Senin ne işin vardı orada?
Sevgili okuyucularım, Salı gecesi Hollanda ile oynayacağımız çok önemli bir maça odaklanmıştık. Kazanırsak gruptan ikinci çıkacak, Brezilya’da düzenlenecek olan dünya kupasına katılma şansı yakalayacaktık.
Hollanda dünya futbolunun devlerinden biri. Dolayısıyla kazanmak gerçek bir mucize olacaktı… Ve kaybettik.
Maçı canlı yayında Star kanalı veriyordu.
Bu kanal sadece reklamlara endeksli olduğundan maçın başında, devre arasında ve sonrasında hemen reklamlara girdi… Durumu bilmeyen milyonlarca izleyici ise haklı olarak sövdü saydı.
Ancak o boşluğu NTV dolduruyordu.
Kameralar ve maçı yorumlayan ekip NTV ekranında idi.
* * *
Maç öncesinde ekrana sık sık getirilen biri vardı. Sırtına ay yıldızlı kırmızı forma geçirmiş, protokol tribününde boy gösteriyordu.
Devlet Bakanı Egemen Bağış.
Belli ki maça hükümet adına, kırmızı plakalı makam aracıyla gelmişti.
Maç bitti… Yayın NTV’ye geçti.
Maçı yayınlayan Star anında reklama girmişti ve maça bir daha dönmedi.
Yayın NTV üzerinden devam ediyordu.
Mikrofon Fatih Terim’e uzatıldı, görüşlerini açıkladı.
Hemen ardından karşımıza Egemen çıkarılmasın mı!
Üzerinde kırmızı milli takım formasıyla konuşmaya başladı.
Türk sporunun her gün daha iyiye gittiğini, milli takımın zamanla düzeleceğini, gelecekten çok ümitli olduğunu falan sanki bir futbol otoritesi imiş gibi anlatmaya başladı.
* * *
NTV kendisine belki önceden haber iletmişti:
“Sayın bakanım maçtan sonra sizi hemen Fatih Terim’in ardından canlı yayına alacağız…”
Ya da kendisi onlardan istemişti:
“Maçtan sonra beni mutlaka konuşturun, hele kazanmış olursak muhteşem şeyler
söylerim…”
NTV ile Bakan Bey’in amacı aynıydı:
Milli maç bahanesiyle hükümet propagandası yapmak! Hele bir de kazanırsak!..
Şimdi size hemen bir gerçek olguyu aktarayım:
Star ve NTV iki yandaş kanal.
Her ikisinin de sahibi, yandaş işadamı Ferit Şahenk. İşleri AKP döneminde açıldı,
büyüdükçe büyüdü, Tayyip’e yakın durdu ve medya patronu olmayı başardı!
* * *
Maçı iyi ki kaybettik!.. Eğer kazanmış olsaydık bunların tantanası sabaha kadar sürerdi.
Önce Tayyip canlı yayına telefonla bağlanır, Fatih Terim’i ve bütün oyuncuları kutlar, iktidarları sayesinde bu günlere geldiğimizi, Türk sporunda inanılmaz gelişmeler yarattıklarını anlatır, kendi adamlarından oluşan Futbol Federasyonu başta olmak üzere
herkese tebriklerini iletir, konuştukça konuşurdu.
Zaten plan öyle kurgulanmış, her şey “Ya kazanırsak” hayaline göre ayarlanmıştı.
Canlı yayına önce Egemen çıkarılacak, hemen ardından devreye telefon başında hazır bekleyen Tayyip sokulacak, belki Mekke’den hacı Abdullah Bey bile bağlanıp tebriklerini iletecekti!
Zafer çığlıkları atılacak, fener alayları düzenlenecekti.
Ancak maçı kaybettiğimiz için sadece Egemen’le yetinmek zorunda kaldık. Tayyip’ten
mayyipten, yani ötesinden bizi Allah korudu.
* * *
Karşımızda spora bile hiç utanmadan siyaset sokan bir iktidar ve yandaş kanallar var.
O adamın maçtan sonra işi neydi ekranda?..
