Şükrü Elekdağ’dan ‘tweet-tweet’ Sarkozy’ye şamar atma yöntemi


Emekli Büyükelçi ve eski CHP Milletvekili Şükrü Elekdağ Fransa’nın “soykırım ayıbına” karşı amansız bir mücadele vererek iktidarı ve kamuoyunu uyarmaya, Fransa’ya yönelik hukuksal eylem yöntemlerini anlatmaya çalışıyor.

Elekdağ, yaşıyla aslında pek uygun olmayan, çağın en önemli sosyal iletişim alanı Twitter’ı kullanarak uyarılarını madde madde anlatıyor.

Kullananlar biliyor, Twitter’da bir mesaj en fazla 140 karakter olabiliyor. İşte Elekdağ maddelerini bu sınırı aşmadan yazıyor ve tamamı okunduğunda ortaya müthiş bir metin çıkıyor. Hiç yorum yapmadan, Elekdağ’ın Fransa’ya karşı yapılması gerekenleri anlatan ve binlerce kişiye olduğu gibi iktidar temsilcilerine de giden tweet’lerini sizlerin değerlendirmesine sunuyorum.

1- Türkiye, Sarkozy yönetimine okkalı bir hukuksal şamar atma imkânına sahiptir. Kısa bir girizgâhtan sonra bunun izahını yapacağım.

2- Ermeni iddiaları Fransa’da yıllardan beri seçim malzemesi yapılıyor, dış politikada da ülkemize karşı baskı ve şantaj amacıyla kullanılıyor.

3- Geçmiş deneyimler Türkiye’nin kendine zarar vermeyecek nitelikte ekonomik önlemlerle Fransa’yı bu saplantıdan ve tutumundan vazgeçiremeyeceğini gösterdi.

4- Türk hükümetlerinin önce esip gürleyip sonra hiçbir şey yapamamaları maalesef alay mevzuu oldu.

5- Hatta, UMP Milletvekili Deveciyan Ulusal Meclis’te “misillemeden korkmayın Türkler kurusıkı atar ama onlarda tehditlerini uygulayacak irade ve cesaret yoktur ” dedi.

6- Fransa’yı tutumundan vazgeçirecek 2 yol ve yöntem var. Birincisi hukuki. İkincisi ise, Türkiye ’nin yumuşak gücü ile Ermenistan’ı etkilemesi.

7- Biz bu tweet’lerde hukuksal yöntemi ele alacağız. Önce, bir suçun soykırım diye tanımlanması ve nitelenmesi için neler gerekiyor ona odaklanalım.

8- Soykırım gelişigüzel kullanılacak bir sözcük olmayıp uluslararası bir suçtur ve uluslararası bir hukuk enstrümanıyla kodifiye edilmiştir.

9- Bu enstrüman, 1948’de BM Genel Kurulu’nda kabul edilen “Birleşmiş Milletler Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi ”dir.

10- BM Soykırım Sözleşmesi’nin 2. maddesi suçu tanımlamış ve suçun mevcut olması için kanıtlanması gerekli olan maddi ve manevi unsurları belirlemiştir.

11- Bir zanlının soykırım suçu ile suçlanabilmesi için, yetkili ceza organınca suçun maddi ve manevi unsurlarının mevcudiyetinin kanıtlanması gerekir.

12- Soykırım suçunu diğer kitlesel öldürme fiillerinden ayıran husus, eylemin hedef alınan belirli bir grubu yok etmek özel kastıyla işlenmesidir.

13- Özel kasıt soykırım eyleminin saptanmasında kilit nitelik taşır. Hedef alınacak grup, ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir gruptur.

14- Soykırım suçunun mevcut olabilmesi için BM Soykırım Sözleşmesi’nde belirtilen yetkili mahkemeler tarafından saptanması ve hükme bağlanması gerekir.

15- Yetkili mahkemeler, suçun işlendiği ülkenin ceza mahkemesi, Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Uluslararası Adalet Divanı’dır.

16- Uluslararası tatbikatta, adlarını saydığımız son iki uluslararası mahkeme yetkili mahkeme olarak kabul edilmiştir.

17- Bugüne kadar yetkili bir uluslararası mahkeme kararı olmadan hiçbir zanlı soykırımla veya insanlığa karşı suçla suçlanmamıştır.

18- Esasen hukukun temel ilkesi olan masumiyet karinesi, BM Evrensel İnsan Hakları Bildirgesinin 11. Maddesinde yer almıştır.

19- Bildirgeye göre bir suçla itham edilen bir kimse açık yargılama ile kanunen suçlu olduğu saptanmadıkça masum sayılır.

20- Fransız Parlamentosu’nun 2001’de “Fransa Ermeni soykırımını alenen tanır” şeklinde bir maddelik bir yasa geçirdiği anımsanacaktır.

21- Bu yasa, BM Soykırım Sözleşmesi’ni şu iki açıdan ihlâl etmektedir:

22- a) Yetkili hukuki merciler tarafından cezai sorumluluk tahkikatı yapılarak soykırım suçunun kurucu unsurları saptanmamış ise soykırım isnadının hiçbir geçerliliği yoktur.

