Yarin dudağından getirilmiş bir katre alevdir bu karanfil


Atatürk’ün resmi dairelerden resimleri yavaş yavaş kaldırılıyor. Bunu biliyor ve görüyorum. Bazı bölgelerde çaktırmadan resimleri azaltılıyor ve küçültülüyor. Bu küçülmüş Atatürk’lerin yanına Tayyip ustanın resimleri konuluyor. Bazı bölgelerde sadece usta var. Mesela, sanki “Çanakkale Geçilmez”in galibi ustaymış gibi O’na mal edilmeye çalışılıyor. Sokak isimleri çağdaş ve ilericiyse, onlar yenileriyle değişiyor. Mağazaların isimleri Tekbir, Hicret, Berat, Cihat oluyor mesela. Atatürk heykelleri okul bahçelerinden kaldırılıyor. Ata’nın söylevleri, kitapları yasaklanıyor. Bakiye heykellerinde çok yakındır sökülmesi. Biraz paranın şekliyle oynayıp, Ata’yı paranın üzerinden sağa sola çekiştirip, başka Türk büyüklerini de paramıza ilave ederek, sanki parayı “yeniden dizayn ediyoruz” görüntüsüyle Ata’yı da Türk parasından çıkarıverecekler.
Dörtlerden oluşan eğitim sistemini, halk böyle istiyor, deyip nasıl da geçirdiler. Sanatçılar Girişimi Başkanı Ataol Behramoğlu’nun yazıp hazırladığı bildiri aynen şöyle;
“KESİNTİLİ EĞİTİM CUMHURİYET EĞİTİMİNE İHANETTİR”
“Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görüşülmekte olan kesintili yasa taslağı, temelini laiklikten ve kız-erkek öğrenci öğretim birliği ve eşitliğinden alan Cumhuriyet eğitimine ihanettir.
“Çocuklarımızın ve özellikle de kız çocuklarımızın geleceğine karşı işlenmekte olan bir cinayettir.
“Sanatçılar Girişimi bu tasarının karşısındadır.
“Bu ihanete, cinayet girişimine engel olmalıyız.
“Hiçbir uygar yurttaş ve kurum, Cumhuriyet eğitimini, laikliği, öğrenim birliği yasasını ve eğitimde birlik ve eşitliği temelinden yok edecek bu ihanet ve cinayet girişimine karşı duyarsız ve tepkisi kalamaz.
“Yurt çapındaki gösterilerde uygulanan polis vahşetini şiddetle kınarken, AKP iktidarını uyarıyor, bütün yurtseverleri laik, eşitlikçi, çağdaş eğitim ilkelerini savunmaya çağırıyoruz.
“SANATÇILAR GİRİŞİMİ”
Bu açıklamaya iki yüzün üzerinde sanatçı olarak imzamızı atıyoruz.
Kurtuluş Savaşı
Kurtuluş Savaşı’nı gerçekleştiren ve yurdu düşman işgalinden kurtarıp Cumhuriyetimizi kuran Atatürk ve eserleri belli ki giderek tarihe karışacak. Yazık, çok yazık… Bak, opera, resim, heykel, tiyatro, sinema gibi sanat kollarına olan olacak ve yok olacak, görünen o… Kurtuluş Savaşı’nda Ata’sıyla birlikte tarih yazıp Cumhuriyet kuran Türk Ordu’su, artık Cumhuriyet’i koruyamayacak. Artık güç, polisin eline geçecek. Yasaklar alabildiğince, olabildiğince, Allahına kadar olacak yani. Hemen her şey yasaklanacak. Bu yasaklamaları da iki dudak yapacak.
Etek boyları uzayacak, baldır bacak görünmeyecek, tahrik edici renklerden kıyafetler de kullanılmayacak. El ve göz dışında ten gözükmeyecek. Kadınlar ön planda olmayacak. Otomobil dâhil pek çok şeyi kullanamayacaklar. İçki tüketmek ve içki satmak yasaklanacak. Konuşan ve gülen kadın hafifmeşrep sayılacak. Kadın, kocası dışında erkeklerin arasında görünemeyecek. Erkekler, kadınların saçlarını dahi evlenmeden göremeyecek. Erkekler konuşacak ve erkeklerin üzerine söz söyleyen olamayacak.
Dinibütünlük
Dinibütün bir insanım. Duamı eder, sonra çıkarım evimden ve sahneye de dua ettikten sonra çıkarım. Biliyorum ki, benim dini inançlarım, ibadet edebilme özgürlüğümü kimse elimden alamaz. Din konusunda reklamı da sevmem, reklam yapanı da. Dinî, politik amaçla kullananı hiç sevmem, inanırım ki Allah da sevmez.
