Türkiye’nin de katkılarıyla Suriye’de aylardır süren karmaşa yerini iyice belirsizliğe bıraktı... Net olan bir şey var ki; Suriye Kaddafi’nin Libyası kadar kolay lokma değilmiş!..
Çünkü uluslararası gelişmeler ve tartışmalar da gösteriyor ki, olay neredeyse “Suriye’de binlerce insan boşuna mı öldürüldü” sorusuna kadar gidiyor!..
Bu sorunun önümüzdeki günlerde daha yaygın dillendirileceğini gösteren iki önemli gelişme de var... Önce birincisine değinelim:
“Muhalif” adı altında Suriye’de kan döken “Özgür Suriye Ordusu” (ÖSO) adlı taşeron grubun liderlerinden Albay Ahmet Hicazi, Arabi Press haber sitesine demiş ki;
“Türkiye, Özgür Suriye Ordusu’nu topraklarından kovdu ve merkezi komutayı Suriye’ye taşımak için belli bir süre verdi.”
Hicazi, “Suriye içine dağılan örgüte bağlı çetelerle irtibatta sorun yaşadıklarını ve bu yüzden söz konusu çetelere daha kolay silah ve mühimmat sağlamak amacı ile örgütün komuta merkezini Türkiye’den Suriye topraklarına kaydırdıklarını” da belirtmiş.
ÖSO yöneticisi Hicazi’nin bu itirafına bakarak Suriye rejimini yıkmaya çalışan teröristlerin, Türkiye’deki üslerinin net olarak ortaya çıktığını irdelemek istemiyorum...
Çünkü, Türk ambulanslarıyla taşınan teröristlere ve Hatay sokaklarında dolaşan gizemli tiplere bakanların bile bundan zerre kadar kuşkusu kalmıyordu!..
Çünkü uluslararası gelişmeler ve tartışmalar da gösteriyor ki, olay neredeyse “Suriye’de binlerce insan boşuna mı öldürüldü” sorusuna kadar gidiyor!..
Bu sorunun önümüzdeki günlerde daha yaygın dillendirileceğini gösteren iki önemli gelişme de var... Önce birincisine değinelim:
“Muhalif” adı altında Suriye’de kan döken “Özgür Suriye Ordusu” (ÖSO) adlı taşeron grubun liderlerinden Albay Ahmet Hicazi, Arabi Press haber sitesine demiş ki;
“Türkiye, Özgür Suriye Ordusu’nu topraklarından kovdu ve merkezi komutayı Suriye’ye taşımak için belli bir süre verdi.”
Hicazi, “Suriye içine dağılan örgüte bağlı çetelerle irtibatta sorun yaşadıklarını ve bu yüzden söz konusu çetelere daha kolay silah ve mühimmat sağlamak amacı ile örgütün komuta merkezini Türkiye’den Suriye topraklarına kaydırdıklarını” da belirtmiş.
ÖSO yöneticisi Hicazi’nin bu itirafına bakarak Suriye rejimini yıkmaya çalışan teröristlerin, Türkiye’deki üslerinin net olarak ortaya çıktığını irdelemek istemiyorum...
Çünkü, Türk ambulanslarıyla taşınan teröristlere ve Hatay sokaklarında dolaşan gizemli tiplere bakanların bile bundan zerre kadar kuşkusu kalmıyordu!..
Kral... kralcı!..
Gelelim ikinci gelişmeye... İşte bu önemli ikinci konu dünkü Aydınlık‘ın dış politika sayfasındaydı... Bu haber de Arabi Press’e dayandırılmıştı...
Habere göre, “ÖSO” adlı silahlı gruba mensup bazı komutanlar, 23 Eylül’de Şam’daki bir otelde toplanarak, rejime karşı savaşmaktan pişmanlık duyduklarını itiraf etmişler!..
Hatta habere göre, “halka silah doğrultmanın üzüntüsü”nü yaşayan bu komutanlar, Suriye hükümetiyle yeniden iletişim kurmak için de çaba gösteriyorlarmış...
