
Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu, aylar süren soruşturmasını tamamladı. Kurul, 625 sayfalık raporunda Turgut Özal'ın ölümünü şüpheli bularak otopsi istedi. Zamanında otopsi yapılmaması, ''akıl tutulması'' olarak değerlendirildi. Savcılık bu görüşe katılırsa, ''Feth-i Kabir'' yapılacak, yani Özal'ın mezarı açılacak!..
Merhum Cumhurbaşkanı'nın ani vefatıyla zihinlere takılan soruları, somut kanıtlar ışığında aydınlatmaktan çok uzak olan raporda, sadece bilinen komplo teorileri tekrarlanıyor!..
Raporun en dikkat çekici yanı, Osmanlıca deyimlerin giderek devlet diline yerleştiğini kanıtlıyor olması!..
''Feth-i Kabir'' bu deyimlerden biri!..
***
18 Haziran 1988...
Anavatan Partisi Genel Başkanı ve Başbakan Turgut Özal, partisinin Ankara'daki olağan genel kongresinde konuşurken, Kartal Demirağ'ın kurşunlarına hedef oluyor.
Demirağ'ın sıktığı 2 kurşundan biri, Özal'ın önündeki mikrofonun sehpasına çarparak elini sıyırıyor, diğeri boşa gidiyor.
Demirağ salondaki kargaşaya rağmen, yaralanmadan yakalanıyor, Turgut Özal ise hiçbir şey olmamış gibi, konuşmasına kaldığı yerden devam ediyor:
''Allah'ın verdiği canı, bir tek Allah alabilir...''
Bu sözler tarihe geçiyor...
***
Milli İstihbarat Teşkilatı ve İçişleri Bakanlığı, suikast girişimini en ince ayrıntısına kadar soruşturuyor.
''Örgüt işi mi, yoksa bireysel mi?''
''Birileri, eski ülkücü Kartal Demirağ'ı azmettirmiş olabilir mi?''
''Demirağ bu cesareti kim ya da kimlerden almış olabilir?''
''Ardında bir güç, parasal bir destek var mı?''
Soruşturmada bu sorulara cevaplar aranıyor. Ama kuşkuları doğrulayacak hiçbir somut delile ulaşılamıyor. Sonuçta Kartal Demirağ, 20 yıl apis cezasına mahkum oluyor. Ancak yaklaşık 4 yıl sonra, Özal'ın affetmesiyle şartlı tahliyeden yararlanıp, serbest kalıyor.
Derin soruşturmaya ve mahkeme kararına rağmen, komplo teorisyenleri, suikastin örgüt işi olduğu iddiasını sürdürüyor.
Sadece onlar mı?
Örgüt varsa bunu ortaya çıkarmakla görevli MİT'in bazı önde gelenleri de, aynı görüşü paylaşıyor!
***
O yıllar, Türkiye'de soruşturmacı gazeteciliğin ruhuna Fatiha okunmadığı yıllar... Patron ve ''Beyefendi'' baskısı da yok!
Tüm iddiaların üzerine cesaretle gidiyor, Kartal Demirağ başta olmak üzere, konuşması gereken herkese mikrofon uzatıyoruz.
Ulaştığımız sonuç şu:
Demirağ suikastte kullandığı tabancayı uzun süre toprak altında saklamış. Zaten eski olan tabanca neredeyse kullanılmaz hale gelmiş. Bu nedenle her atışta tutukluk yapıyor. İlk 2 mermiyi atıyor, ama üçüncüde mutlaka takılıyor.
Dikkat çekici tespitlerimizden biri de, silahtaki 5 merminin tümünün değişik markalardan olması.
Bu nasıl bir örgütse, görevlendirdiği tetikçiye çakaralmaz bir tabanca veriyor, aynı markadan 5 mermiyi bile bir araya getiremiyor!
Ama başta Ahmet Özal olmak üzere Özal Ailesi bireyleri, suikastın ardındaki gerçeklerin yeterince soruşturulmadığını söylemeye devam ediyor...
***
Yıl 1993...
Cumhurbaşkanı Özal, ani vefatının ardından İstanbul Topkapı'daki ''Anıt Mezar''a defnediliyor.
