Mehmet Kuşçu yazdı:"Sizi gizli Atatürkçüler sizi!"

Bir ara Sivas’tan öteye ‘geçtin, geçmedin, geçemezsin’ kavgası vardı. Sonra Van eklendi; ‘gidemezsin, gitsen iki lâf edemezsin’ diye. Final ise Diyarbakır’daydı. ‘Gelemezsiniz, gelirseniz sizi rezil ederiz’gibilerden... Yani her tarafı tehdit dolu sözler, günler. O zamanlar sanki olaylara biraz daha anlayışlı bakıyorduk. Ne de olsa ateşin muhatapları siyasiydi. Biri iktidar, diğerleri muhalefet. Öyle ya, iktidar yanlıları muhalefet liderlerine, muhalefete gönül verenler iktidarın sesine ‘kulak tıkamış’ olabilirdi. En azından kendimizi öyle düşünmeye ikna ettik. Terörün hakimiyetine inanmak istemedik.
Düne kadar...

***

Sadece TRT’nin verdiği ‘son dakika’ flaşı üzerine, televizyona kitlitlendim. Pür dikkat haberlerdeyim. Cumhurbaşkanı, askeri helikopterden inmiş, yanında komutan, koşuyor. Spiker anlatıyor; Gül ve Genelkurmay Başkanı Necdet Özel, birlikte Güneydoğu’ya gitmiş. Sınır bölgelerinde görev yapan askere moral vermek için. Çok iyi, güzel, ülkenin Cumhurbaşkanı tabii ki askerine koşarak gidecek, ziyaret edecek, gönül alacak, ödül verecek, aynı karavanadan yiyecek. ‘Bravo’ya gerek yok zaten bu normali.
Sonra spiker, bölgedeki muhabir arkadaşa bağlandı, sordu: “Bu ziyaretin amacı ne, neden gizli?”
Haydaaa! “Bu da ne?” demeye kalmadı, muhabir aldı sazı eline; bölge komutanları bile ziyareti bir gün önceden öğrenmiş, üstelik kimseye bilgi verilmemesi talimatıyla. Zaten Bölge Harekat Merkezi’ne giden de ‘kırmızı şifre’. Gül ve Özel bölgede Sikorsy helikopterle gezerken tam teçhizatlı 4 helikopter eşlik etmiş kendilerine. En güçlü sinyal kırıcılar yani ‘jammer’ler da sürekli açık tutulmuş.
Özetle, Başkomutan, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı; Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki Yüksekova’da, Hakkâri’de; Türkiye Cumhuriyeti’nin gözbebeği. Millî Mücadele’nin askeri Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tümenini, tugayını ziyaret ediyor ama, o kadar gizli, o kadar saklı!
En çarpıcı olanı ise Cumhurbaşkanlığı sitesi. Gül, Güneydoğu’dayken, sitede Ankara’da olduğu belirtiliyor. Tedbiren de basına açık programı olmadığı bilgisine yer veriliyor. Yani ‘burada ama kimseyi kabul etmeyecek’. Yani ‘Çankaya’da dinlencede’ havası...

***

Başkomutan Mustafa Kemal, Büyük Taarruz öncesi yaşanan gelişmeleri, aldığı hayati önlemi şöyle anlatır:
“Saldırı için tekrar cepheye gitmeden önce, Ankara’da çözülmesi gereken bazı sorunlar vardı... Cepheye gidişimi birkaç kişiden başka bütün Ankara’dan gizledim. Benim kaybolacağımı bilenler, burada imişim gibi davranacaklardı. Hatta benim Çankaya’da çay ziyafeti vereceğimi de gazetelerle duyuracaklardı...”

***

Bugünlerde çok konuşuluyor, Kandil’e büyük taarruz...
Baksanıza taktik aynı taktik: Başkomutan Ankara’da, Çankaya’da..
Vay sizi gizli Atatürkçüler vay...


Milenyumun savaş tamtamları
Moskova diyor ki; kardeşim füze kalkanının bize karşı olmadığını ispatla, bir zahmet şu teminat belgesini de imzala, anlaşalım. Washington diyor ki; çok ayıp yoldaş, bu istediğiniz kalkanın fiziki özelliklerine aykırı. Füze bu, kalkarsa ne olur bilemem. Büyük krizin özeti böyle. Gelişme vahim. Durum ciddi. Rus açıklaması zehir gibi: Pazarlık bitti, artık diplomatik değil, askeri cevaplar vereceğiz. Yani, yeni bir dünya savaşı ihtimali, yine yanı başımızda...


Bire binde
kafa karışıklığı
Hamas ile İsrail anlaştı ya, bir esir askere karşı bin Filistinli’ye hürriyette, iddialar gırla. Birine göre, Almanya araya girdi, ajan Conrad işi bitirdi. Diğerine göre Almanya nereden çıktı, İsrail, Ankara’dan yardım istedi, Erdoğan da Hamas’a, “Bırakın” dedi. Sonuncu ise bomba; devreye girmek isteyen Ankara’nın kendisiydi. Erdoğan’ın arabuluculuk teklifini Hakan Fidan bizzat iletti ama zaferi ’Berlin formülü’kazandı. Evet, sonuçta anlaşma sağlandı, taraflar bayram yaptı ama bizim ’kahraman’lık da güme gitti.

İki Galatasaraylı
kim haklı?
“Fenerbahçeyi fazlasıyla takdir ediyor, helal olsun diyorum.Onların durumuna biz düşsek ne hale gelirdik, o duruşu gösterebilir miydik, ciddi şüphelerim var...” Cevap: “Aynı şey bizde olsa, başkan dahil bütün bu işlere karışanlar disipline gönderilir, ihraç olurlardı...” Adnan Öztürk böyle cevap veriyor ama zaten Ali Haşhaş’ın söylemek istediği bu. Ortada suçlanan ama suçu ispat olmamış bir yönetim var ve camia bu zor günlerinde, bu isimlere sahip çıkıyor. Son karar adaletin ama oraya kadar...Zor olan bu, göndermek çok kolay...

Mehmet Kuşçu
Yeniçağ