Çağlayangil, Atatürk'e Dersim Oyunu


Dersim’de bir sorumlu varsa Çağlayangil’dir

Usta gazeteci Hulki Cevizoğlu, Karadeniz TV’de canlı yayımlanan programı Ceviz Kabuğu’nda Dersim’le ilgili tartışmalara son noktayı koydu. Cevizoğlu, dönemin emniyet müdürü İhsan Sabri Çağlayangil’in Atatürk’ü nasıl yanılttığını belgeleriyle kanıtladı.

Hulki Cevizoğlu Cevİz KabuĞu’nda belgeleriyle açıkladı
Dersim’de aşırıya gidildiyse sorumlu Bayar ve Çağlayangil
Çağlayangil, Tanju Cılızoğlu’nun hazırladığı anı kitabında, Dersim’de yaptıklarını ve Atatürk’ün hastalık dönemini kullanarak ona nasıl oyun oynadıklarını ve emri vaki yaptıklarını itiraf ediyor. Cevizoğlu, “Bu kitabın piyasada bulunmadığını, buna atıf yapanların kulaktan dolma, ezbere konuştuğunu” söyledi
Hulki Cevizoğlu Ceviz Kabuğu programında Dersimle ilgili tartışmalara son noktayı koyacak belgeleri gün ışığına çıkardı.
Cevizoğlu Dersim konusunda ortaya sürülen belgelerin güvenilirliğinin tartışmalı olduğunu, Atatürk düşmanlarının da Atatürkçülerin de ezber ve kulaktan dolma bilgilerle konuştuğunu, havada sallayınca gerçek belgeymiş gibi yutturulmaya çalışıldığını ifade etti. Cevizoğlu şöyle konuştu:
“Dersim konusunda Türkiye’yi bekleyen tehlikeler konusunda herkes bir şeyler söylüyor. Ekrana çıkan, eline kağıt alıp ‘işte bu belge’ diyor, kağıt sallıyor. O kağıdı sallayan kim ise ona yandaş medya o belge doğruymuş gibi yayın yapıyor. Bu sallanan şeyler hakikaten belge midir? Atatürk’ü suçlamaya, Cumhuriyetin, devletin özür dilemesine kadar gelen noktada gösterilen belgeler ne derece doğru?
Burada bir isyan mı var? İsyan yok, soykırım mı var? Bunları araştırdık. Atatürk’ün partisi Atatürk’e sahip çıkamıyor. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu başta olmak üzere ‘Atatürk katliam yapmamıştır’ sözünü kendilerinden duyamadık. Bildikleri ve ezberleri şu: ‘Arşivler açılsın’. Papağan gibi herkes ‘arşivler açılsın’ diyor. Arşivler açılacak da ne olacak? Atatürk katliam mı yaptı? Onu mu bulacaksınız? Ya da kendinize o kadar güveniyorsunuz da Atatürk katliam yapmadı onu mu bulacaksınız? Bilmiyor musunuz ne olduğunu? Araştırmadınız mı? O koltuklarda nasıl oturuyorsunuz? Varsa yoksa arşiv açılsın. Arşiv burada işte! Ne var arşivde?”
Cevizoğlu, bu sözlerinin ardından Dersim olayı üzerinden Atatürk’ü karalamaya, onu yok etmeye çalışanların bütün tezlerini çürütecek belgeleri bir bir açıkladı.
Karadeniz TV (KRT) ekranlarında canlı olarak hazırlayıp sunduğu Ceviz Kabuğu programının ilk bölümünde, bir yenilik yaparak “kendisini konuk eden” Cevizoğlu, konu başlıkları için program yönetmeni Didem Duyum’u davet etti.

