Bu yıl içinde terör saldırılarında tam 109 şehit vermişiz, 45 ayrı terör saldırısında 20 polis, 89 asker hayatını kaybetmiş ki bu sayıya saldırılarda ölen siviller, çocuklar, bebekler, gencecik üniversite öğrencileri dahil değil.. Bu terör haberlerinin medyada verilmesinde de (her olayı abartılı yorumlayan bir iki gazete dışında) anormal, abartılı bir durum yoktu.
Ama Hakkari’de 24 şehit verdiğimiz son olayın arkasından milletin sabrı taştı ve birçok ilde halk bayraklarıyla sokaklara çıkarak, evine bayrak asarak terör örgütünü lanetlerken “Hükümet tarafından terörün durdurulması veya gerekli önlemlerin zamanında alınması konusunda gereken çabanın gösterilmeyişini” protesto etti. Bu saldırı haberleri, bu protestolar artık medyada detaylı şekilde yer alabilecek mi, ben zannetmiyorum.
‘MÜDAHALEYİ ANTİDEMOKRATİK BULURUZ’
Başbakan Erdoğan dün medya patronları ve genel yayın yönetmenleri ile bir toplantı yaparak “Terör haberi verirken hassas davranmalarını” istedi. Konuşmasında “medyaya müdahale arzusu içinde olmadıklarını, bunu antidemokratik bulduklarını ama otokontrol yoluyla, milli bir meselede medyanın da milli bir duruş sergilemesinin mücadeleye güç katacağına inandığını, halkın haber alma özgürlüğü ile terör propagandası arasındaki dengeyi gözetmek gerektiğini” belirtti.
Aslına bakarsanız insanın üzüntüden hareket edemez hale geldiği, terör örgütünün 8 ayrı noktadan ve ağır silahlarla saldırmasını mümkün kılacak bir güvenlik boşluğunun, belki de ihmallerin akla geldiği.. Terör konusuna en ciddi şekilde eğilmek gerekirken başka ülke sorunlarıyla ve farklı konularla zaman kaybının söz konusu olduğu korkunç bir terör saldırısının ertesinde ilk yapılması gereken şey medya toplantısı mı olmalıdır bu bile ayrı bir tartışma konusu.. İnsan duyunca şaşırmıyor değil.
Öte yanda, medya özgürlüğünün büyük ölçüde kısıtlandığını, bu konuda daha önce açık çağrıların yapıldığını (hafızalar ne kadar zayıf olsa da) çocukların bile bildiği, AB raporlarında bu konunun mutlaka yer aldığı bir ülkede “medyaya müdahaleden, bunu anti demokratik bulmaktan” söz edilmesi ne kadar inandırıcı olur bilinmez.. Ama asıl mesele “medyanın bu dengeyi hangi çizgiye kadar gözetmesi”nin istendiği, milli duruşun nasıl sergileneceğidir.
SORUN MİLLETİN TEPKİLERİ Mİ?
Örneğin medya “askerlerin bir kısmının yataklarında öldüğünü, ülke sınırlarından rahatça geçiveren 200 teröristin, hem de en ağır silahları taşıyarak 8 ayrı noktadan nasıl kolaylıkla saldırdığını, evlatlarının şehit olduğu haberini alan anaların bayılmasını veya “Biz kurbanımızı erken verdik” demesini, şehitlerin üç beş gün önce gülerken çekilmiş fotoğraflarını, geride kalan nişanlıların, bebeklerin fotoğraflarını verebilecek mi?
Vermemesi “terör örgütünün propagandasını yapmamak” mı sayılacak, yoksa “haber alma özgürlüğünü engelleme” mi? Medya içinde bu “otokontrol” denen şey, hele de iktidar isteğiyle başlatıldığında bunun sonu gelmiyor ama eğer gerçek sorun milletin tepkilerini önlemek değil de gerçekten “terör örgütü propagandası” ise o zaman şimdiye kadar çoktan “bazı gazete ve gazetecilere” çok sayıda şehit verilen saldırıların hemen arkasından bile “BDP’ninkilerden farksız” yazı ve yorumlara yer vermemeleri söylenmeliydi zaten. Oysa hepsi bunu özgürce sürdürdüler.
OĞLUNUZU ŞIRNAK’A GÖNDERİRMİYDİNİZ?
Şimdi ise ister gazete ve TV’ler haberleri detaylarıyla versin, isterse vermesin artık evladını askere gönderen anaların, babaların da, terörle mücadelenin yetersiz veya yanlış olduğunu düşünerek tepki gösteren vatandaşların da haklı tepkilerine kulak vermek, “Somali, Filistin, Suriye vb” gibi ülkelerden önce kendi ülkemizin sorununu, insanlarımızın hayatını düşünme zamanıdır. Artık “şehitler ölmez, vatan bölünmez” yerine “bundan sonra gençlerimizi kaybetmemek için gereken herşey yapılacak” deme zamanıdır.
Zira gerçekten teröristlerin ülke topraklarında bu rahatlıkla cirit atıyor olmaları anlaşılır şey değildir. Acaba siyasetçilerin çocukları şu anda “Çukurca veya Şırnak” gibi bir yerde askerlik yapacak olsa ne hissederlerdi, bir düşünsünler!
Ruhat Mengi
Vatan