İnsanlar ölüyor, Sağlık Bakanı “bakıyor”
Son yıllarda sağlık sektöründe büyük atılımlar yapıldığı iddia ediliyor ama yolunuz hastanelere düştüğünde “bu atılımları” mumla arıyorsunuz, bulamıyorsunuz.
Geçtiğimiz Ağustos ayında geçirdiğim trafik kazası sonrası kaldırıldığım Bakırköy Sadi Konuk Hastanesi acil servisinde yaşadığım manzara, aradan geçen 9 aya rağmen kâbus gibi gözlerimin önünde. Acil Servis’te 15 hasta ve hepsine yetişmeye çalışan yürekli bir doktor. Kiminin başı yarılmış kiminin kolu kırılmış; bir çocuk beyin kanaması geçirmiş köşede yatıyor, kucağında yüksek ateşli bir çocukla bir kadın içeri dalıyor, bir baba kafası kan revan içindeki oğluyla feryat ediyor…
İnanın kendi derdimi unuttum, acil servisteki bu ağır travma havasına ne gibi katkım bulunabilir telaşına kapıldım.
Ortalık tam bir facia idi. Böyle bir ortamda insanın sağlığın kavuşması imkânsızdı. Nitekim benim de başıma 9 dikiş atıldı ama aylardır orada yaşadığım travmayı unutamadım. İstanbul gibi bir metropolün en önemli hastanelerinin birinde, en az 4 doktorun olması gereken serviste tek doktorun görev yapmasının doğal sonucuydu bu.
Bütün bu tabloya Türkiye’nin her yerinde rastlamanız mümkün. Kuru kuru binaları sağlık yatırımı diye dikerek o binaların içine sağlık hizmeti namına “çileden” başka bir şey koymazsanız sonuç bu olur.
Yine kendimden örnek vereyim: Babam KOAH hastası. Bir aya kadar önce solunum yetmezliğinden şikâyetle Akçaabat’ta yapılan Haçkalı Baba hastanesine götürüldü. Doktorlar yatarak tedavisi edilmesini istedi ama “devasa binada!” boş oda yoktu. Ambulansla Trabzon’a sevk edildi. Fatih Hastanesi’ne getirildi. Bir sorun vardı, burada da yer yoktu. Ambulansla şehrin 15 kilometre dışında Kaşüstü mevkiinde kurulan yeni hastaneye getirildi. Çok şükür yer vardı.
Kendisini ziyaret etmek için hastaneye gittim. Hastane TOKİ tarafından yapılmış bir “garip” yapı idi. Garajın altında 5 tane asansör vardı ve tam 15 DAKİKA BOYUNCA ASANSÖRÜN” gelmesini bekledik. Herkes isyan haklindeydi. Sonunda bir asansör geldi ama o da bozuk çıktı, katta kaldı. Sedyedeki acil bir hasta bizimle birlikte baygın bir şekilde bekledi.
Meğer hastanenin henüz resmi teslimatı yapılmamış. İçinde yüzlerce eksiği bulunan bina “halkın hizmetine!” sunulmuş.
Sağlık Bakanı için tabii ki bütün bunlar sorun değil!
Küçük sorunlar bunlar!
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde en çok doktorun, hemşirenin dövüldüğü, bıçaklandığı, öldürüldüğü bir Sağlık Bakanı dönemi yaşıyoruz. Üniversitelerin en kaliteli, en tecrübeli hocalarını ya hastane ya muayenehane diye küstürüp kaçırttılar. Birçok üniversite hastanesi uzmansız kaldı.
Hasta muayene ücretlerinde eczaneleri tahsilâtçı gibi kullanıp perişan ettiler.
Türkiye’nin neresine giderseniz gidin en fazla yığılma olan kurumlar olarak hastaneleri görüyorsunuz. Bindirilmiş kıtalar halinde hastane kapılarında bekleyen hasta ve hasta yakınları bambaşka bir rekora imza atıyor.
Ve tam da bu esnada 4 kişinin keneden öldüğü bilgisi geliyor önümüze. Yıllardan beri insanlar keneden ölür ama bu yıllar boyunca Sağlık Bakanlığı’nın ne gibi önleyici tedbir aldığına dair hiçbir bilgi yoktur.
İnsanlar ölür, bakan sadece açıklama yapar.
Sahi bir ülkede Sağlık Bakanlığı insanları sağlığın kavuşturmak için mi sağlığını bozmak için mi var?
Çok merak ediyorum.
Muharrem Bayraktar
Yeni Mesaj
