28 Şubat bombası


Sadettin Tantan:
Erdoğan ve Gül’ün 1990’lı yıllarda güç odaklarıyla yaptığı görüşmeler incelendiğinde Türkiye’nin imkan ve kabiliyetlerinin nasıl Amerika’nın kullanımına sokulduğu 28 Şubat’ta askeri bir darbenin olduğunu iddia edenlerin sivil darbeyle Türkiye’yi nasıl teslim ettikleri anlaşılacaktır!
Askeri değil sivil darbe!
Bugün 28 Şubat’la hesaplaşıldığı iddia ediliyor! Bu, askeri değil sivil bir darbedir. Kimse Erbakan’ın uyguladığı kamu havuz sisteminden rahatsız olan etkin güç odaklarını konuşmuyor
Kilit önemde 4 dosya var
1- Etİbank Dosyası. 2- Yenilikçi Hareket (Erbakan’dan kopup AKP’yi kuranlar) 3- Şehit Çocukları Yasası 4- Dördüncüsü etnik, mezhepsel ve dinsel ayrışma. Bu dosyalarla simgeleşenlere bakın!
Soygun düzenine devam!
Bugün 28 Şubat süreci devam ediyor! Çünkü soygun düzeni devam ediyor. Güç odaklarının iktidara getirdiği AKP denetlenmeyen kurumları hala sorgulamıyor, taşeronluk rolü üstleniyor.

28 Şubat, askeri değil sivil darbe
Yurt Partisi Genel Başkanı Sadettin Tantan, “Erdoğan ve Gül’ün 1990’lı yıllarda güç odaklarıyla
yaptığı görüşmeler incelendiğinde Türkiye’nin imkan ve kabiliyetlerinin nasıl ABD’nin kullanımına sokulduğu anlaşılacaktır” dedi.
Sadettin Tantan, 28 Şubat’ın aynı zamanda soygun dönemi olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, 1990’lı yıllarda güç odaklarıyla yaptığı görüşmelerin incelenmesi gerektiğini belirten Tantan şunları söyledi: “Bugün 28 Şubat’la hesaplaşıldığı iddia ediliyor! Kimse Erbakan hükümetinin uygulamaya soktuğu kamu mali sisteminden (havuz sistemi) rahatsız olan etkin güç odaklarını konuşmuyor, içten ve dıştan 28 Şubat ve sonrasında yaşanan soygunu kimse gündeme getirmek istemiyor. 28 Şubat dönemi sadece bir siyasi müdahale değil, soygun dönemidir. 28 Şubat dönemindeki soygunları soruşturan ben ve mücadele arkadaşlarımdır! 28 Şubat soruşturması başlayınca dönemin soyguncuları telaşa kapıldılar! Bir reklamcıyı kullanarak dikkatleri başka yöne çekmeye çalıştılar” dedi. Tantan, şöyle devam etti: 28 Şubat sürecinde neler yaşandığını ve bugün de sürecin nasıl devam ettiğini belgeleriyle açıklıyorum:

