Bu lig derhal durdurulmalı

Futbolun, birinci ligin artık hiçbir önemi ve esprisi kalmadı.

Kimse maç izlemek istemiyor. Maç sonuçlarını bile doğru dürüst merak eden yok.

Çünkü futbola bir hançer sapladılar. İşin keyifini kaçırdılar.

Neden?

İki nedeni var:

Birincisi, iktidar her alanda olduğu gibi sporda, özellikle futbolda da egemenliğini kanıtlamak istedi. “Bu işin de tek hâkimi benim, başka kimseyi tanımam” dedi.

İkincisi, iktidardan nemalanmak için sürekli çabalayan, medyadaki hâkimiyetlerinden dolayı sesleri de çok yüksek çıkan bir kesimin her şeyi olduğu gibi futbolu ve sporu da Ergenekon’a bağlama hırs ve telaşları.

Dikkat ederseniz, futbolda şike tartışmalarını “dokunulmayana dokunmak” olarak tanımlayan, şikeye karıştıkları ileri sürülenlerin hapisten çıkarılmamasını isteyenler hep aynı kaynaktan geliyor.

Hazırlanan soruşturma dosyaları bile bu kesimdeki kimi gazetecilerin marifetiyle ortaya çıkarıldı. Ergenekon ve benzeri davalarda “aşağılama, karalama, itibar zedeleme” operasyonlarının sürdürülmesi için sözde belge ve bilgiler kimler tarafından veriliyorsa şike olayında da yer aynı.

Şimdi konu bambaşka bir noktaya geldi. Şike iddianamesi açıklandı. İddialar zamanında İmralı’daki şahsa yöneltilenden bile beter ve daha ağır cezaları içeriyor.

Asıl amaç sporu ele geçirmek ve Ergenekonvari bir hava yaratmak olunca akıl, mantık, vicdan da bir kenara bırakılmış durumda.

Bu andan sonra ligin devam etmesinin hiçbir anlamı yok.

Başkan ve üyeleri bizzat iktidar tarafından belirlenen Futbol Federasyonu’nun beceriksizliği, çapsızlığı ile ligin zaten selametle sonuçlanmasına olanak yok.

Birbirimizi kandırmanın, televizyonlarda sert kavgalara girişmenin, konuyu güya hukuki boyuttan konuşuyor da çözüm arıyormuş gibi yapmanın hiç âlemi yok.

Belli ki karar alınmış. Kime ne yapılacağı önceden biliniyor.

Vatandaşı da üzmenin, taraftarlar arasına daha fazla düşmanlık tohumları serpmenin bir yarar sağlamayacağı ortada.

Fenerbahçe düşürülecekse düşürülsün.

Aziz Yıldırım’a çok ağır ceza verilecekse verilsin.

Düşürülmesi istenen başka takımlar varsa düşürülsün.

Hak mahrumiyeti alması istenenler kimlerse onlar açıklansın.

Oyun oynamakla zaman yitirmeyelim.

İktidar eninde sonunda istediğini yapacak.

Ahlak polisi edasıyla “Yeni Türkiye” çığlıkları atanlar da kına yaksın.

*****


Gökmen’le Yasin’in babası

Yaşı 50’lerde olanlar için Gökmen ve Yasin (Özdenak) ismi çok önemlidir. Türk futbolunun iki kardeş ismi 30 yıl önce sahalarda fırtınalar estirirdi. Yasin kaleci, Gökmen santrfor olarak iki büyük yıldızdı.

Dün öğle saatlerinde yazılarıma hazırlık yaparken telefon çaldı. Arayan, “Can bey 90 yaşında bir okurunuzum” dedi. Pazar günü yazdığım bedelli askerlik üzerine esprili yazımı okumuş. “Sen 18 ay yapmışsın, biz savaş yıllarına denk geldik, tam 4 yıl askerdeydim, ben de paramı isterim” diye yazımdaki espriye katılınca “Sizin hakkınızı ödeyemeyiz ki” karşılığını verdim.

Askerlik yaptığı yıllardan biraz söz etti, savaş yıllarını anlatırken sesine bir hüzün çöktü. Sonra “biliyor musun ben kimim?” dedikten sonra “Adım Osman, soyadım da Özdenak” diye ekledi.

10 saniye kadar düşündükten sonra “Gökmen’le Yasin” dedim. “Bravo, iyi hatırladın” deyince “Onlar unutulur mu” dedim ben de.

