Yarına dikkat!

Elli bin kez yazdım; bu ülkede yasalar, sadece onlara saygılı vatandaşlara uygulanıyor...

Yasalarda suç olarak tanımlanan eylemler nedeniyle sadece yasalara saygılı, hukuk devletinden yana olan yurttaşlar cezalandırılıyor...

Hatta suçları kanıtlanamasa bile; çağdaş hukukta asla olmayan bir mantıkla onca insan, suçsuzluklarını kanıtlayana kadar cezaevine tıkılıyor...

Ama isyan bayrağı çekmişseniz, yasa tanımıyorsanız, hele bir de üzerinize milletvekili zırhını geçirmişseniz; aynı yasalar size işlemiyor...

En ağır suçu işleseniz, halkın bir bölümünü açık açık isyana tahrik etseniz dahi; polis gelip kolunuza giremiyor...

Hatta bu ülkenin mahkemelerinin hakkınızda çıkardığı yakalama kararları bile, başkentin göbeğinde cirit atmanıza karşın “vicahiye” çevrilemiyor... Yani tutuklanmıyorsunuz!

Çünkü siz ayrıcalıklı vatandaşsınız...


***


Türk soyadı taşıyıp Kürt kafatasçılığı yapan ve ne ilginçtir ki bazı çevreler tarafından ısrarla “barış güvercini” olarak lanse edilen Mardin Milletvekili ve Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Genel Başkanı Ahmet Türk, Kürtlere başkaldırı çağrısında bulunmuş...

“Bugün yapılan Kürtlerin tasfiye edilmesidir. Bugün halkımız her zamankinden daha güçlü bir direnişle özgürlük için, özgür gelecek için, serhildanlar (başkaldırı) yaratacaktır. Barış için, toplumsal uzlaşı için, Kürt sorunun çözümü için büyük gayret gösteren Sayın Öcalan’a koyulan tecrit, savaş politikasıdır. Savaşı yürütme politikasıdır. Biz bu tecrit politikalarına güçlü şekilde karşı çıkacağız. Cumartesi günü müzakerelerin devam etmesi için, Sayın Öcalan’ın barış için rol oynaması için İmralı’ya yürüyeceğiz.”


***


Bu konuşmayı bu ülkede başka hiçbir vatandaş yapamaz...

Bu sözleri başka bir partiye mensup hiçbir milletvekili söyleyemez...

Bu ayrıcalık sadece devlete alenen isyan bayrağı çekenlere tanınıyor!

Kimse onlara dokunamıyor, dokununca kızılca kıyamet kopuyor...

KCK soruşturmasında bilmem kaç kişi gözaltına alınmış da; bu tantana o yüzden kopmuş...

Başlara gücünüz yetmez de ayaklarla uğraşırsanız elbette kopar...

Taş attıran ağzı susturamayıp, taş atan kolu durdurmaya çalışırsanız; o ağız, başka binlerce taş atan kol bulur kendine...

Ne yazık ki Türkiye’de yapılan en büyük yanlış budur.

Demokrasi adına ve demokrasiyi kullanarak, onu çökertmeye çalışanlara dokunamayacaksın... Kurdukları partileri bile kapatamaz hale geleceksin... Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı; parti kapatma davası açmasını gerektirecek binlerce söylemi ve eylemi görmezden gelecek...

Sen de gidip birkaç “taş atan kol”u yakalayacaksın...

O taşları attıran ağızlar ise, utanmadan serhildan (başkaldırı) yaratmaktan söz edecek!

Hem de binlerce kişinin katili terörist başının “tecrit” edildiği gerekçesiyle...

Ve o katili resmen kutsayarak!

“İmralı’ya yürürüz” tehditleri savurarak...


***


Eminim; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Ahmet Türk’ün, halkın bir kesimini, diğer kesimlerle savaşmaya tahrik eden bu sözlerini yine duymazdan gelecek...

Biliyorum; sırf harçların kalkmasını istiyorlar diye bir avuç öğrenciye şahin kesilen polis, bu açık tehdide yine boyun eğecek...

Ama başta Başbakan olmak üzere İçişleri Bakanı’nı ve Emniyet Genel Müdürü’nü buradan uyarıyorum.

Ahmet Türk, “Cumartesi günü İmralı’ya yürüyeceğiz” diyerek, ilan ettiği başkaldırının ateşleneceği tarihi duyurdu...

Yürürler mi, yüzerler mi bilemem; ama...

Tek bir adım ya da kulaç bile atmaya kalkarlarsa, susa susa sabrının sonuna gelen milyonlarca insan, had bilmezliğinin bu kadarına sessiz kalmayabilir ve büyük olaylar çıkabilir.

Tüm yetkilileri, bugünden önlem almaya davet ediyorum.


*****


Günün Sorusu

Toplu Konut İdaresi (TOKİ), Ankara’nın Balâ ilçesinde 168 konut yapmak için bir proje hazırlamış ama Balâ’da böyle bir ihtiyaç olmadığı için sadece bir kişi, (o da ayıp olmasın diye) başvuruda bulunmuş... Sorum TOKİ Başkanı’na:

Balâ’da yapacağınız o konutları lojmana dönüştürüp, bu kadar isabetli (!) proje üreten elemanlarınıza tahsis etmeyi düşünmez misiniz?


*****


Özür karın doyurmuyor ki...

Şu andaki hükümetin,

geçmiş hükümetlerden

en önemli farkı özür dilemesi...

Dergi dağıttığı için tutuklanan Engin Çeber, cezaevinde işkencede öldürüldü; Adalet Bakanı özür diledi...

Sağlık Bakanı kendisine, “Geçinemiyorum” diyen engelli bir vatandaşı önce azarladı, sonra özür diledi.

Eski Milli Eğitim Bakanı seçimlerden önce 55 bin yeni öğretmen atayacaklarına dair söz verdi, seçimlerden sonra yeni Milli Eğitim Bakanı özür diledi.

Son olarak da Kanal D’de Abbas Güçlü’nün sunduğu Genç Bakış’a katılan Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç, aftan yararlanarak 32 yaşında üniversiteye dönen bir öğrencinin “4 yıl sonra 36 yaşında okuldan mezun olduktan sonra memuriyet durumum ne olacak” sorusuna özür dileyerek yanıt verdi.


***


Özür dilemek erdemdir, kavgaları önler, sorunlara çözüm bulunmasını sağlar.

Ama iktidarlar özür dilemelerini gerektirecek işler yapmazlar...

Ya da özür dilemek durumuna düştükten sonra, ortadaki hatayı düzeltirler...

Peki, bizde böyle mi oluyor?

Hayır...

Kuru bir özür dileniyor ve özür dilenen vatandaş aynı sorunları yaşamaya, aynı çileleri çekmeye devam ediyor...

Ne dediğimi anlamadınız mı?

O zaman “atama” bekleyen bir öğretmen adayı bulun ve sorun...

O kadar çoklar ki, nasıl olsa sizin çevrenizde de mutlaka bir işsiz öğretmen vardır!


Mustafa Mutlu
Vatan