İhsan Sabri Çağlayangil’in marifetleri!...
Cevizoğlu’nun açıkladığı belgelerin ilki Emniyet Müdürü İhsan Sabri Çağlayangil’e ilişkin.
Çağlayangil, Bilgi Yayınevinden çıkan Tanju Cılızoğlu’nun hazırladığı anı kitabında, Dersim’de yaptıklarını ve Atatürk’ün hastalık dönemini kullanarak ona nasıl oyun oynadıklarını ve emri vaki yaptıklarını itiraf ediyor. Hulki Cevizoğlu, “Bu kitabın piyasada bulunmadığını, buna atıf yapanların kulaktan dolma, ezbere konuştuğunu” ifade etti, şunları söyledi:
“Dersim üzerinden dönemin CHP’sini ve dolayısıyla Atatürk’ü vurmak, katliamcı göstermek çabaları var. Benim araştırıp bulduğum gerçekleri ne yazık ki bugünün CHP’si ve genel başkanı ile yöneticileri bile telaffuz etmiyor. Bunun nedeni ilerde ortaya çıkar.
Ama bilinen bir gerçek var ki Dersim’de suçlanacak birileri varsa o da Atatürk değil, daha sonra onun partisine karşı parti kuran ve bugün AKP’nin ‘Biz onların devamıyız’ diye gurur duyduğu sağ politikacılardır. Dönemin Başbakanı Celal Bayar’dır, Polis Müdürü İhsan Sabri Çağlayangil ve hatta 1923’deki raporları ile Dersim’lilerin tümünü ağır sözlerle kötüleyen Kâzım Karabekir’dir.”
Cevizoğlu, ilk elden kaynağa dayandığını belirterek, Çağlayangil’in kitabında anlattıklarını okudu:
“Yıl 1937
Şükrü Sökmensüer, Atatürk döneminin ünlü Emniyet Genel Müdürlerinden.
Bir gün beni çağırdı.
‘Atatürk, Diyarbakır’da Singeç Köprüsü’nü açmaya gidecek’ dedi.
O tarihte Seyit Rıza, Dersim’in lideri. Aynı zamanda kendisi Peygamber sülalesinden geliyor. Seyit Rıza’nın bir de dini kimliği var.
Fırat, Şeytan Köprüsü başında bir karakol var. Köprüye Dersimliler bir baskın düzenliyorlar. Baskında karakol yakılıyor ve
33 askerimiz şehit ediliyor.
İşte bu olay Dersim İsyanı’nın başlamasıdır.
Atatürk olayla ilgileniyor ve ilgililere kesin talimatı veriyor:

‘Bu meseleyi kökünden hallediniz.”
“Bu meseleyi kökünden hallediniz” sözü Atatürk’e değil, Bayar’a ait!
Cevizoğlu, yaptığı araştırmalarda, Çağlayangil’in Atatürk’e atfettiği “Bu meseleyi kökünden hallediniz” şeklindeki sözlerin Atatürk’e değil, Celal Bayar’a ait olduğunu belirtti. Cevizoğlu, Celal Bayar’ın 29 Haziran 1938’de TBMM’de yaptığı konuşmayı kaynak göstererek (TBMM, Cilt 26, 29.6.1938 Çarşamba, Celse 2, İçtima 3, İnikat 83, s.504), “Bu konuşma, 2. Dersim İsyanı dönemindeki bir konuşmadır” dedi ve Bayar’ın sözlerini okudu:
“Dersim’de geçen sene askeri harekat yapıldı. Bu sene daha fazla kuvvetlerimiz toplanmıştır. Dersim denilen işi sureti katiyede tasfiye etmek için alacağımız bir tedbir daha vardır. Yakında Ordumuz Dersim havalinde manevralar yapacaktır. Bu münasebetle ordumuz Dersim için vazife alacak ve umumi bir tarama hareketi ile, tedip kuvvetlerine katılarak bu meseleyi kökünden söküp atacaktır.
Dersimliler ne istiyor? Dersimli orada oturup şakavet yapmak istiyor, mal çalacağım ilişmeyeceksiniz diyor, adam öldüreceğim, kanuni takibat yapmayacaksınız diyor, silahla gezeceğim müsamaha edeceksiniz diyor, vatani mükellefiyetlerimi ifa etmeyeceğim imtiyazlı bir insan olarak hepinizin muvacehesinde dolaşacağım diyor. Bizim sesimizde şevkat olduğu kadar kudret de vardır. Bu ikisinden birisini intihap etmek kendilerine aittir. Bilmelidirler ki, şefkatimiz de kahrımız da boldur.”

