Suriye politikası göçtü


CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, başta AKP’nin dış politikası olmak üzere YENİÇAĞ’a birçok konuda çarpıcı açıklamalar yaptı.
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, AKP’nin Suriye politikasını sert bir dille eleştirerek, “Batı’nın egemen güçlerinin Orta Doğu’daki taşeronu konumunda olan AKP Türkiye’yi sorunlu hale getirdi” dedi.
Yönetim mi değişti!
KIlIçdaroĞlu, AKP’ye bir de soru yöneltti: Suriye ile 50’yi aşkın anlaşma yaptınız, vizeler kalktı, ortak bakanlar kurulu, neredeyse sınırları kaldırıyordunuz; o zaman Suriye’de başka yönetim mi vardı?

- Silivri Cezaevi’nde yatanların ortak özelliği, AKP’ye karşı olmaları. Tam bir toplama kampı!
- Yasa dışı yollarla delil elde ediliyor. Bunlarla haber ve yorum yapılmasını da hiç şık bulmuyorum.
- Tutuklu vekillerle ilgili teklifimiz için “Karayılan da Meclis’e girer” diyenler samimiyetsiz, halkı kandırıyorlar.

“Silivri, AKP karşıtlarının toplandığı bir kamp gibi!”
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Ben Silivri’ye, 1940’ların Almanya’sında kurulan toplama kamplarının 21. yüzyıl versiyonu dedim. Evet, orası bir toplama kampı. Tek ortak özellikleri var: Oradaki insanların AKP’ye karşı olmaları” dedi.
Haber : Ceyhun Bozkurt

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, gazetemizin Ankara Temsilcisi Ahmet Takan ve Ankara Haber Müdürü Necdet Pekmezci’nin sorularını yanıtladı. Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden, uzun tutukluluk sürelerine; Ümraniye ve Balyoz davalarından, partisinin ABD ve AB ilişkilerine kadar gündemdeki birçok olayla ilgili çarpıcı açıklamalar yaptı.
Atatürk’ü yüceltmek sadece CHP’nin görevi değil
HSYK ile aranızda bir tartışma yaşanıyor. Bu tartışmada Emine Ülker Tarhan’ın bir ses kaydı olduğu iddia edildi. Orada “YARSAV militanı lazım” gibi bir ifade kullandığı iddia ediliyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Dinleyeceğim, dinlemeden yanıt vermek istemiyorum demiştim. Dinlemedim de zaten. Yasadışı yollarla elde edilen deliller üzerine haber yapılmasını, yorum yapılmasını şık bulmuyorum. Bugün geldiğimiz nokta şu: Türkiye’de özgürlük alanının gittikçe daraltıldığını görüyoruz. Bunun adına ne derseniz deyin. Tanımlama çok önemli değil. Önemli olan şu: İnsanlar özgürlüklerinin elinden alındığını artık farkediyorlar. Bu, elle tutulur gibi görünmeye başladı. İkincisi, medya üzerindeki baskılar, halkın haber alma hakkının kısıtlanması demek. Bu da önemli bir açmaz olarak ortaya çıktı. Üçüncüsü, insanlar, operasyon mahkemeleriyle, altını çiziyorum, özel yetkili mahkemeler operasyon mahkemeleridir. Bu mahkemeler, siyasal iktidarın karşıtı olanları susturan mahkemelerdir. Ve bu mahkemeler yargı bağımsızlığını zedeleyen mahkemelerdir. 21. yüzyılda Türkiye’nin yüz karası olan mahkemelerdir. Bu mahkemeler yoluyla yapılan yargılama adil yargılama değildir. Oraya sunulan delillerde çok ciddi kaygılar, kuşkular vardır, üretilen deliller vardır. Bütün bunlar biliniyor. Bütün bunlar söyleniyor.