Dört önemli dosya
Birincisi Etibank Dosyası. Türkiye’yi soyanlar ve soydurtanlar bu dosyayla simgeleşti. Bu soruşturmada kimler yargılanmadı, mahkemeye kimler baskı yaptı, bu dosya ve benzeri dosyalara kimler af getirdi? Etibank dosyasıyla yapılan soygun kim tarafından sümenaltı edildi? AKP iktidarı Etibank dosyasını nasıl kapattı? Bu arada o dönemin savcısının bugün milletvekili olması da bir başka çarpıcı konu!
İkincisi Yenilikçi Hareket. Önce Abdullah Gül ismiyle sonra Tayyip Erdoğan’ın şahsında sembolleşen “Yenilikçi hareket” yani Erbakan Hoca’dan kopan isimler AKP’yi kurdular. Bu hareket daha 1990’lı yıllarda uluslar arası etkin güç odaklarıyla görüşmeye başlamıştı. Refah Partisi iktidara gelmeden önce Erdoğan ve Gül’ün ABD’liler ve Yahudi lobileriyle yaptığı görüşmeler sonrasında süren ilişkiler yine bu iktidara yakın gazeteci Star yazarı Nasuhi Güngör tarafından 2000’de yayımlanan Yenilikçi Hareket kitabında detaylarıyla anlatılmaktadır. O güç odaklarıyla yapılan görüşmeler incelendiğinde Türkiye’nin imkan ve kabiliyetlerinin nasıl Amerika’nın kullanımına sokulduğu, 28 Şubat’ta askeri bir darbenin olduğunu iddia edenlerin bir sivil darbeyle Türkiye’yi nasıl teslim ettikleri anlaşılacaktır.
Üçüncüsü şehit çocukları yasası. 1999’da İçişleri Bakanı iken bir yasa teklifi hazırlattım. Şehit ailelerinin çocuklarıyla ilgili eğitim, sosyal ve özlük haklarıyla ilgili. İstedikleri okullara akademik kariyerlerinin sonuna kadar imtihansız girecekler ve maddi imkanlarını devlet karşılayacaktı\’85 Teklif Bakanlar Kurulu’nda görüşüldü. DSP ve ANAP’lı bakanlar yasayı onayladı. MHP’li bakanlar teklifi imzalamadı. Teklife, neden onay vermediklerini dönemin Korgenerali Yaşar Büyükanıt’ın da yasaya verdiği tepkiden ve olumsuz yanıttan anlıyorum.
Dördüncüsü etnik, mezhepsel ve dinsel ayrışma. 28 Şubat süreci sadece soygun anlayışı değildir. İktidar partisi yöneticileri milleti 3 Kasım 2002’den bu yana alt kimlik- üst kimlik olarak zihinsel anlamda ayrıştırmaktadır. Özellikle Diyanet İşleri Başkanlığının uygulamalarıyla, bu coğrafyada yapılmak istenen etnik- mezhepsel /mikro ve makro düzeydeki ayrışmanın bize nereye götüreceği gün gibi ortadadır. Kürtçe vaaz ve hiçbir dini eğitimi olmayan halk arasında melle olarak bilinen kişilerin istidihdamı bunun en çarpıçı örneğidir. Hizbullah yapılanmasının da Melleri olduğunu unutmayalım. 28 Şubat sürecinin bir parçası olarak görüyorum.

Genelkurmay aşağılandı
Gelinen noktada Türk kimliği 3000 yıl önceki Mete Han ordularıyla başlar. Bu ordu, milletin bizatihi kendisidir. Mete Han’ın bugünkü karşılığı da devlet başkanlığı makamıdır, komutanı da Genelkurmay Başkanlığıdır. Mete Han ordusunun bugünkü Türk milletine kattığı en büyük kazanım Atatürk’ün de dediği gibi karakterinde oluşturduğu bağımsızlık anlayışıdır. Genelkurmay Başkanlığı’nın terör örgütünün lideri olduğu iddiasıyla aşağılanması, Anayasa’da yapılmak istenen Türk kimliğinin ortadan kaldırılmasın açık bir ifadesi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Yalan raporlar hazırlandı
28 Şubat sürecinin en büyük kötülüğü Anadolu çocuklarına karşı yapılmıştır. İçişleri Bakanlığım dönemimde Anadolu çocuklarının resmi ve sivil alanlarda nasıl yalan raporlarla fişlendiğini benden daha iyi kimse bilemez. O raporlar sonucunda görev alamayanların yerlerine de kirli isimlerin kullanılmak için o görevlere atandığının da yakın tanığıyım. Bu çalışmalara karşı çıktığım için de hakkımda nasıl “Fethullahçı ve Gürcü Tantan” raporları hazırlandığını da iyi biliyorum. Bu raporların oluşmasında görev alanların da bugün Silivri’de neden yattıklarını sorgulamaları gerekiyor!

Soygun devam ediyor
Bugün 28 Şubat süreci devam ediyor! Çünkü, soygun düzeni devam ediyor, etkin güç odaklarının iktidara getirdiği AKP yıllardır denetlenmeyen, denetlendirilmeyen kurumları hala sorgulamıyor, sorgulayamıyor, sadece ve sadece o birkaç isim üzerinden o kurumları çökertiyor! Modern çağın haçlı seferlerini başlatan oğul Bush’la birlikte iktidar mazlumların coğrafyasında taşeronluk rolü üstleniyor. Unutulmasın! 1000 yıl önceki Haçlı seferlerine karşı Müslümanlar direnmişti, bugünse o haçlı orduları bazı Müslüman ülkelerle birlikte Müslümanları katletmektedir ve Türkiye gerçek anlamda 28 Şubat’la hesaplaşmadığı için o haçlının esiri olmuştur!

Yeniçağ