Dünya’da -özellikle de Batı’da- “Demokrasi için Sivil Toplum Örgütleri şarttır! Halkın haklarının korunması için sivil örgütlenmeler gerekir!” denir. Peki, söylenen “demokrasi”nin olmazsa olmazı Sivil Toplum Kuruluşları gerçekten masum mudur?
Onların masum olup olmadıklarını anlamak için, hangi kaynaklardan beslendiklerine, daha açık söylemek gerekirse nereden para aldıklarına bakmak yeterlidir! Çünkü hemen hemen hepsi parayı verenin düdüğünü öttürürler… İşte -parayı verenin düdüğünün öttürüldüğü- bu STK’lardan Türkiye’de de fazlasıyla mevcuttur.
Bu STK’larla içli dışlı olan sözde aydınlar ortaya çıkıp, “Toplumda bu konunun da tartışılması lazım!” cümlesiyle başlayan bir konu ortaya atarlar ve atışmalar başlar… Böylece, amaçladıkları hedefe halkın alışmasını sağlarlar. Konuştukça konu esner, toplum alışır, gerekli müdahale için uygun ortam yaratılmış olur!
Halkın değerleri ile oynayan ve son zamanlarda anayasadaki Türk adı ile uğraşarak; “Türk de neymiş, burada birçok etnik grup var! Türk kelimesi anayasadan kalksın!” diyen bu sözde aydıncıklar, derebeyci zihniyete sahipler ve zaman zaman hortlayıp, ağalarının artığı bu sakızı ciğniyorlar. Kısacası toplumu alıştırmaya ya da onların deyimi ile “normalleştirmeye” çalışıyorlar…
Bu topraklardan Türk’ün adını silip; “Biz en iyisi buradakilere ‘Türkiyeli’ diyelim ve hatta ‘Türkiyeli’ bile demeyip, bu devletin adına ‘Anadolu Cumhuriyeti’ diyelim, içindekiler de ‘Anadolulular’ olsun!” gibi öneriler getiren bazı ‘aydıncık’lar, hepiniz kendi pisliğinizde boğulun! Geberin!
Bu halk sizin gibi ırkçı değil!
Türk adını bir ırk adı olarak almıyor, bir ulus adı olarak alıyor! Ama siz öylesine rezilsiniz ki kendi faşistliğinizi bu halka yüklemeye çalışıyorsunuz!
Siz, sömürgeci Batı’nın “Türk’ü Orta Asya çöllerine sürmeli” zihniyetinin köpeklerisiniz!
Ömür Kurt
İLK KURŞUN