1938 “Derin Devleti”nin isyancılarla görüşmesi
Cevizoğlu, bu açıklamadan sonra Çağlayangil’in anılarına tekrar dönerek, şu bilgileri verdi.
Bu sırada Malatya Emniyet Müdürlüğü’nden Ankara’ya tayin edilen Çağlayangil, izin alarak Vali İbrahim Ethem Akıncı ile bölgeye gidiyor. Burada Genel Müfettiş Abdullah Paşa da devreye giriyor. “Asilerle görüştüm” diyen Paşa, onlardan aşiretin başı olan kişileri teslim etmelerini istiyor. Teslim ederlerse harekatı durdurup barış yapmayı vadediyor. İstenen kişiler arasında Seyit Rıza da vardır. Ancak Seyit Rıza ile birlikte üç kişiyi teslim edemeyecekleri yanıtını alıyorlar.

Atatürk’e bile oyun oynayan “Derin Devlet!”
Cevizoğlu, ayrıca 1908 doğumlu Çağlayangil’in 1935 yılında Malatya Emniyet Müdürü iken 27 yaşında olmasına dikkat çekerek, “27 yaşında İl Emniyet Müdürü olan bir insan neler yapmaz? Bu yaştaki insanın tepkileri daha fevri olmaz mı? Seyit Rıza isyan etmiş, isyancı. Cezasını vereceksin. Ama bu hukukla, yaptığıyla sınırlı kalacak. Oysa kalmamış. Başta Başbakan Celal Bayar ve özel görevli İhsan Sabri Çağlayangil olmak üzere Vali, Sıkıyönetim Komutanı General Alpdoğan, Emniyet Genel Müdürü Sökmensüer ve savcıya söz geçiremedikleri için Çağlayangil’in sınıf arkadaşı olan savcı yardımcısı gibi görevliler bir yığın hukuk dışı işler yapıyor. Atatürk’ün bilgisi dışında neler yapıldığını Çağlayangil’in kendisi itiraf ediyor. Bu itiraflar, herkesin kendi lehine ezbere kaynak gösterdiği, ama tam tersi açıklamaların yer aldığı ‘Çağlayangil’in Anıları’ adlı kitapta var” dedi.
Hulki Cevizoğlu, adı geçen kitaptan aynen alıntı yaptığını belirterek şunları
okudu:
“Çağlayangil anlatıyor:
Aradan aylar geçti; Seyit Rıza ve çevresi yakalandı. Mahkemeleri sürüyor, işte bu sırada Atatürk, Diyarbakır’daki Murat Suyu üzerinde yeni yapılan Singeç Köprüsü’nü açmak için Elazığ’a gelecek. Karayoluyla Singeç Köprüsü’ne geçecek.
Emniyet Genel Müdürü Şükrü Sökmensüer Bey bana, ‘Atatürk, Singeç Köprüsü’nü açmaya gidecek. Dersim harekâtı bitti. Beyaz donlu altı bin doğulu Elazığ’a dolmuş. Atatürk’ten; Seyit Rıza’nın hayatını bağışlamasını isteyecekler. Beyaz donluların Atatürk’ün karşısına çıkmalarına meydan vermeyelim’ dedi.
1937 yılında resmi tatil, cumartesi öğleden sonra. Atatürk, pazartesi günü Elazığ’a gelecek. Bizden istenenler; ‘Asılacak asılsın’ ve Atatürk’ün karşısına beyaz donlular çıktığı zaman iş işten geçmiş olsun.
O dönemde Elazığ Valisi Şefik Bey, Savcı Hatemi Senihi Bey, Emniyet Müdürü Serezli İbrahim Bey, savcı yardımcısı ise Hukuk’tan sınıf arkadaşım.