O halde ortada üç önemli soru ve sorun da var;
- Türkiye ÖSO’yu gerçekten sınır dışı etti mi?.. Bu karar ne zaman alındı ve ne kadar uygulanabildi?.. Yoksa bu haber Türkiye kamuoyunu rahatlamaya dönük bir dezenformasyon mu?..
- Türkiye sınır dışı kararı alıp uyguladıysa, ÖSO içindeki çözülmeyi önceden mi haber almıştı?.. Bu kararda; Türk halkının, hükümetin Suriye politikasını beğenmediğini kanıtlayan anketlerin de payı var mı?..
- Peki, bu sınır dışı gerçekse ve ÖSO’daki çözülme bizzat muhatapları tarafından itiraf edilmişse Türkiye; Suriye politikasını değiştirecek mi?..
Yok... yok... Bu soruları yalnızca Suriye’ye yönelik tavır yüzünden özellikle Güney illerinde ekonominin çökmesi ve halkın huzursuzluğunun iyice artması nedeniyle sormuyorum...
Acaba Türkiye, kerpiç damlarımızın bile sırt sırta olduğu en yakın komşumuza karşı daha ne kadar “kraldan çok kralcı” davranacak onu merak ediyorum!.
Habere göre, “ÖSO” adlı silahlı gruba mensup bazı komutanlar, 23 Eylül’de Şam’daki bir otelde toplanarak, rejime karşı savaşmaktan pişmanlık duyduklarını itiraf etmişler!..
Hatta habere göre, “halka silah doğrultmanın üzüntüsü”nü yaşayan bu komutanlar, Suriye hükümetiyle yeniden iletişim kurmak için de çaba gösteriyorlarmış...
O halde ortada üç önemli soru ve sorun da var;
- Türkiye ÖSO’yu gerçekten sınır dışı etti mi?.. Bu karar ne zaman alındı ve ne kadar uygulanabildi?.. Yoksa bu haber Türkiye kamuoyunu rahatlamaya dönük bir dezenformasyon mu?..
- Türkiye sınır dışı kararı alıp uyguladıysa, ÖSO içindeki çözülmeyi önceden mi haber almıştı?.. Bu kararda; Türk halkının, hükümetin Suriye politikasını beğenmediğini kanıtlayan anketlerin de payı var mı?..
- Peki, bu sınır dışı gerçekse ve ÖSO’daki çözülme bizzat muhatapları tarafından itiraf edilmişse Türkiye; Suriye politikasını değiştirecek mi?..
Yok... yok... Bu soruları yalnızca Suriye’ye yönelik tavır yüzünden özellikle Güney illerinde ekonominin çökmesi ve halkın huzursuzluğunun iyice artması nedeniyle sormuyorum...
Acaba Türkiye, kerpiç damlarımızın bile sırt sırta olduğu en yakın komşumuza karşı daha ne kadar “kraldan çok kralcı” davranacak onu merak ediyorum!.
Gafletin kestiği bilet!..
Bingöl-Muş karayolunda PKK’nın düzenlediği saldırıda 10 asker şehit olmuştu... Yaralanan 70 askerden biri olan jandarma er Ramazan Arı memleketinde gazetecilere konuşmuş:
“Olaydan sonra hastanede bir gün yattım. Vali ve komutanlar bizi ziyaret etti. Daha sonra helikopterle Elazığ’a getirildik. Memlekete gelmek için cebimde beş kuruş dahi yoktu. Mecburen gelmek için Elazığ’da tanıdığım bir hocam vardı. Ondan borç yol parası aldım ve o parayla memleketime gelebildim.”
Bu haberi okuyunca sizin aklınıza eminim geçen ay Sakarya’daki evine otobüsle gönderilen yaralı asker gelmiştir!..