“Bak” dedi “Sana bir sır vereyim. Gökmen’le Yasin çocukken biz aslında Fenerbahçeliydik. Tıpkı senin gibi. Sonra çocuklar İstanbulspor’a geçip Fenerbahçe’ye rakip olunca bende de bir İstanbulspor sevgisi başladı. Sonra Galatasaray’a geçtiler, o günden beri ben de Galatasaraylıyım, kusura bakma.”

Karşılıklı güldük. Osman Bey “yıllarca oğullarımın da sayesinde futbolla çok yakındım. Ama artık futbol keyif vermiyor. Futbolun canına okundu, ne heyecan kaldı ne rekabet. İnan, maçlara bakmıyorum, merak bile etmiyorum” dedi.

90 yaşındaki Osman Özdenak her gün gazeteleri okuyor, televizyonları izliyor, ülkede ne olup bittiğini enerjisinden hiçbir şey yitirmeden gözlüyor. Milyolarca kişi gibi o da futbola sokulan hançerden rahatsız. Ne kötü...

*****


Tayyip Bey istemese Gül veto eder miydi?

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül şike yasasını veto ederek gürültüsü çok çıkan “Yeni Türkiye” slogancılarının kahramanı oldu. Gül “sorumlu cumhurbaşkanı” gibi davrandığı için övülüyor şimdi.

Neymiş, aynı yasayı daha önce onaylamış, şimdi değişikliği imzalaması Çankaya’yı noter durumuna düşürürmüş, ayrıca kamuoyunun tepkisini göz önüne almış.

Laflar güzel de, ne kadar doğru?

Örneğin çok merak ediyorum, eğer şike yasasındaki değişiklik 4 partinin ortak kararı değil de hükümet tasarısı olarak gelseydi Cumhurbaşkanı şimdiki gibi mi davranırdı. AKP’yi ve Başbakan Erdoğan’ı karşısına alabilir miydi?

Örneğin bedelli yasa tasarısı kabul edildi Meclis’te. Başbakan’a sormuşlardı yasa görüşülürken “Meclis’de bir değişikliğe uğrar mı?” diye. Başbakan da “Cık” demişti kafasını iki yana sallayarak “Hiçbir şey olmaz.”

Bedelli konusunda da kamuoyu tepkisi vardı, vicdanları rahatsız ediyordu bu yasa ama cumhurbaşkanı tereddüt etmedi imzalamakta.

Haydi işin vicdan ve kamuoyu baskısı tarafını geçelim, yaş sınırı ve miktar çok bulunmuştu geniş bir kesimde, Cumhurbaşkanı yine tereddüt etmemişti.

Yine sorayım “Başbakan bu değişikliğin arkasında duran iki cümle söylese veto yine de gelir miydi?”

*****


Ergenekon sanıklarına ziyaret yasağı

Haklarında sürdürülen soruşturmalar nedeniyle tutuklu olan on binlerce kişi var. Bu kişilerin aileleri, yakınları ve arkadaşları savcılardan izin alarak ziyarette bulunabiliyor.

Nitekim kamuoyuna da çok yansıdı, şike soruşturması nedeniyle tutuklanan pek çok ünlü, yakınları ve arkadaşları tarafından ziyaret edilebiliyor.

Uyuşturucudan, kaçakçılıktan, çeşitli adi suçlardan tutuklananlar da ziyaret edilebiliyor.

Ancak sıra Ergenekon, Balyoz gibi davalara geldiğinde bu ziyaretlere ya hiç izin verilmiyor ya da çok kısıtlı veriliyor.

Dün bir emekli albayla konuştum. Ağlamaklı bir sesle “47 yıllık arkadaşım tutuklu ama savcılık görüşmemize izin vermiyor. Ancak mahkemede 10 metre uzaktan bağırarak konuşabiliyoruz duruşma günlerinde” dedi.

Emekli albayın iddiasına göre savcı ile İl Jandarma Alay Komutanı arasında bir tartışma yaşanmış, savcı da bu nedenle hiçbir görüşme talebine izin vermiyormuş.

Bu iddia ne kadar doğrudur bilemem ama Ergenekon, Balyoz ve benzeri davalardan tutuklu olanlarla yakınları, arkadaşları zaten büyük sıkıntı içinde, bir de görüştürmeme tavrının kime ne yararı var, anlamak mümkün değil.

*****


ABD Başkan Yardımcısı ülkemize dublörüyle gelmiş. Bir türlü çözülemeyen sorunları gördükçe insan, “Acaba bizimkiler de o koltuklara dublörlerini mi oturtuyor?” diye sormak istiyor! (Gani Yıldız)


Can Ataklı
Vatan