Doğru Sözler

İKİ ayrı politikacının birden aynı anda ve aynı kısalıkta doğru söz etmesine hiç rastlanmamıştı. Bayram öncesinin Türkiye’sinde oldu böylesi... Üstelik, ikisi de önemli kişi. Biri devlet başkanı, öbürü de muhalefetin başı.

Sayın Gül, “Bıktım türban lafından” demişti.

Sayın Kılıçdaroğlu da “O halde bırakalım o konuyu” dedi.

Daha doğru bir söz olabilir mi? Tam bayram hediyesi gibi geldi herkese.

Başının içi bir yığın sorunla dolu olması gereken bir toplumun neredeyse çeyrek yüzyıldır başörtüsüyle meşgul olması abes değil mi? Başka bir deyişle, o bir yığın sorunun özü “devrim-karşıdevrim” ikilemine dayandığı halde, o ikilemin asıl önemli sonuçlarını tartışmak varken tartışmayı hanımların başlarını örtüp örtmemeye indirgemek düşünceyi kısırlaştırmak değildir de nedir?

Kısırlığı yenmek için, örnek olsun birkaç soruyu ardı ardına sorup yanıtlarını açık kalplilikle vermek gerekiyor galiba.

Cumhuriyet devrimlerinin genel muhasebesi yapılırsa, toplum kadınların hakları ve toplum içindeki yerleri bakımından daha iyi durumda değil mi?

Bu noktaya gelişte kadın-erkek eşitliğini getiren Medenî Kanun’un, bütün yaş evrelerinde cinsiyet ayrımı gözetmeyen ve saç örtüp örtmemekle meşgul olmayan, kızlı erkekli, kasketle kasketsiz bir öğretimin payı yok mu?

İlköğretimden üniversiteye kadar uzanan öğrenim basamaklarına katılan kız öğrenci oranının derece derece düşük olmasındaki temel neden, saç açıklığı mıdır, yoksa bin kat daha önemli olan ekonomik, sosyal, kültürel gerilikler, ulusal ve bölgesel azgelişmişlikler, kısacası cumhuriyet devrimlerinin tamamlanmamış olması mıdır? Bırakın üniversiteyi, liselerde, hatta ilkokullarda bile baş örtmeyi çok önemli bir insan hakkı sorunu sayıp serbest bırakmaya hazırlananların suratına bu gerçeği olanca gücümüzle haykırmak gerekmez mi?

Şapka devriminin özündeki anlamı sezemeden Kemalizme gardırop devrimciliği diyenleri asıl şimdi “türban İslamcılığı”yla suçlamanın ve kendi inançlarının yüceliğine haksızlık ettiklerini söylemenin zamanı gelmemiş midir?

Devrimlerin özgürleştirici sınırlamalarına karşı yobazca direnişlerin en zararlı etkisi, ılımlı düşünce sahiplerini bile çileden çıkarıp onları da katılığa itmek olmuştur her zaman. Şimdi de, yapılacak bir yığın iş varken “ille de türban özgürlüğü” diye tutturanları duydukça kaskatı kurallar koyup “asla olmaz, kafalar kırılır” demek geçer insanların aklından ve ortalık karışır.

Acaba, istenen tam da bu mudur? Gerilikten çok çekmiş ve hâlâ geri kalmış bir toplumun saçma sapan uğraşlarla birbirine düşüp bölünmesi ve yeni devrimlerle ilerlemeyi büsbütün unutması mı istenmektedir? Yok, olmaz, usulca ve kafa göz yarmadan söyleyelim ki, olmaz, Cumhuriyet çarpar yapanı.

Mümtaz SOYSAL
Hakimiyeti Milliye