Şükrü Sökmensüer bana, ’Sivillerden Emniyet Genel Müdürlüğü’nün siyasi şubesinden istediklerini al. Atatürk’ün istasyondan Halkevi’ne kadar korunması de size ait’ dedi. Başta Macar Mustafa olmak üzere altı kişi alıp yola çıktım. Trenle Elazığ’a vardım. Emniyet Müdürü İbrahim Bey’e gittim. Savcı için, ‘Kural dışı bir şey yapmaz, mümkün değil’ dedi.
Savcıya gittim. Durumu kendisine anlattım. Bu konuda Adalet Bakanlığı’ndan bir telgraf aldığını ama mahkemelerin cumartesi tatil olduğunu, tatilde ise sonuç almanın mümkün olmadığını bana bildirdi. Ve ekledi: ‘Ben de mahkemeleri etkileyemem.’
Oysa biz, mahkemenin, kararını Atatürk gelmeden evvel vermesini ve geldiğinde Seyit Rıza meselesinin kapanmış olmasını istiyorduk. Ben bunu halletmek için hükümet tarafından buraya gönderilmiştim.
Savcı yardımcısı arkadaşım bana, ‘Sen valiye söyle, bu savcı rapor alsın gitsin, ben senin istediğini yaparım’ dedi?
Biz mahkemenin tatil günü işlemesini ve alınacak sonucun infazını istiyorduk.
Savcı rapor aldı. Arkadaşım vekil olarak savcının yerine geçti.
Mahkeme hakimini evinde buldum. Gittiğimde mahkemenin aldığı kararı yazdırıyordu. Hakimle konuştuk.
Kendisi, kararı daktiloya çektirmekle meşguldü.
Hakim bana, ‘Cumartesi mahkeme toplanmaz, ancak pazartesi günü mahkemeyi toplar, kararı veririz. Salı günü de idam hükümlerini yerine getiririz’ dedi.
O zamanlar dördüncü bölgede temyiz hakkı yok.
Abdullah Paşa, Sıkıyönetim Kumandanı olarak kararı tasdik edecek. O da, ‘Yukarıdaki karar tasdik olunur’ demiş, basmış boş kağıda imzasını! Yukarıya, ‘Abdullah Paşa’nın idamı’ diye yazsanız kendisi asılacak.
Hakime dedik ki:
‘Dediğiniz gün Atatürk geliyor. Maksat hasıl olmuyor ki.’
Hakim ‘Başkaca bir şey yapılamaz’ diyerek kestirdi attı. Ben de kendilerine sordum:
‘Sizin saat 17.00’den sonra davaya devam ettiğiniz olmuyor mu?’
‘Ooo, çok oluyor. Gün oluyor, dokuzlara onlara kadar çalışıyoruz’
‘Eee, sondan beş saat ihlal ediyorsunuz da baştan beş saat ihlal etseniz, olmuyor mu? Yani pazar akşamı sahurdan sonra mahkemeyi açarız. Pazartesi günü, saat 24.00’ten sonra başlıyor’ dedim.
Hakim;
‘Elektrikler kesiliyor’ dedi.
Ona da çare bulduk. Otomobil farları ile hapishaneyi aydınlatırız. Halkevine lüksler koyarız. Hakim bu defa,
‘Samiin (İzleyiciler) yok’ dedi. Ona da çare bulduk.
‘Samiin de getiririz.’
‘Kaç kişi asılacak?’
‘Onu karardan önce söyleyemem’ dedi. Ama ekledi:
‘Savcı, 27 kişinin idamını istedi.’’ Biz ona göre mi hazırlığımızı yapalım?’
‘Bilemem’ dedi.”

Yeniçağ