Sen futbol yorumcusu musun Egemen, neyin nesisin? Ne işin vardı senin orada?
Kim, hangi amaçla çıkardı seni ekrana?
Yandaşlık!.. Gözlerimizin içine baka baka siyasi propaganda!..
Bu kadarı da biraz ayıp oluyor be!.. Türk Milleti bu kadar salak mı?
İyi ki yenildik de tacizden kurtulduk.
Memleketimden kurban manzaraları
Sevgili okuyucularım, kurban bayramında tanık olduğumuz olayları, yaşanan kirliliği ve gariplikleri herhalde medyadan izlemişsinizdir.
Sayısı bilinmiyor ama binlerce hayvana eziyet çektirildi, işkence yapıldı.
Bayram dediğiniz kavram her şeyden önce “İnsancıl” olmak zorundadır.
Kanla, vahşetle, her yıl yaşanan şu olaylarla dolu bir bayram dünyanın neresinde var?
Bakınız olanlara:
- Kurban kesmeye kalkışan dört acemi kasap bıçağı kendisine saplayıp öldü.
- İlk gün acemi kasaplarda yaralı sayısı beş bin’i geçti. Dün itibariyle herhalde altı bin
olmuştur. Bunlar hastanelerin acil servislerinde tedavi altına alındı. Bazılarının durumu ağır.
- İstanbul Boğazının suları kurban kanlarından kırmızıya dönüştü.
- Adamın biri kurbanı sekizinci kattaki evine çıkarıp balkonda kesti.
- Büyükbaş kurbanlar vinçlere baş aşağı asılıp şehirlerde gezdirildi.
- Kaçan hayvanlardan bazıları tabancayla ateş edilip öldürüldü.
- Bazıları kovalanırken uyuşturucu iğne ile uyutuldu.
- Kaçan boğa apartman bahçesinin sivri parmaklıklarına takıldı, oradan kurtarılıp kesildi.
- 10 yaşında çocuğun eline bıçak verilip kurban kestirildi.
- Kesilen kurbanların başında küçük çocuklar vardı, o kanlı manzaraları izlemek zorunda
kaldılar.
- Rize’de bir boğa dereye kaçtı, sahipleri tarafından uzun mücadele sonrasında sulardan çıkarılıp kesildi.
Allah bilir daha neler oldu!.. Bunlar sadece medyaya yansıyanlar.
* * *
Dini bayram olur da onun sömürüsü olmaz mı! Oldu bile!
Abdullah Bey fırsat bulmuşken o hırsız Suudi Arabistan Kralının davetlisi olarak geziye çıktı, Mekke’de hacı olmayı başardı!
Peki ama başkasının parasıyla yapılan hac, Allah indinde geçerli midir?
Geçerlidir, geçerlidir!
Maliye Bakanı, İngiliz vatandaşı Mehmet Şimşek memleketi Batman’a gidip bazı evlere kurban eti dağıttı!
Din ticareti mi, değil!..
“Şeyini şey ettiğimin şeyi”
Bülent Arınç gazetelere demeç verip geçmişte ne kadar fakir olduklarını anlattı:
“Biz fakir bir aile idik.
Yoksulluk çektiğimiz dönemde hiç kurban kesemedik. Evimize et kurban bayramında girerdi! Gizli gizli deri toplar satardık…”
Acındırma edebiyatı mı, değil!..
Tayyip’in bayram namazını hangi camide kılacağı medyaya önceden bildirilir, kamera ve muhabir gönderilmesi istenir. Namaz sonrasında Tayyip dışarı çıkıp kamuoyuna siyasi mesajlarını iletir.
Cami önünde din ticareti mi, hiç değil!..
O kadarla da kalmaz, kapıdaki simitçiden simit alır, küçük çocuklara ucuz Çin malı hediyeler dağıtır, istekte bulunan muhabirlere bahşişlerini verir…
Sahte şirinlik gösterisi mi, asla değil!
Bir bayram böyle geçiyor… Kimi milli maçta atraksiyon yapıyor, kimi cami kapılarında!
Emin Çölaşan
Sözcü
