Yumruk kalktı!
Türkiye seksen yıl boyunca “yurtta sulh, cihanda sulh” için çalışarak yaşadı ve başarılı da oldu.
Bundan sonra en azından Suriye’nin düşmanlığını bilerek tedirgin yaşayacağız.
“Su uyur, düşman uyumaz” demiş atalarımız.
Şam’daki despot rejimin silâhsız bir keşif uçağımızı düşürmesi sonrası hükümetin izleyeceği yolu açıklayan Başbakan’ın konuşması, Türkiye’nin yükselen önemine ve ayrıcalıklı rolüne yakışan ton ve içerikte oldu.
Başbakan tüm dünyaya açıkça şunu ilân etti ki “Türkiye yerini, zamanını ve yöntemini kendisi tayin ederek” bu haksız tecavüze karşı uluslararası hukuktan doğan haklarını kullanacaktır.
Bunun uluslararası boyuttaki bir adımı dün NATO’da gerçekleşmiş, Genel Sekreter Rasmussen, ittifakın Türkiye ile tam dayanışma içinde olduğunu belirttikten sonra gerilimin tırmanmasını beklemediklerini söylemiştir.
Brüksel’den öyle görünüyor olabilir ama durum burada pek çok tedirginlik sebebi taşıyor.
Bir düşmanımız var...
Suriye silahsız Türk uçağını uluslararası sularda niçin vurdu?
Esad rejimine karşı ayaklanan muhalif güçlere destek ve yardımda bulunmaktan Türkiye’yi vazgeçirmek için.
Peki bu haydutluk işe yaradı mı?
Hayır tamamen ters sonuç verdi.
Başbakan dün “Biz Suriye yönetiminin kendi halkı için tehdit olduğunu görüyoruz. Ama son olay Esad yönetiminin Türkiye’nin güvenliği için de açık tehdit haline geldiğini ortaya koymuştur. Artık yeni bir aşamaya geçilmiştir” dedi.
Yeni aşamanın sonuçları ne olacaktır?
1. Suriye’den sınırlarımıza yaklaşan her askeri unsur tehdit olarak değerlendirilip askeri hedef muamelesi görecek, yani vurulacaktır.
2. Muhalifler siyasi ve askeri anlamda Türkiye’den daha çok yardım almaya devam edecektir.
Başbakan “Suriye halkı bu eli kanlı diktatörden kurtulana kadar Türkiye onlara her türlü desteği verecektir” ifadesini kullanarak dönüşü olmayan bir pozisyon belirledi.
Bu kadar karışmasak...
Hükümetin kriz yönetimi genelde övgü alıyor. Nitekim Financial Times’da dün çıkan bir analizde, kendi başına ve fevri hareket etmeyip sorunu NATO’ya taşıdığı ve ortak bir cevap verme tutumu benimsediği için Ankara hükümeti takdir ediliyor.
Ama yine de tüm bu olan bitenler Türkiye’nin menfaatlerini doğrudan ilgilendirmediği halde bir komşu devletin iç işlerine niçin bu kadar karıştığımız sorularına tatmin edici bir açıklama getirmiyor.
Tabii ki, Suriye’yi Sünni bloka kazandırma kavgasında AKP iktidarı ile Türkiye’nin gönüllü bir rol üstlendiğine dair yorumları ihtiyatla ama biraz da kaygıyla izleyen geniş bir kesimin varlığını görmemek mümkün değildir.
Türkiye, bölgesel güç olma imtiyazını sorumlu kullanmalıdır.
Başbakan’ın dünkü eleştirilerini ve tehdit içeren uyarılarını Esad yönetimi hak etmişti.
Şam’ın böyle bir ihtara ihtiyacı vardı.
Ama yaşadığımız tecrübe bize de komşuların iç işlerine karışmamayı öğretmiş olmalıdır!