23- b) Soykırım eyleminin mevcudiyeti ancak, BM Soykırım Sözleşmesi’nde öngörülen yetkili mahkemelerin kararıyla saptanabilir.

24- Bu durumda Türkiye, BM Soykırım Sözleşmesi’nin 9.maddesi uyarınca Uluslararası Adalet Divanı’na başvurarak şu 2 sorunun yanıtlamasını isteyebilir:

25- a) BM Soykırım Sözleşmesi hükümleri ışığında Fransız Parlamentosu’nun 1915 olaylarının soykırım olduğuna karar verme yetkisi var mıdır?

26- b) BM Sözleşmesi’nin soykırımı tanımlayan 2. maddesi ışığında 1915 olayları soykırım olarak nitelenebilir mi?

27- Fransa’ya dava açarken Türkiye’nin almayı beklediği sonuçlar şunlardır:

28- Birincisi, Fransız parlamentosunun soykırım kararı almaya yetkili olmadığının ve aldığı kararın geçersiz olduğunun hükme bağlanması.

29- İkincisi, Uluslararası Adalet Divanı’nın “kanunilik ilkesi” ışığında 1915 olaylarına bakamayacağını açıklaması. Kanunilik ilkesini kısaca izah edelim.

30- Kanunilik ilkesinin 2 boyutu vardır: Kanunsuz suç olmaz (nullum crimen sine lege) ve kanunsuz ceza olmaz (nulla poena sine lege).

31- Yani eylem vuku bulduğunda kanunda suç olarak tarif edilmemiş eylem cezai sorumluluk doğurmaz.

32- Bu söylediklerimiz, Türkiye’nin UAD’den her 2 sorusuna da beklediği yanıtları alacağını göstermektedir.

33- Bu şekildeki bir karar Sarkozy yönetiminin suratına bir şamar gibi patlayacak, Türkiye açısından şu olumlu sonuçları doğuracaktır:

34- 1) Fransa’nın Türkiye’yi soykırımla suçladığı 2001 tarihli yasasının hukuken geçersizliği ilan edilmiş olacaktır.

35- 2) Bu şekilde Fransa’nın halen geçirmeye çalıştığı inkâr yasasının temeli çürüyecek, bu yasa uygulanamaz duruma gelecektir.

36- 3) Fransa’nın içine düştüğü absürd durum diğer Avrupa ülkeleri parlamentoları için caydırıcı bir ders olacaktır.

37- 4) Türkiye-Fransa ilişkilerindeki ciddi bir gerginlik ve baskı ve unsurunun elimine edilmesine yol açacaktır.

38- 5) Ermeni soykırımı iddiasına ciddi bir darbe vuracak ve bu gelişme Erivan’da Türkiye ile ilişkilere makulâne yaklaşma eğilimdeki siyasetçilerin elini kuvvetlendirecektir.

39- Sarkozy’ye yaptığı işin saçmalığını anlatacak ağır bir hukuksal şamar atmanın yolu budur.

*****


Oy kullanan sayısı önemli değil

Fransa Meclisi’nin ayıp kararına medyamızdan gelen tepkilerden biri de 577 üyeden sadece 70’inin oturuma katılması ve bunun 40’ının “evet” oyu vermesi.

Şunu bilmeliyiz ki, bir yasa için kullanılan oy sayısı o yasanın geçerliliğini değiştirmez.

Türkiye’de de birçok yasa çok az sayıda milletvekilinin katıldığı oturumlarda kabul edilir.

Çünkü yasaların hazırlanmasında önemli olan komisyon çalışmalarıdır. Yasalar buralarda tartışılır, olgunlaşır ve hazır hale getirilir.

Milletvekilleri bir yasanın meclisten geçip geçmeyeceğini bilirler. Bu nedenle mecliste toplantı için yeter sayı bulunması halinde tüm milletvekillerinin gelip oy kullanmasına gerek yoktur.

Fransız Meclisi’nde de 38 kişi evet oyu vermiştir ama bilmeliyiz ki, eğer “hayır” diyenlerin o sırada daha fazla olduğu görülseydi, “evet” diyecekler hemen salona girerlerdi.

Meclis’te 55 kişinin olması o sırada Meclis binasında o kadar milletvekili olduğu anlamına da gelmez. Bizde de olduğu gibi milletvekilleri oturumlar sırasında yine Meclis’tedir, oturumları izlerler, aksi bir durum olursa hemen salona giderler.

Ve son not; bir yasaya 577 kişiden 55 kişinin oy vermesi ölçü değildir, pratikte diğer milletvekilleri “evet” oyu vermiş sayılır. Eğer bir milletvekili yasanın geçmesini istemiyorsa gelir ve hayır oyu kullanır. Zaten geçeceğine inanılan bir yasa için kullanılmayan oylar da olumlu sayılır.

Can Ataklı
Vatan