Korkaklar
Gazeteciler kovuluyor; köşe yazarları, aydınlar, profesörler hapiste. Hapistekilerin avukatları da hapiste… Hapistekilere çağdaş yaklaşan hâkimler de sürgünde.
İş yerleri, TV’ler, üniversiteler ele geçirilmiş durumda. Kadrolaşma çoktan başlamıştı. Artık hemen hemen bu işlem tamamlandı. TRT, yandaşlara peşkeş çekiliyor. Peki, peşkeş çekilenler ne yapıyor; parmaklarını yalıyorlar. Bu isimleri herkes biliyor…
Peki ya sonrası? Mutlu sonla mı biter bu hikâye? Bal tutmak, görmezden gelmek, ses çıkarmamak… Bu yolun bir sonu yok mu dersiniz? Bir de korkaklar var ki, tanrım onları affetsin.
Korkarım… Korkarsın… Korkar…
Porno yıldızı Poyrazoğlu, bu korkaklardan birisi. Tiyatro geçmişinde devrimciliği, Atatürkçülüğü kimselere kaptırmayan yıldız, şimdi menfaati gereği sus-pus. Hele şu hiçbir şey söylemeyen oyunlarına bir bakın. “Para, sen nelere kadirsin”. Birkaç gün önce, şehrin birinde turnedeydik. Oyundan sonra yemeğe çıkardı bizi Belediye Başkanı. Poyrazoğlu’nun kaprislerini anlata anlata bitiremedi. Oyun oynadıkları salon, anladığım kadarıyla bir parça soğukmuş. Sahnede söylemediğini bırakmamış. Oysa Belediyeler, tiyatroları katkı babında satın alıyor ve ücretsiz bilet dağıtıyorlar. Bu belediyeleri de küstürürlerse, görürüz ebemizin çorabını. P.Yıldızı Poyrazolu’nu tüm tiyatrolara gammazlıyorum. “Ekmeğimizle” oynuyor, bilesiniz.
Kültür Bakanlığı’na uyarı
Bu yıl özel tiyatroma yapılan katkı, öğrencilerimin tiyatrolarına verilenden daha az olursa, bu parayı almayacağım ve bana katkınız olamayacak, haberiniz ola…
Güldürü Üretim Derneği
Ayakta dimdik durduğum, Atatürk’e ve Cumhuriyete sahip çıktığım için, iki mizah ödülü birden verdiler bana, eksik olmasınlar. Ödül töreni Bakırköy Yunus Emre Tiyatrosu’nda yapıldı. Ödüllerimi, başarılı karikatüristler, sinema-TV oyuncuları, tiyatro sanatçılarıyla birlikte aldım. Güzel bir geceydi. Dikkatimi çeken karikatürler şunlardı:
- Yan yana iki otoyol, iki araba gidiyor, her ikisinin önünde de birer tünel var. Tünelin birinin üzerinde “Kadınlara” diğerinde ise “Erkeklere” diye yazıyor.
- Bir diğer karikatür; çarşaf giymiş, yalnızca gözleri açıkta olan bir kadına, erkeği kara güneş gözlüğü almış hediye olarak.
- Sonuncu karikatürse şöyle; Yetenek Sizsiniz Türkiye programında onca insan varken bir köpek kazanmış yarışmayı. Köpek kendi kendine düşünüyor ve “şimdi bu salaklar beni milletvekili de seçerler” diyor.
“Reddediyoruz”
Sanatçılar Girişimi
Bütün ekip cuma günü Balbay ve Özkan’ın duruşmasındaydık. Duruşma başlamadan görüştük kendileriyle, çocuklar kadar sevinçliydiler. Çok yakında çıkacaklarmış, tahliye olacaklarmış gibi bir his var içimde.
Duruşma başlarken bir görevli geldi ve bizi ikaz etti. Şuydu ikazı; “mahkemeyi izlerken ayakkabılarınızı çıkartmayın, şapka takmayın, duruşma sırasında yemek yemeyin”.
Gazinolar varken, kadın matineleri olurdu, kadınlar da yemeklerini evden getirirdi. Görevli öyle yapacağımızı mı sandı acaba? İzleyici olarak oturan onca aydının bunları bilmediğini mi düşündü yoksa? Silivri’ye onuncu gidişimdi. Bundan önce böyle bir ikazla karşılaşmamıştım. “Dalga geçiyorlar herhalde” diye düşündüm. Eskiden sinema salonlarında yazarlardı, “kabuklu yemiş yemek, ıslık çalmak yasaktır” diye. Giderek başımıza daha ne adetler çıkaracaklar bakalım…
Göreceğiz…

Levent Kırca
Aydınlık