Yargı bağımsız falan değil
Ben o mahkemelerdeki davaların en azından bir televizyon kanalından en azından canlı yayınlanmasını istedim. Çünkü çarşaf çarşaf bu insanları mahkum ettiniz, iddianameleri yayınladınız, yargı kararına rağmen, soruşturmanın gizliliği kararı bir kenara bırakılarak bunlar yayınlandı. Bu insanlar savunmalarını yapıyorlar. Ama bu insanların savunmaları yeteri kadar yayınlamıyorsunuz. Bu kamu vicdanını rahatsız ediyor. O nedenle ben Silivri’ye, 1940’ların Almanya’sında kurulan toplama kamplarının 21. yüzyıl versiyonu dedim. Evet, orası bir toplama kampı. Tek ortak özellikleri var: Oradaki insanların AKP’ye karşı olmaları. Bizim “insanları niçin yargılamıyorlar” diye herhangi bir suçlamamız yok. Varsa bir yargılama, oturulup, yargılama yapılır. Ama siz insanları sorgusuz, sualsiz içeri alacaksınız, dosyaya gizlilik kararı koyacaksınız, avukatı bile neyle suçlandığını bilmeyecek ve siz buna diyeceksiniz ki “bu insanlar hukukun üstünlüğü içerisinde yargılanıyor”. Hayır efendim. Güçlünün hukuku çerçevesinde yargılanıyorlar, hukukun üstünlüğü değil. Bizi rahatsız eden de bu. Bunu bütün örgütlerimize söylüyoruz. Onlara şunu söylüyorum: öyle Silivri mahkemeleri demeyin, toplama kampındaki mahkemeler deyin. Ne farkı var ondan. “Yargı bağımsız” diyorlar. Hayır efendim. Yargı bağımsız falan değil. Yargı siyasi otoritenin emrinde. Artık bunu Mısır’daki sağır sultan bile biliyor. Batılılar önce bizde yargının bağımsız olduğunu düşünüyorlardı. Referandumla daha bağımsız olduğunu düşünüyorlardı. Artık onlar da anladılar ki, Türkiye’de yargı bağımsız değil.





“Karayılan da Meclis’e girer” diyenler samimiyetsiz
Uzun tutukluluk süreleri de sürekli gündemde. CHP de sürekli gündeme getiriyor. Bir uzun tutukluluk sorunu var. Geçtiğimiz günlerde iki CHP milletvekili, tutuklu milletvekilleri için bir düzenleme yapılması amacıyla TBMM Başkanı Cemil Çiçek’i ziyaret etti. Bu konuda bir çalışmanız var mı?
Biz uzun tutukluluk süreleri ile ilgili bir kanun teklifi verdik. Sayın Adalet Bakanı “Bundan tecavüzcüler de, diğer suçlular da yararlanır” dedi.





Daha ileri gittiler, “Murat Karayılan da Meclis’e girer” dediler.
Evet. Murat Karayılan da Meclis’e gelir, seçilir dediler. Böyle söylemde bulunan kişinin gerçekten ne kadar samimi olduğu konusunda ciddi endişelerim var. Karayılan askerlik mi yaptı? Birisinin milletvekili olabilmesi için önce askerlik yapması lazım. Halkı yanıltmak, kandırmak için geliştirilen söylemler var ki. Gerçekten demokrasi, hukuk adına, yasama organı adına üzüntü duyuyorum. Bir ülke düşünün. Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, HSYK birinci başkanı şikayetçi, Başbakan “Bu doğru değil, bende rahatsızım” diyerek şikayet ediyor. Genelkurmay Başkanı açıklama yaptı, şikayetçi... Ana muhalefet partisi olarak biz şikayetçiyiz. Herkes şikayetçi ama çözüm yok. O zaman dönüp şunu sormamız lazım: Ya şikayetinizde samimi değilsiniz. Samimiyseniz niye gereğini yapmıyorsunuz? Gereğini yapmanıza engel olan ne? Bizim verdiğimiz kanun teklifi eksik olabilir. Yanlış da olabilir. Peki sizin kanun teklifiniz ne? Madem şikayetçisiniz sizde getirin bir öneri. Dolayısıyla hep şu söylenirdi: CHP hep eleştirir, öneri getiremez. Şimdi biz öneri getiriyoruz, öneri getiremeyen konumda olan AKP’dir, iktidardır.

