
“Balık hafızası!” diyorlar. Yani, yaşadıklarını hemen unutmak...
Balıklar da öyle değil midir, oltanın ucundaki birinci iğneden kurtulsa, ikinci iğneyi hemen yutar.
Günlerdir Suriye ile yatıp kalkıyoruz, adamlar bizim jeti vurdu, iki pilot şehit, cenazeleri denizin yedi kat dibinde...
* * *
Osmanlı İmparatorluğu’nun güneyde üç büyük şehri vardı, hem tarihte, hem edebiyatta, hem halkın ağzında bu şehirlerin önemi vardır:
“Ana gibi yar olmaz
Bağdat gibi diyar olmaz.”
Şam için söylenen de dokunaklıdır, yani laf dokunduran cinsten:
“Ne Şam’ın şekeri
Ne Arabın yüzü.”
Araplar arasında Osmanlı’ya karşı hareket Şam’dan çıkmıştır. Şam ve Halep bunların başında gelirler, zaten bu çapta üçüncü şehir yoktur. Birinci Cihan Savaşı’nda Cemal Paşa, Arap milliyetçilerinin önde gelenlerini “ihanetle” suçlayarak asmıştır.
Lafı uzatmayalım, Cumhuriyet’i kuranlar, Araplara kuşku ile bakmışlardır. Batılılar, haritayı açmış, cetvel ve pergel almış, Suriye’yi Fransızlara, Irak’ı da İngilizlere bırakmıştı. İki devlet kurulmuştur: Irak, Suriye...
* * *
Cumhuriyet’i kuranlar ve devamları, hep kuşku ile bakmışlardır Araplara...
Giderek bu kuşku dağılır gibi olmuş, dostluk rüzgârları esmeye başlamıştır.
Hele AKP iktidarında “Yeni Osmanlı” masalı...
Ama ondan önce çok önemli bir durum vardır.
* * *
PKK’nın kurucusu “APO” Suriye’nin Bekaa Vadisi’ne yerleşmiş, PKK adeta Şam’dan yönetilir hale gelmiştir.
10 yıl kadar önce teftişe giden Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş bombayı patlatmıştır:
“Ya bu işi halledin ya da biz gelir hallederiz.”
Bomba öyle patlamıştır ki, Mısır Cumhurbaşkanı Mübarek, koşup Şam’a ve Ankara’ya gelmiş olayı yatıştırmaya çalışmıştır. Suriye’de bugünkü Esad’ın babası Esad vardır. Suriye çaresiz kalır, “APO”yu sınırdışı eder, yapacağı başka bir şey var mıdır, ne haddine!
* * *
İşler bir süre can ciğer kuzu sarması gider. Türk Dışişleri Bakanı Davutoğlu altışar saatlik ziyaretler yapar, Beşer Esad’ı razı etmeye kalkışır.
Neye?
* * *
Demokrasiye, insan haklarına, Suriye’de rejim değişmesine. Esad ayaklanmaları katliamla bastırır. Türkiye ilticalara kapılarını açar, mülteci köyleri kurar.
* * *
Sonunda olanlar bizim pilotlarımıza olur, uçak düşürülür, savaşa az kalmıştır.
* * *
Buraya bir nokta koyalım, dikkat edin olanlar hep bize olmaktadır.
“Muavenet” savaş gemisi topa tutulur, karışık bir iş, Amerikan’ın bir çeşit mesajı denir.
Kuzey Irak’ta, Erbil’de Amerikalılar Türk askerinin başına çuval geçirip götürdüler...
İsrail “Mavi Marmara’yı” basar 9 kişiyi öldürür.
Bunların üst üste gelişi hep rastlantı mıdır?
* * *
İnsanın ellerini açıp Tanrı’ya yakarası geliyor:
“Yarabbi, biz bu kadar saf mıyız? Dün, silahlar Kürtlerin sigortası diyen Leyla Zana’yı barış meleği gibi karşılayacak kadar...”
Tıpkı Barzani’ye güvendiğimiz gibi...
Dışişleri Bakanı, “Suriye’nin bizim uçağımızı düşürüp pilotları şehit edişi cezasız kalmaz” buyurmuş.
“Buyrun cezayı kesin” diyecek kadar insafsız değiliz.