Sinsi dizaynın geleceği!..
Türkiye’de siyasetin 2010 yılından itibaren nasıl dizayn edildiğini yeniden anlatmaya gerek var mı?.. Hepimiz Google amcanın ekranlarından izledik:
Şoke eden kaset skandalları, MHP’deki tüm dengeleri sarsmıştı...
CH - MHP koalisyonunun bile tartışıldığı 12 Haziran öncesi, Devlet Bahçeli’nin kurmaylarına yönelik operasyon, MHP’yi beklediği oy oranının altına çekmişti!..
Peki ya “Yeni CHP?..”
Deniz Baykal’a kurulan iğrenç tuzağın ardından “Yeni CHP”de yaşanan ideolojik dönüşümün nereye uzandığını partinin tabanı zaten ibretle izliyor!..
Atatürk’çülerin, ulusalcıların CHP’nin geleceğini riske atma uğruna tasfiye edilmesinin ardında, masum bir “yeni”leşme gerekçesi barınabilir mi?..
Evet, sözün kısası siyasete yönelik dizayn çabalarının kökü uzakta, dibi derinde olan gerekçeleri vardı...
Siz, Büyük Ortadoğu Projesi’nden (BOP) Hilafetin rövanşına, tarikat devleti yaratma düşünden rejimden intikam almaya kadar bir dizi alengirli gerekçeyi irdeleyebilirsiniz!..
İşte günümüzde özellikle “Ergenekon”, “Balyoz” ve son olarak “28 Şubat” iddialarıyla askerin kıskaca alınması ve Anayasa tartışmalarındaki sapmalara bakarsanız; Türkiye’de siyasetin niçin sinsice dizayn edildiğini de görmüş olursunuz!..
Dizayn edilmiş siyasetin, rejime yönelik yıkım politikalarına karşı durması bir yana; kendi içinde yaşadığı ideolojik kırılmalar da ülkemizin geleceği açısından tehlike içeriyor!..
Yani; omurga erozyonu yaşayan siyaset, yalnızca rejimin tahrip edilmesine katkı sunmuyor, kendi ayağına da kurşun sıkıyor!..
Özellikle CHP’ye yönelik tabandan yükselen “Anayasa görüşmelerinden çekil” çağrısı büyük önem taşıyor...
Mayıs ayından itibaren Türkiye’nin Anayasa değişikliğiyle yaşayacağı büyük tartışmalar, yalnızca rejimin Kurtuluş Savaşı’yla örülmüş duvarlarını tahrip etmeyecek, Truva kısraklarının kod numarası verilmiş kuyruğunu da açığa çıkaracak!..
İşte o zaman gaflet içindekiler de utanacak!..
Türkiye’nin Anayasa tartışmalarını çok dikkatle izlemesinde yarar var... Çünkü durum bence tahmin edilenden ve öngörülenden daha da vahim!..
Tehlikenin farkı!..
Hazır “Truva” demişken, kimi işbirlikçi mevkutelerin siyasetteki derin dizayna sundukları katkıyı ve yaşadıkları ideolojik sapmayı da unutmamak gerekiyor!..
Çünkü döneğinden Sorosçu’suna kadar eline kalem verilmiş oyuncaklar, kendi bulanık ideolojilerini özellikle CHP’ye enjekte etmeye çalışırken, diğer yandan da iktidara hizmet etmiş olmadılar mı?..
İşte bir dönemin fikir merkezlerinden sayılan o mevkutelerden biri de, “İkinci Cumhuriyet” safsatasının “yeni”leşme kuyruğunda sürüklenirken, kör olmuş kargalar gibi gaflet kuyusuna pike yapıyor!..
Bu zavallı gidişi, hikmeti kendinden menkul Sorosçu kayınpeder yönlendiriyor!.. Tıpkı Kaz Dağı’ndan yuvarlanır gibi!..
Burada; kökleri derinlerdeki mevkuteleri hırslarına kurban edenlerin, kendi kandaşlarını siyasi kurumlara sızdırmalarından söz etmeyeceğiz!..
Çünkü onlar, klasik yalama- yağlama - yıkama düzeneğinin, al gülüm ver gülüm sonuçlarıydı!..
Bırakın, dönek zavallılar çeyrek yüzyıldır küfür ettikleri hasımlarının hoşgörü sofrasında karınlarını doyursunlar!..
Bırakın o bukalemunlar, emekçilerini diyalog uğruna müritlerin reklamında kullansınlar!..
Bırakın, tuvalete bile polis korumasında giden o ikiyüzlüler börtü böcek edebiyatıyla okurlarını kandırdıklarını sansınlar!..
Aydınlanmaya gerçekten inanmış yurttaşların “tehlikenin farkında mısınız” sorusuna vereceği artık tek bir yanıt vardır:
“Evet; tehlikeni(zi)n farkındayız, ya siz?..”
Oynamak lazımsa biz oynatırız!..
Fıkra mı gerçek mi bilemem, ama özellikle siyaset-zam ilişkisinde hep aşağıdaki öykünün benzerleri anlatılır:
Ülkenin birinde “astığım astık, kestiğim kestik” olan padişah, vezirini yanına çağırır ve ekmekten pirince, bulgurdan vergilere kadar her şeye zam yapılmasını ister...
Vezir zammı yaptıktan günler sonra ahalinin durumunu padişaha anlatır; “Efendim asayiş berkemal, milletin umurunda bile değil” der!..
Padişah şaşırır, “madem kullarımın keyfi yerinde biraz daha zam yapın” diye emir verir...
Vezir emri yerine getirir ve çarşıda pazarda dolaşmaya başlar. Esnaf kendi halinde, kahveler tıklım tıklım millet zar atmakta, şarap içmektedir...
Durum yine padişaha bildirilir; “Efendi hazretleri, ahali günlük meşgalesindedir, kimseden şikayet yoktur“ diye rapor sunar...
Padişahın şaşkınlığı biraz da öfkeye dönüşür!.. Bir zam talimatı daha verir. Biraz açgözlülük ve biraz da insafsızlıktan olsa gerek, memlekette yiyecekten içeceğe ne kadar ürün varsa yeniden zamlanır...
Bir gün sonra çarşıya çıkan vezir, bir de ne görsün; cümle ahali göbek atıp oynamaktadır!..
Vezir koşarak saraya gider ve durumu anlatır... Padişah işte o an morarır ve “yandığımızın resmidir” diye bağırır!..
AKP hükümeti en son geçen haftalarda elektriğe yüzde 9.26, doğalgaza ise yüzde 18.72 zam yapınca yurttaşlarımız yine her zamanki sükunetle karşıladı...
Meclis’teki muhalif partiler de sessiz kalınca, zammı herkes bir güzel sineye çekti...
Peki ya göbek?.. İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, bu kadar zam yapılmasına rağmen milletin henüz oynama ve oynatma aşamasına gelmediğini anlamış olmalı ki, kolları sıvamış!..
İçişleri Bakanımız, Erzurum Aşkale’de, 5 TEDAŞ görevlisine mezar olan buzlu gölette inceleme yaparken, “Geldiğinize çok sevindim” diyen 60 yaşındaki Mustafa Boğaçayır‘a “Nerden bileyim sevindiğini? Hadi bir takla at göreyim” diyerek göbek attırmış!..
Şahin, “Komünizm lazımsa onu da biz getirir “diyen eski Ankara valilerinden Nevzat Tandoğan’ın pabucunu dama atmış oldu:
“Oynamak lazımsa biz oynatırız!..”
Mehmet Faraç
Aydınlık
