Başbakan ve bakanları keşke Mezopotamya’yı izlemeye gelselerdi


Çok isterdim ki, Türkiye’yi yöneten kadro ve muhalefet liderleri de o salonda olsun.

Onlar da Mezopotamya’ya tarihiyle, insanıyla, doğasıyla yeniden can veren Mezopotamya

Senfonisi’ni tıpkı bizler gibi nefes almadan izlesinler.

Fazıl Say’ın yarattığı o müzikle ruhlarını yıkasınlar ve bambaşka birer insan olarak salondaki insanlar gibi yapıtın yaratıcısını ayakta alkışlasınlar.

Çok isterdim. Olmayacağını bile bile bunları hayal ettim o gece.

Çünkü o gece, bu tabloyu görmeye, önyargıların müziğin gücü karşısında nasıl eriyip dağıldığına tanık olmaya gebeydi.

İnanıyorum ki gelselerdi ve o salonda olsalardı onlar da 3 bin 500 izleyici gibi büyüleneceklerdi.

Fazıl Say bir senfoni bestelememiş, binlerce yıl bilimin merkezi olmuş, uygarlıkları, dinleri bağrında barındırmış, Ortadoğu’nun kalbi olmuş, “Öldürme kültürü”nün yüzyıllar boyu egemenliğine boyun eğmiş o eşsiz çoğrafyayı yüreğinden kopup gelen müzikle yoğurmuş.

Mezapotamya Fazıl Say’ın ikinci senfonik yapıtı. Farklı bir yol izlemiş besteci, şaşırtıcı, çarpıcı ama bir o kadar da büyüleyici…

Bir çok melodinin hep birden feryadını öyle bir bütünleştirmiş ki, insanın ruhu bu benzersiz müziğin uyumlu titreşimiyle doyumsuz bir mutluluğa eriyor.

Yapıt, iki çocuğun doğumuyla başlıyor. İkisini de flütler temsil ediyor. Onların ağzından anlatılıyor Mezapotamya.

Bir de “ Theremin” denen çalgı sokmuş orkestraya besteci. Manyetik dalgalara yön veren çalgıyı kullanan solistin elleri havada gezinerek büyüleyici seslere hükmediyor.

130 kişilik orkestradan sanki binbir ses, binbir medodi yükseliyor. Müzik zaman zaman coşuyor, zaman zaman sakinleşiyor, zaman zaman bilgeleşiyor, zaman zaman vahşileşiyor.

Vuruyor, öldürüyor, seviyor, okşuyor, yaratıyor… İşte Senfonide böyle üretken, böyle zapdedilemez bir coğrafya anlatılıyor.

Ana tema Urfa yöresinden bir Kürt türküsü. Bölgedeki “Ölüm kültürü”ne başkaldıran bir barış ağıtıdır bu senfoni.

55 dakikalık bu baş yapıt sona erdiği zaman izleyiciler, yılar yılı görkemin, mutluluğun ve çilelerin içiçe yaşandığı bu coğrafyanın insanlarının dramını yüreklerinde duyarak alkışladılar Fazıl Say’ı.

Salondan yükselen alkışlar, böyle bir müzik dehasının ülkesinin sığ ve kültürsüzlüğünden nasibini almasının talihsizliğini de protesto ediyordu.

Fazıl Say’ı dışlamaya, ülkesinden soğutmaya çalışanlar şunu bilmiyorlar ki, dünya durdukca O unutulmayacak.

Çünkü O artık “Ölümsüzler” arasına girdi.

Ama onu dışlayanlar, ömür trenini terketmek zorunda kaldıklarından itibaren bir daha anılmamak üzere silinip gidecekler.

Onlar bilmiyorlar ki, günümüzdeki kudretlerinin hiçbir değeri yok.

Tufan Türenç