Başbakan’ın Hitler’e benzettiği İnönü’den tarihi dersler
Yıl 1967…
Rumlar’ın Kıbrıs’ta Türkler’e karşı başlattıkları saldırılar giderek yoğunlaşıyor.
Durum çok kötü. Ankara’ya tatsız haberler yağıyor.
Ankara sopayı gösterince Rumlar korkuyor ve bir süre siniyorlar sonra yine azgınca ölüm kusuyorlar.
Türkiye adaya çıkmak için sürekli hazırlık yapıyor, eksiklerini gidermek için zamanla yarışıyor.
Bu hazırlıklar yurt dışında endişe yaratıyor.
Amerika ve NATO ülkeleri Türk-Yunan savaşı çıkmasından korkuyorlar.
ABD Büyükelçisi Başbakan Demirel’i ziyaret ederek, Başkan Johnson’un çıkarmaya karşı olduğunu diplomatik bir dille anlatıyor.
ABD Başkanı İnönü’den sonra Demirel’e de bir mektup gönderiyor.
Başkan Johnson Demirel’i biraz da kabaca “NATO’ya ait silahları ve techizatı Kıbrıs için kullanmayın” diye uyarıyor.
Bu mektuba rağmen Demirel çıkarma için yapılan hazırlıkları durdurmuyor. Uçaklar hergün düzenli aralıklarla sabahtan akşama kadar Kıbrıs üzerinde uçuyor, ses duvarını aşarak Rumlar’ın ağzını yüreğine getiriyor.
Mektuptan sonra toplanan bakanlar kurulu Türkiye’nin müdahale için kararlı olduğunu açıklayan bir bildiri yayınlıyor.
Başbakan Demirel bu israrı ile ABD’yi hayal kırıklığına uğratıyor.
Bu gelişmeler Başkan Johnson’un canını sıkıyor ve hemen diplomat Cyrus Vance’i Türkiye’ye gönderiyor.
Vance’e verilen görev şu:
“Demirel’i ve Türk-Yunan savaşını durdur.”
***
Demirel kabul ettiği Vance’e diplomasiye filan aldırmadan sert bir tonla şöyle diyor:
“Kıbrıs’taki vahşeti görmüyor musunuz? Neden bize geliyorsunuz? Bu dökülen kanlar bizim kardeşlerimizin kanları. Çiğnenen hukuk da milletimizin hukuku. Başka yere gidin!”
Vance gerekli yanıtı aldıktan sonra doğru Atina’ya oradan da Lefkoşe’ye gidiyor.
Demirel de, İnönü ile öteki muhalefet partilerinin liderlerine gelişmeler hakkında geniş bilgi veriyor.
İnönü ile Demirel’in yaptığı görüşme tarihi bir kişiliğe sahip kurt politikacının verdiği derslerle dolu.
Demirel’in açıklamalarını dinleyen yılların binbir deneyiminden geçmiş, Kurtuluş Savaşı’nın muzaffer Komutanı, İkinci Dünya Savaşı’nın öngörülü, kararlı, saygın devlet adamı, çok partili rejimin mimarı, karşısındaki genç Başbakan’a önerilerini tane tane söylüyor:
“Ordunun yenilmemesini sağlayacak her önlemin alınması çok önemlidir.
Ordunun onuru özenle korunmlalıdır.
Bakınız… Ordu vatan uğruna ölmek için yemin etmiş insanlardan oluşan, devletimizi, bağımsızlığımızı, onurumuzu borçlu olduğumuz bir kurumdur.
Ordu varlığımızın güvencesidir.
Bu nedenle hiçbir kuruma benzemez.
Ordu yaralanırsa her şey yaralanır.
Bu sözlerimi unutma.” *
***
Bugünkü politikacıların bu dersleri önemseyecek kadar ayaklarının yere bastığından emin değilim.
Onlar o kadar başka dünyadalar ki, siyasette puan toplamak için İsmet Paşa’yı Hitler’e benzetecek kadar akıl ve mantık dışı konuşmalar yapabiliyorlar.
Türk Silahlı Kuvvetleri konusunda da İsmet Paşa’nın söylediklerinin tam tersini tutum içindeler.
Ordunun saygınlığı onları fazla ilgilendirmiyor.
Türkiye’nin bölgede vazgeçilmez ülke oluşunda ordunun gücünün ve saygınlığının büyük rolü olduğunu da önemsemiyorlar.
Onlar, kendilerini o kadar büyük görüyorlar ki, belki de tarihten ders almaya ihtiyaçları olmadığına inanıyorlar.
——————
*Çılgın Türkler Kıbrıs/Turgut Özakman
Tufan Türenç
