Ülkede kalıcı barışın yerleşmesini isteyenler, terörün bir an önce sona ermesi için Kürt kökenli politikacılara ağır sorumluluk düştüğünü anımsattıkça, o kesimin şiddet yanlısı taraftarları, kendilerini ancak şiddete dayanan bir stratejinin ayakta tutacağını sanarak huysuzlaşıyor.
Dün, bu gözlemi haklı çıkartacak bir haber, -şayet doğru ise- KCK’nin kaosun artarak sürmesini istediğini ileri sürerek kalkışmada Kürt analarını öne çıkartarak, polis panzerlerinin altına girmesi, hatta gerekirse ölmelerini buyurduğunu yazıyordu!
KCK’yi bir lalettayin bir Kürt sivil toplum hareketi olarak tanımlayarak; şiddete dayanan eylem tavsiyelerini önemsememek de var. Bugünkü yazıma kaynak olan bu haberi birinci sayfasına manşet olarak veren gazeteye bakarak alarm zillerini çalmak da. Ne ki, Ahmet Türk gibi önde gelen bir Kürt politikacının soydaşlarına başkaldırı yöntemini tavsiye ettiğini de gazete haberlerinden öğrenince, kalıcı barışın sağlanmasını isteyen bir yurttaş olarak düş kırıklığına uğramak kaçınılmaz oluyor.
Bereket şiddeti terk etmek, kalıcı bir barışın sağlanarak, BDP’nin TBMM’de temsil edilen bir siyasi gruba sahip oluşunun getirilerinden yararlanmasını salık verenler sadece bu ülkenin aklı başında insanları ile sınırlı kalmıyor. Yakın zamana kadar PKK’yi el altından destekleyen AB ülkelerinde, o arada Fransa’da bu terör örgütüne duyulan sempatinin yerini eleştiri ağırlıklı bir politikaya bıraktığı görülüyor. 90’lı yıllarda öncülüğünü eski cumhurbaşkanlarından Mitterand’ın eşi Daniel Mitterand’ın yaptığı hareket, sadece Türkiye’yi değil; Avrupa ülkelerinde de şiddet eylemleri yapan terör örgütüne sempati duymadıklarını ortaya koyan sesler duyuluyor. Fransa Dışişleri Bakanlığı’nın parlamentoda bir milletvekilinin Kürt sorunu hakkında ülkesinin tutumunu öğrenme amacıyla verdiği önergeye verdiği yanıt dünkü Yeni Şafak gazetesinde yer almıştı:
“Kürt kökenli nüfusun seçilmiş temsilcileri, Kürt sorununa barışçıl çözüm arayışında saygın muhataplar olabilmeyi arzuluyorlarsa, AB’nin terör örgütü listesinde yer alan PKK’nin şiddetiyle aralarına net bir mesafe koymalı.
BDP’nin TBMM bünyesinde yürütüldüğü gibi Kürt sorununa çözüm için tek yol olan politik diyaloğa bütünüyle katılmaları apaçık kaçınılmazdır.”
Sağduyu sahibi herkes, Fransız parlamentosunun tutanaklarındaki bu resmi hükümet görüşü için sadece “Aklın yolu birdir” diyecektir.
Öyleyse 9 Ekim’de Gemlik’te yapılacak yürüyüşü düzenleyenler, atacakları her adım ve seslendirecekleri her slogan için o nasihatı unutmamalıdır.
Bunları biliyor muyuz?
Eski bir politikacı, değerli araştırmacı Erol Tuncer’in, başkanı olduğu Toplumsal Ekonomik Siyasal Araştırmalar Vakfı (TESAV) bir kitabı daha kütüphanelere kazandırdı.
“Seçim 2011” adını taşıyan bu yapıtta, geride bıraktığımız genel seçimin değerlendirmesi yanında, seçime katılma oranları, siyasi partilere devlet yardımı, iptal edilen oylar gibi bir dizi değerlendirmede yer alıyor.
O arada 2011 yılında AKP’nin Hazine’den 186.544.716 TL, CHP’nin 83.608.383 TL, MHP’nin de 57.148.011 TL aldıklarını da öğreniyoruz.
Kitap, TESAV Faks: 427 40 10, e-posta: tesav@org.tr’den de sağlanabiliyor.
Orhan Birgit
Cumhuriyet