Milyonlarca seveni, merhumu gözyaşları içinde son yolculuğuna uğurluyor.
Cenaze töreninden yaklaşık 3-4 ay sonra Ahmet Özal, çok önemli bir haber için beni arıyor.
Anlattıklarını şaşkınlık içinde dinliyorum:
''Anıt Mezar'ın o kısa süre içinde törene yetiştirilmesi adeta imkansızdı. Ancak birdenbire çalışan işçilerin arasında ak saçlı, sakallı, nur yüzlü biri belirdi! Onu hiç kimse tanımıyordu. Sanki ışınlanmış gibiydi! İşçilere nasıl çalışmaları gerektiğini söylüyor, hatta bazı güç işleri, yaşından beklenmedik bir çeviklikle yapıyordu. Onun inanılmaz çabalarıyla 'Anıt mezar' törene yetişti. Ama nur yüzlü, ak sakallı yaşlı, geldiği gibi aniden ortadan kayboldu! Işınlanıp gidiverdi!..''
Ahmet Özal'ın anlattıklarını, ne diyeceğimi şaşırarak dinledikten sonra ''Peki elinizdeki belgesel çekimlerde bu nur yüzlü ihtiyarın görüntüleri var mı?'' diye sordum.
''Aradık taradık bulamadık. Herkes var, bir tek o yok! Demek ki kameralar onun görüntüsünü kaydedememiş!'' dedi.
''Ermişler görüntülenemez!'' demeye getiriyordu.
Masalsı öykülerle haber yapılamayacağını belirterek, mutlaka görüntü bulması gerektiğini söyledim.
Görüntüyü en kısa sürede getirme sözü vererek telefonu kapattı.
Hala getirecek!
Görüntüyü getirmedi ama ortaya bir başka iddia attı.
''Babam zehirlenerek öldürüldü!''
***
Dünyaca ünlü kalp cerrahı Dr. DeBakey, Turgut Özal'ı ameliyat ederek bazı kalp damarlarını değiştirmişti.
Merhum Özal aşırı kiloluydu ve beslenmesine pek özen göstermiyordu. Üstelik çok yorucu bir tempoyla çalışıyordu.
Şubat 1993'te kendisini yeniden muayene eden dostu Dr. DeBakey, değiştirdiği de dahil olmak üzere, tüm kalp damarlarının tıkalı olduğunu tespit etmiş ve derhal ameliyata almak istemişti. Ancak o, ''Balkanlar ve Kafkasya'da kan döküldüğünü'' söyleyerek, yorucu bir geziye çıktı. Üç ay sonra da vefat etti!..
Dr.DeBakey, Özal'ın kalp krizinden ölmüş olabileceğini açıkladı.
Türkiye'de son müdahaleyi yapan hekimler de bu doğrultuda görüş belirtti.
***
Ülkede üzerine gidilip aydınlatılması gereken yığınla vahim olay varken, Devlet Denetleme Kurulu komplo teorilerini rapor haline getiriyor.
Örneğin 10 yıllık AKP iktidarında 11 bin işçinin yitip gitmesine sebep olan ölümcül iş kazalarının ardındaki gerçekler araştırma konusu olmayacak mı? Sorumlular ortaya çıkarılmayacak mı?
Yaşam hakkının kutsallığı, sadece kürtaj için mi geçerli?
İş kazası kurbanlarının yaşam hakları yok mu?
Burada Uludere'den Madımak Oteli Faciasına, Kuddusi Okkır'ın ölümünden, Ergenekon intiharlarına kadar onlarca, hatta yüzlerce aydınlatılmayı bekleyen vahim olay sayabilirim.
X X X
Feth-i Kabir sadece merhum Cumhurbaşkanları için mi geçerli?
Özal'ın vefatından sonra otopsi yapılmaması ''AKIL TUTULMASI'' ise, çırılçıplak gerçeklerin üzerine gidilmemesi ne tutulmasıdır?
Yoksa, bu da ''İKTİDAR TUT(UL)MASI'' mı?
Uğur Dündar
Sözcü