Cumhurbaşkanı uzlaşmayla seçilmeli
Devlet Bahçeli, ilginç bir öneri ortaya attı. Siz “Cumhurbaşkanlığı süresi 5 yıl olmalı” dediniz, tavrınızı koydunuz. Aynı soruyu Bahçeli’ye de sorduk. O da 5 yıl dedi. Fakat Devlet Bahçeli Cumhurbaşkanı’nı yeniden Meclis’in seçmesi gerektiğini söyledi. Sizin bu konudaki düşünceleriniz nedir?
Biz öteden beri Cumhurbaşkanlığı’nın Parlamentoda uzlaşmayla seçilmesini savunan bir partiyiz. Uzlaşma kültürünün Cumhurbaşkanlığı üzerinde odaklanması Parlamentonun, aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı katını, bir saygının da sonucunu doğurur. Parlamentoda bütün siyasal partiler, bugüne kadar pek çok isim üzerinde uzlaştılar ve Cumhurbaşkanı seçtiler. Herhangi bir sorun da çıkmadı. Eğer böyle bir öneri gelirse AKP kanadından, “Cumhurbaşkanı’nı yeniden Parlamento seçsin” önerisi gelirse biz öneriye sıcak bakarız. Çünkü öteden beri savunduğumuz bir öneridir. Bunu besleyen temel unsur da şu: Sayın Cumhurbaşkanı’nı halk seçecek. Doğru... Halkın iradesine bizim saygımız var. Burada da bir sorunumuz yok. Ama Cumhurbaşkanı adayları halkın önüne çıkıp ne vaatlerde bulunacaklar? Hangi gerekçeyle “Beni Cumhurbaşkanı seçin” diyecekler? “Yol, köprü yapacağım, daha iyi üniversite yapacağım” diye bir öneride bulunamazlar, bir taahhütte bulunamazlar çünkü bunlar yürütme organının işi, siyasal partilerin işi. Cumhurbaşkanı ne diyecek? “Ben daha iyi YÖK Başkanı seçerim” mi diyecek? “Ben daha iyi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı atarım” mı diyecek? Bunlar halkın doğrudan, birebir ilgilenecekleri alanlar değil. O nedenle Cumhurbaşkanlığı bizde semboliktir.





Başkanlık sistemini talep eden bir irade yok
Bu bağlamda Başkanlık sistemine de karşı olduğunuzu belirtiyorsunuz.
Elbette. Biz parlamenter devletiz. Bunu geliştirmemiz lazım. Başkanlık sisteminin getirdiği pek çok sorun var. Bakın bunların henüz hiçbiri tartışılmadı. Başkanlık sistemi belli çevreler tarafından söyleniyor ve söylemde kaldı. Bugüne kadar ciddi olarak başkanlık sistemini talep eden bir irade ortaya çıkmış değil.
Dersim meselesi sıkıntılı bir konu. Hüseyin Aygün, zaman zaman ilginç açıklamalar yapıyor. Son açıklamasında da “1994’teki kafayla, 1935’teki kafa aynı” dedi. Faili meçhul cinayetlerle, Dersim’de yaşanan olaylarla bağlantı kurdu. Bu söylem sizi rahatsız eden bir söylem değil mi?
İzin verirseniz o konuya hiç girmeyeyim. Ama şu var. Mustafa Kemal Atatürk, sadece Türkiye’nin değil dünyanın kabul ettiği güçlü önderlerden birisidir. O bir devrimcidir. Halkını çağdaş uygarlık hedefiyle yeniden ayağa kaldıran bir liderdir. Bütün o dönemdeki pekçok devrimci vardı. Hepsi gitti. Bugün ayakta kalan sadece ve sadece Mustafa Kemal’dir. O pragmatik bir liderdir. Kendi düşüncelerini dar kalıpların içine sokan bir lider değildir. Geleceği görmüştür. Türk dünyasında görmüştür. Sovyet devriminden sonra bir gün onların kendi bağımsızlıklarını kazacağını görmüştür. Bunları 1920’lerde söylemiştir. Türkiye’nin bütün komşularıyla iyi ilişkiler kurması gerektiğini ifade etmiştir. Hatta onun da ötesine geçerek hem yurtta, hem dünyada barışın ne kadar önemli olduğunun altını çizmiştir. Böyle bir lideri, Türkiye her zaman her yerde başının üstünde taşımalı, onun verdiği hedefler çerçevesinde çaba harcamalı. Bu hedeflerin gerçekleştirilebilmesi için mücadele etmeli. Onu yüceltmeliyiz. O bizim görevimiz. Bu sadece CHP’nin değil, bu ülkede yaşayan her yurttaşın ortak talebi olarak ben düşünüyorum.