Yok... Yalnızca o değil, Aydınlık’ta dün yayımlanan “Saltanat göklerdedir” başlıklı haber de beni çok düşündürdü. Bakınız o haber çaresizlik ve saltanat ikilemini nasıl anlatıyordu:
“MHP Kocaeli milletvekili Lütfü Türkkan, Başbakanın yedinci uçağını da alarak filo kurmasını TBMM gündemine taşıdı. Türkkan, Erdoğan’ın geçen yıl Airbus’tan 200 milyon dolara satın aldığı Airbus 330-200 tipi uçağının VIP dönüşümü sonrası maliyetinin 400 milyon doları bulacağını söyledi.”
Uçak filosu kurmak ve Suriyeli isyancıları beslemek için ekmekten suya kadar her şeye zam yapılmasını olağan karşılamak anlayış meselidir!..
Peki, yaralı askerin borç parayla aldığı bilet kimlerin gafletinin ürünüdür acaba?..
“Olaydan sonra hastanede bir gün yattım. Vali ve komutanlar bizi ziyaret etti. Daha sonra helikopterle Elazığ’a getirildik. Memlekete gelmek için cebimde beş kuruş dahi yoktu. Mecburen gelmek için Elazığ’da tanıdığım bir hocam vardı. Ondan borç yol parası aldım ve o parayla memleketime gelebildim.”
Bu haberi okuyunca sizin aklınıza eminim geçen ay Sakarya’daki evine otobüsle gönderilen yaralı asker gelmiştir!..
Yok... Yalnızca o değil, Aydınlık’ta dün yayımlanan “Saltanat göklerdedir” başlıklı haber de beni çok düşündürdü. Bakınız o haber çaresizlik ve saltanat ikilemini nasıl anlatıyordu:
“MHP Kocaeli milletvekili Lütfü Türkkan, Başbakanın yedinci uçağını da alarak filo kurmasını TBMM gündemine taşıdı. Türkkan, Erdoğan’ın geçen yıl Airbus’tan 200 milyon dolara satın aldığı Airbus 330-200 tipi uçağının VIP dönüşümü sonrası maliyetinin 400 milyon doları bulacağını söyledi.”
Uçak filosu kurmak ve Suriyeli isyancıları beslemek için ekmekten suya kadar her şeye zam yapılmasını olağan karşılamak anlayış meselidir!..
Peki, yaralı askerin borç parayla aldığı bilet kimlerin gafletinin ürünüdür acaba?..
AKP’linin yolsuzluğu tamam da!..
Örneğin Karacabey’in AKP’li Belediye Başkanı Ergün Koç ve diğerlerini sıralamama gerek yok...
Son bir haftada bile AKP cephesinde iki ihraç olayı yaşandı!.. AKP Merkez Disiplin Kurulu, Doğanhisar Belediye Başkanı Salih Öztoklu‘yu “yolsuzluk ve görevi kötüye kullanma iddialarının basına yansıması üzerine” partiden ihraç etti.
Önceki gün ise AKP Grup Başkanvekili Nurettin Canikli, Doğankent Belediye Başkanı Nazmiye Kabadayı‘nın da “Görevi kötüye kullanma, yolsuzluk“ iddiaları nedeniyle partiden ihraç edildiğini açıkladı.
Bunları AKP’liler çok dürüst gibi bir algı yaratmak için tabi ki yazmıyorum... “AKP’liler bunları göstermelik yapıyor” diyenler de çıkabilir...
Hatta CHP’liler, özellikle büyükşehirlerdeki belediye ihalelerini dikkatle izlerse, AKP’yi çok zor duruma düşürebilecek ilişkiler de ortaya çıkabilir!..
Ancak Türkiye’de siyaset ahlakının ne kadar dejenere olduğunu kimse reddedemez!.. Örneğin medyada yolsuzlukları, usulsüzlükleri sıralanan muhalefet belediye başkanlarını savunmaya hatta korumaya kalkanlar, utanmadan şunu söyleyebiliyorlar:.
“Ne yani AKP’liler de yapmıyor mu?.. Onlar yazılsın!..”
