Durdurun bu zulmü artık!


Evet, ben de artık kan ve gözyaşının hâkim olduğu, komşuluk ve akrabalık ilişkilerimizin olduğu “bu ülkedeki zulmün durdurulmasını” istiyorum. Evet, aynen katılıyorum, orası bizim içişlerimizdir. İnsanlar habire kaçıyor, Türkiye’ye sığınıyor. Özgürlük istiyorlar, demokrasi istiyorlar. Haksızlar mı?
Sadece basına yansıyan haberlere bakmayın, basın yansımayan haberler de var. Türklerin nüfusunun artmasını engellemek için gözlerinin yaşına bakmadan zorunlu kürtaja tabi tutuyorlar artık. Ben bu kürtajın görüntülerini izledim, lanet okudum.
Geçen yıl özgürlük isteyen 156 Türk’ü öldürdüler. Cesetleri birbiri üzerine attılar. Bazıları bu rakamın en az 500 olduğunu söylüyor. Binlerce Türk de yaralandı. Devletin askerleri Hafız Esad’ın Kürtlere yaptığı katliam gibi Türkleri katletmekle meşgul. Başını kaldıranı eziyorlar.
Tükler, zorla göç ettiriliyor. Devlet kurumlarında çalışan Türklere büyük baskılar var. Camiye gitmelerine bile izin yok. Kimlerin camiye girmeyeceğine dair listeler cami kapılarına asılmaktadır. Gidenler fişleniyor. İşkence ve dayak Türkler karşı uygulanan en doğal ve sistematik sindirme biçimi. Türkleri sindirmek için sık sık toplu tutuklamalara başvuruluyor. Ancak tutuklananlardan daha sonra hiçbir haber alınamıyor.
Hapishaneler Türkler için tamamen “işkence hane” halini almıştır. Elektrik verme, cinsel taciz, cop kullanma gibi iğrenç işkence yöntemleri ile ilgili elimdeki raporları mideniz bulanmasın diye yazmıyorum.
Bilmediğiniz bir gerçeği daha aktarayım:
Suçlu bulunan Türkler yeniden eğitilmek amacıyla kamplara gönderiliyor. Odun keserek, taş kırarak, zorla tarım işine sürülerek günde en az 10 saat çalıştırılıyorlar. Eğer vaktinde uyuyup uyanamazlarsa, bağırarak konuşurlarsa, gülerlerse veya ağlarlarsa, abdest alırlarsa gardiyanlar tarafından en ağır şekilde cezalandırılıyorlar. Havada uçak pozisyonunda asılı tutma, direğe asma, elektrik verme, makata elektrikli çubuk sokma en yoğun işkence şekilleri.
Yemeklerden önce baskıcı rejimin komünist marşını söylemek durumundalar.
Siz bugüne kadar hep çatışmalarda ölen Arapların dramına kilitlendiniz. Türklerden ölenler ise tam bir vahşete tabi tutuluyor. Eğer beyin ölümleri gerçekleşmişse ailelerinden izin alınmasızın organları bir bir kesiliyor. Bazılarında bu iş “ölmeden” yapılıyor.
Allah aşkına bu zulmü neden dünya görmüyor?
Neden Türkiye görmüyor?
Pardon!
Türkiye daha ne yapsın, neredeyse Suriye’ye savaş ilan edecek mi diyorsunuz?
İyi ama ben Suriye’den bahsetmiyorum ki!
Ben Çin’den bahsediyorum.
Ben Çin’in Doğu Türkistan bölgesindeki Türklere yapılan zulmü anlatıyorum.
Yoksa siz başka bir ülke mi zannettiniz?
Merak etmeyin Suriye’deki Türklerin hiçbir sorunu yok. Gittim, gördüm. Devletin her biriminde, ticaretin her sahasında gayet rahat bir şekilde varlar.
Çin’de ise Türkler katliamla karşı karşıya. Doğu Türkistan Türkleri “ölüyor!”
2009’daki Türkmen katliamıyla ilgili AKP hükümetinin Çin’e tepkisi ne oldu biliyor musunuz? Tepki aynen şöyle: “Biz, olaylara sebep olan ve müsebbiplerin bir an önce tespit edilerek, adilane bir çözüm ile bu olayların durulmasını ve bölgede huzur ve sükunetin tekrar sağlanmasını arzu ediyoruz.”
Suriye’ye karşı “asarız, keseriz, yakarız, yıkarız” diye efelenen Türkiye, Doğu Türkistan Türklerinin uğradığı katliam için “adilane çözüm için gereğinin yapılmasını” arz ediyor Çin yönetimine.
Arap ölünce efelenenler Türk ölünce “tısss!”
Ve başbakan Erdoğan bu satırların yazıldığı saatlerde Çin’de idi. Yüzlerce Türk’ün katledildiği Doğu Türkistan’a geçti Oradaki Türklerle kuzu çevirdi, yedi. Fotoğraf çektirdi.
İran’dan sonra Çin’e de mi ABD postacılığı mı yapıyoruz, yoksa Suriye’ye ve İran’a attığımız tarihi kazığı “Doğu Türkistan Türkleri ile kuzu çevirerek” unutturmaya mı çalışıyoruz?
Çin zulmünden kaçıp Türkiye’ye sığınan Türkler “on yıllardan” beri hala Türk vatandaşı yapılmamışken, Zeytinburnu varoşlarında sürünürken, sokaklarda işportacılığa mahkum edilirken, Türkiye gelen Suriye ve Libya’nın isyancı Arapları beş yıldızlı otellerde “bizim vergilerimizden” kesilen paralarla lüks içinde yaşıyor.
Başbakan Doğu Türkistan’da kuzu çevirip yiyordu bu yazıyı yazdığım saatlerde.

Muharrem Bayraktar
Yeni Mesaj