Devrim düşmanlığı
Devrimiyiye ve (inkılâp), ileriye yönelik toplumsal atılım yaşamda ve açılımlarla gerçekleştirilen kökten değişikliktir. Türkiye’miz, Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilkelerini temel edinen Türk Devrimi ile bu mutluluğu yaşamıştır.
Özellikle 1950’de başlayan siyasal gericilik (irtica) giderek öbür alanlara yayılmış, inançtan eğitime uzanan geniş çizgide Müslümanlığı soysuzlaştıran, yozlaştıran (dejenere eden) ve dinle hiçbir ilgisi olmayan biçimsel özentilerle, Araplaşma yavanlıklarıyla ilkellik sayılacak durumlara düşülmüştür. Bencil, çıkarcı anlayışların iktidar olma çabaları değişik sömürülerle gündeme gelmiştir.
Araplar dışındaki Müslümanları ve Müslümanların yönettiği yerleri “Türk Ümparatorluğu” olarak niteleyen Üngiliz belgelerinin ortaya koyduğu doğrultu, Türk düşmanlığının kökleşmiş bir Batı kini olduğudur. Öyle ki içimizdeki yabancılaşanlar bile Türk düşmanlığını Atatürk düşmanlığı olarak yansıtmakta ve yaşamaktadır.
Genelde nitelik değiştirme ve yenileme olan devrimin karşısına çağdaş değerlere karşı durup eskiyi geri getirmeye, eskiye uygun yapıya dönüşü amaçlayan gericilik çıkmaktadır. Bu olumsuz duruma “karşı devrim” denilerek pırıl pırıl “devrim” sözcüğünün gericilik anlamındaki bir benzetmenin içinde kullanılmasını doğru bulmuyoruz. Olsa olsa “devrim düşmanlığı, devrim karşıtlığı” denilebilir. Devrim, kötülüklerin, köhnemişliğin, çürümüşlüğün karşısındadır. Devrimin karşısındaki kalkışma “devrim” olarak nitelendirilemez, nitelendirilmemelidir. Ağız alışkanlığıyla kullanılan “karşı devrim” devrim yıkıcılığıdır.
“Adam olmak” yerine “adamı olmayı” insanlık yerine “işi düşmeyi” yeğleyen bir toplumda başka nice kavram kargaşası dilimizde dolaşmaktadır. Dil düzeni, dil temizliği, dil güzelliği yaşamı aydınlatan en güçlü, en etkin değerlerdir. Üsmet ÜNÖNÜ’nün güzel sözlerinden birine değinelim: Ulusal dil, ulusal varlık, ulusal savunmadır. Dili bozuk, dili kirli güçlüler bu güzel tanımın dışındadır.
Acı gerçek
Temelini Atatürk ilkelerinin oluşturduğu örnek Türk Devrimi’nin değeri bilinmemiştir. Bugün içinde bulunduğumuz uygarlık ve çağdaşlık olanaklarının tümünü cumhuriyetle taçlanan Türk Devrimi’ne borçluyuz. Yalanlarla, dolanlarla Büyük Atatürk’ü din karşıtı gösterip O’nun Müslümanlık’la ilgili özdeyiş nitelikli, içerikleri çok anlamlı sözlerini ve Doğu’da anlayış görmeyince siyasal yönden Batı’ya yaklaşmasını bilmeyenler ilericiliği değil gericiliği savunuyor. Atatürk’ün, Cumhuriyet’in bilimselliği, hukuksallığın, özgürlük ve bağımsızlığın değerini bilmeyenler devrimden anlar mı, demokrat olur mu? Durağanlığın tembeli, inancın bağımlısı ve tutsağı karanlığın oyuncusudur.
İktidar partisi İstanbul il Başkanlığı’nın Arena’da düzenlediği toplantıda konuşulanları, savları ve savunmaları birlikte değerlendirmek nereden nereye geldiğimizin ve geleceğimizin belirtilerini vermektedir. Günümüz Başbakanı’nın Pakistan’daki “milli irade” değerlendirmesine ters düşen Türkiye uygulaması ve sorumluluğu yargıya yüklemesi ilginç bir tutumdur.
Yekta Güngör Özden
Sözcü
