyor. Bu yazılarını topladığı “Yılan’ın kış Güneşi” adlı kitabı da piyasaya çıktı.
Yıldız kitabını “Silivri’den bir terör faaliyeti daha” iğnelemesi ile okurlarına sunuyor. Alıp okuyun derim.
Can Ataklı
Vatan
