‘Birkaç Mehmet...’


- Birkaç Mehmet şehit oldu diye, Meclis toplanmaz.

TBMM’yi olağanüstü toplantıya çağıran CHP’nin girişimine yanıt olarak söylenen yukarıdaki sözlerin sahibi, AKP’nin Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik.

Tabii beyefendiye hemen şu soruyu sormak gerekirdi:

- Pekâlâ beyefendi, yüce Meclisinizin toplanabilmesi için acaba daha kaç Mehmet’in şehit olması gerekir ki?

Bu sorum tabii ki yalnızca Hüseyin Çelik’e değil, TBMM çoğunluğuna da yönelik.

Bütün bunlar, Hakkâri ve yöresinde şimdiye dek tanık olduğumuz en uzun ve anlamlı direnişini ortaya koyan PKK’nin, devletin askerinden, vatandaşından, memurundan sonra, milli iradenin temsilcisi milletvekilini de kaçırarak, rahatlıkla “buralar bizden sorulur” tavrını dünyaya gösterdiği bir dönemde oluyor. Acaba, TBMM bu koşullarda toplanmayacak da ne zaman toplanacak?

AKP ile şimdiye dek çok kez onun stepnesi olduğunu cümle âleme ilan etmiş olan MHP’nin neden böyle davrandığını anlamak ilk bakışta güçtür.

***

Anlaşılması güç olan bir başka husus da, Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün kaçırılmasına kadar, ülke tam bir kan ve ateşe boğulmuşken milli iradeyi akıllarına getirmeyenlerin bir parlamento üyesinin kaçırılması üzerine feryadı basmalarıdır:

- Bu milli iradeye saldırıdır.

Kan gövdeyi götürürken yapılan toplantı çağrısına, “Birkaç Mehmet şehit oldu diye Meclis toplanmaz” yanıtını verenlerin aklına milli irade ancak ateş içlerinden birini yakınca mı geliyor?

Şimdiye dek, Mehmet’leri cephede şahadet şerbetini içmeye gönderirken, bir yandan da Oslo’da PKK temsilcileriyle görüşmeler yapmanın moral ağırlığını gündeme getirmiş, bunu yapanların nasıl bir vicdan muhasebesi içinde olduklarını merak ettiğimi söylemiştim.

Yanlış anlaşılmasın! Siyasi olarak bu tür görüşmelere katlanmak zorunda olabiliriz.

Ama bu zorunluluk yine de devleti yönetenlerin, bir yandan terör örgütü ile görüşürken, öte yandan gencecik fidanları onlar üzerine ölmeye yollamasındaki hesabı verilmesi güç vicdanı sorumluluğu ortadan kaldırmıyor.

Hüseyin Çelik’in sözleri yukarıda değindiğim sorunun yanıtı da veriyor. Hüseyin Çelik’in sözleri gösteriyor ki, “birkaç” diye nitelediği şehit Mehmet’ler onları ilgilendirmiyor. Nasıl olsa memlekette Mehmet çok.

Ve bu Mehmet’ler önlerine her sürülene, “Umut fakirin ekmeği, ye Mehmet ye” misali, sarılmaya hazır.

***

Yine de, bu gerçeğin bu kadar fütursuzlukla açıklanması kolayca anlaşılır gibi değil.

Aslında, AKP ile MHP’yi böyle davranmaya, Hüseyin Çelik’i de böyle konuşmaya sevk eden çaresizliktir.

Gerçekten de öyle, Meclis toplansaydı ne olacaktı ki?

AKP’nin Kürt ve terör sorunu karşısında yapacak, söyleyecek bir şeyi var mı?

Şişinmenin ötesinde herhangi somut bir politikası olmayan MHP bu konuda ne diyecek, ne önerecek ki?

Olaya bu açıdan bakınca TBMM’nin toplanmamasının iyi olduğu düşünülebilir.

Ama Meclis toplanmasa da bu gerçeği cümle âlem görüyor zaten.

Evet Kürt sorunu da, terör sorunu da, tam bir çıkmazdadır. Durumun en acı yanı, iktidarın bu konuda ne yapacağını bilmemesi, çaresiz olmasıdır.

Çoğu kişi, Tayyip Bey’in salt güvenlikçi politikasını eleştiriyor.

Haksız da değiller.

Ama bilin ki, Tayyip Bey, o politikayı bile daha çok uzun süre götüremez.

Çünkü, Tayyip Bey’in iktidarının gerçek dayanağı Kürt sorununun o şekilde çözülmesine izin de vermez.

Türkiye tam bir çıkmazda. En vahimi de iktidarın çaresizliği. Olay bu!