
“Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum. “
Bir belediye çukuruna düşüp beyin kanaması geçiren yitirilmiş bir Don Kişot Orhan Veli… O edebi hayatımıza bir yenilik kazandırmak için kılıcını yel değirmenlerine karşı sallamıştı. Nitekim kimilerine göre başarılı oldu kimilerine göre ise olamadı. Peki ya biz ne yapmalıyız? Biz yel değirmenlerine karşı mı kılıç sallıyoruz? İşte bu günlerdir kafamı kurcalayan tek mesele.
Her geçen gün yitirdiğimiz onlarca vatan evladının hesabını iki günde kapatan ve eski, mankurtlaşmış hayatına geri dönen insanları görmek ne kadar acı. Değerlerini yitirmiş, iki tane kâğıt parçası için cambaza dönüşen insanlarla bir arada yaşamak ne acı. Tüm bunlardan acısı bunları haykıramamak, Orhan Veli’nin de dediği gibi anlatamamak olsa gerek. Ama bunları anlatsan da anlamak istemeyen, kendi kafalarını basmakalıp fikirlerle, surlarla sınırlandırmış insanlarla bir arada olmak insanı, kafamı kurcalayan bu illete yönlendiriyor işte. Akıntıya mı kürek çekiyoruz bunca zamandır?
Dün Ahmet Taner Kışlalı’nın ölüm yıldönümü idi. Neredeyse hiçbir gazetede Ahmet Taner Kışlalı’dan bahsedilmiyordu bile. Faili meçhul(!) bir vatan evladı da böyle çabuk unutulmuştu işte. Tüm dünyada etkisini gösteren örfi, kültürel soykırımın belirtilerinin yavaş yavaş değil aksine son hızda olduğu Ahmet Taner Kışlalı, Uğur Mumcu gibi aydınlarımızın ya da Mehmetçiklerimizin katledildikleri tarihlerde daha çok ortaya çıkıyor. Çünkü unutuyoruz. Yitiriyoruz. Mankurtlaşıyoruz.
Hala toplumun tüm kesimlerinde bir sağ, sol ayrımı alevi, sünni ayrımı almış başını gitmekte. İnsanlar birbirlerini suçlamaktan asıl düşmanı da göz ardı etmekte. Parça parça Kuzey Afrika’dan esen bu rüzgâr bir gün bize de varacak. Kendilerini Orta Doğu’nun koruyucusu ilan edenler, bir zamanlar ASALA terörüne arka çıkan Hamas’ın teröristlerini ülkelerine getirenler, 1 askere 1000 insan takas eden İsraili lanetleyip 26 askerine sahip çıkamayan eli kanlılar da İsrail’in planladığı bu tuzağa düşecek. Piyonlar teker teker devrildiği zaman vezirler ortama hâkim olacak. Bu ortamda yapmamız gerekecek tek şey asıl düşmanımızı unutmamak ve yine eski yapay çatışmalarımıza dönmemek. Mesele vatan ise gerisi teferruattır diyebilmek.
Tek umudum bunca dert anlatma çabamızın bir sonuca ulaşmasına bağlı. Bu ülkenin hala satılmamış aydınları, zaptedilmemiş kaleleri var.
İnsanlarımızdan tek isteğim de bu aydınlarımızı ya da benim gibi derdini anlatmaya çalışan acizleri davranışlarıyla, dedikleriyle yıldırmamaları. Bu aydınlarımızın da kafalarında soru işaretlerinin yer almasını istemem.
Son olarak Ahmet Taner Kışlalı’nın anısına Nazım Hikmet’in “Kerem gibi” adlı şiirinden şu dizeleri eklemek istiyorum. Umarım hepimize harekete geçmemizde biraz daha yardımcı olur bu dizeler.
“Ben yanmasam
Sen yanmasan
Biz yanmasak
Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?”
Vatan uğruna yanan tüm vatan evlatlarımıza saygılarımla.
Mert Can YILMAZ
İLKKURŞUN