Hükümet programındaterörle mücadele yok

İktidarı bir temel konuda daha eleştireceğim izin verirseniz. Türkiye’nin en temel sorunu terördür. 30-35 yıllık bir olaydır. Hükümet geldi, programını okudu. Sayın Başbakan Meclis’te bunu okudu. Terörle ilgili bir cümle bile yok. 30-35 yıl gibi kronik bir soruna çözüm üretmeyen, öneri getirmeyen bir hükümete bu halk nasıl güvenecek? Türkiye’nin en temel sorununa hükümetin öneri getirmesi lazım. Bizden de öneri istediler, biz önerimizi verdik. Yine beğenmediler. Peki senin önerin ne? Halka bizim artık şunu götürmemiz lazım. Önerilerin ve çözümlerin adresi CHP’dir. Çözümsüzlüğün adresi de AKP’dir. AKP şikayet eder, çözüm üretmez. Biz şikayet ederiz ama çözümümüz de hazırdır.

İcazet almak partimin ruhuna aykırı
Avrupa ülkelerine gidiyorsunuz. ABD’ye heyetler gönderiyorsunuz. Birincisi siz ABD’ye gidecek misiniz? İkincisi “ABD’ye gitmeden Başbakan olunmaz” diye bir kanaat var. İcazet tartışmaları da buradan çıkıyor. Üçüncüsü de AKP’nin Suriye politikası çöktü. Siz burada bir rol almayı düşünüyor musunuz veya böyle bir rol size verilebilir mi?
Şöyle söyleyeyim. Cumhuriyet Halk Partisi’ni dışarıya da açıyoruz. Yani düşüncelerimizi dışarıda da seslendiriyoruz. Brüksel’de ofisimiz var. Almanya’ya, Berlin’e, Londra’ya, Brüksel’e, Paris’e gittim ve orada Türkiye’de özgürlüklerin nasıl sınırlandırıldığını, basın mensuplarının tutuklandığını, yargı bağımsızlığının olmadığını pek çok çevrelere anlattım. Bu çevreler bunu biliyorlar. ABD’ye koşullar uygun olursa giderim. Yoksa benim öyle “ABD’ye git, oradan icazet al” gibi bir düşüncem olmaz. Artı bu, bizim partimizin ruhuna ve geleneğine de aykırıdır. Ancak bir davet gelirse gidilir, orada konuşulur, düşüncelerimizi Londra’da, Brüksel’de, Türkiye’de söylediğimiz düşüncelerimizi orada da dile getiririz.

Türkiye’nin Suriye politikası çökmüştür
Türkiye’nin Suriye politikası çok yanlıştır. Bu politika çökmüştür. Batı’nın egemen güçlerinin Orta Doğu’daki taşeronu konumunda olan AKP bütün komşularımızla, Türkiye’yi sorunlu hale getirmiştir. Bu, bizim önümüzdeki en ciddi sorunlardan birisidir. AKP sorun üreten bir partidir. Suriye’yle oturuldu ellinin üzerinde sözleşme yapıldı, neredeyse stratejik ortak ilan edildi, vizeler kaldırıldı, sınırlar neredeyse kaldırılacaktı, ortak bakanlar kurulu... Nasıl oldu da bir günde tablo değişti. Çünkü dediler ki, “Sana bir misyon yüklüyoruz ey AKP”... “Nedir benim misyonum” dedi. “Sen bizim adımıza Suriye’ye sopayı göstereceksin, burada demokrasi yoktur” diyeceksin. Peki sen oturup anlaşma yaparken, aynı yönetim değil miydi, aynı Suriye değil miydi?

Arap Birliği Ülkeleri dönüp kendine baksın
Arap Birliği oturmuş, Suriye’ye demokrasi dersi veriyor. Dönüp bakmaları lazım kendileri. Kendi ülkelerinde demokrasi var mı? Arap yönetimlerinde laikliğin olduğu ülke Suriye’dir. Söylediklerim “Suriye’ye demokrasi, özgürlük gelmesin” anlamına gelmesin. Daha fazla demokrasi, özgürlük gelmeli, Türkiye’ye katkı vermeli, gerekirse oraya heyetleri, sivil toplum kuruluşlarını göndermeli. Buralarda hiçbir tereddütümüz yok. Ama bir ülkenin içişlerine müdahale edip, Batı’nın sopası olmak, Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihine de yakışmaz, Türkiye Cumhureyeti’nin geleceğine de yakışmaz.

Yeniçağ