Bir teslimiyet, bir kabullenme ve bir ikiyüzlü tavırdır bu!..
AKP son günlerde birçok belediye başkanını yolsuzluk yapıyor diye partisinden ihraç ederken, kamuoyunda yolsuzlukla mücadele ediyoruz algısı da yerleştirmeye çalışıyor...
Toplum halkçı belediyecilik iddiasındaki partilerden de aynı duyarlı tavrı bekliyor!.. Özellikle de CHP’den...
Acaba CHP Genel Merkezi; usulsüzlükleri ve şaibeleri gazetelere manşet olan Ataşehir Belediyesi‘nin ilginç ve tartışmalı imar-ihale faaliyetlerini ne zaman mercek altına alacak?..
Çünkü bütün Ataşehir manşetleri ve Battal İlgezdi adlı başkanın lüks ve şatafatlı yaşamını konuşuyor!.. Ve bu durum ne yazık ki belediyeyi AKP karşısında ancak 3 bin oy farkla alabilen CHP’yi çok zor durumda bırakıyor...
Haaa... Bir de kotralı, yatlı belediyecilik var!.. CHP yönetimi acilen Bakırköy’e uzanıp halkı ve tabanı dinlese yeter!..
Son bir haftada bile AKP cephesinde iki ihraç olayı yaşandı!.. AKP Merkez Disiplin Kurulu, Doğanhisar Belediye Başkanı Salih Öztoklu‘yu “yolsuzluk ve görevi kötüye kullanma iddialarının basına yansıması üzerine” partiden ihraç etti.
Önceki gün ise AKP Grup Başkanvekili Nurettin Canikli, Doğankent Belediye Başkanı Nazmiye Kabadayı‘nın da “Görevi kötüye kullanma, yolsuzluk“ iddiaları nedeniyle partiden ihraç edildiğini açıkladı.
Bunları AKP’liler çok dürüst gibi bir algı yaratmak için tabi ki yazmıyorum... “AKP’liler bunları göstermelik yapıyor” diyenler de çıkabilir...
Hatta CHP’liler, özellikle büyükşehirlerdeki belediye ihalelerini dikkatle izlerse, AKP’yi çok zor duruma düşürebilecek ilişkiler de ortaya çıkabilir!..
Ancak Türkiye’de siyaset ahlakının ne kadar dejenere olduğunu kimse reddedemez!.. Örneğin medyada yolsuzlukları, usulsüzlükleri sıralanan muhalefet belediye başkanlarını savunmaya hatta korumaya kalkanlar, utanmadan şunu söyleyebiliyorlar:.
“Ne yani AKP’liler de yapmıyor mu?.. Onlar yazılsın!..”
Bir teslimiyet, bir kabullenme ve bir ikiyüzlü tavırdır bu!..
AKP son günlerde birçok belediye başkanını yolsuzluk yapıyor diye partisinden ihraç ederken, kamuoyunda yolsuzlukla mücadele ediyoruz algısı da yerleştirmeye çalışıyor...
Toplum halkçı belediyecilik iddiasındaki partilerden de aynı duyarlı tavrı bekliyor!.. Özellikle de CHP’den...
Acaba CHP Genel Merkezi; usulsüzlükleri ve şaibeleri gazetelere manşet olan Ataşehir Belediyesi‘nin ilginç ve tartışmalı imar-ihale faaliyetlerini ne zaman mercek altına alacak?..
Çünkü bütün Ataşehir manşetleri ve Battal İlgezdi adlı başkanın lüks ve şatafatlı yaşamını konuşuyor!.. Ve bu durum ne yazık ki belediyeyi AKP karşısında ancak 3 bin oy farkla alabilen CHP’yi çok zor durumda bırakıyor...
Haaa... Bir de kotralı, yatlı belediyecilik var!.. CHP yönetimi acilen Bakırköy’e uzanıp halkı ve tabanı dinlese yeter!..
