Hukukun ve Eğitimin Akepecesi


Kamuoyu anımsayacaktır. Deniz Feneri e.V. davasında önceki savcılar, işlenen suçu ‘örgütlü suç ve nitelikli dolandırıcılık’ kapsamında ele aldılar.
Ne oldu o savcılara?
Görevlerinden alındılar…Haklarında soruşturma açıldı.
Sincan Savcılığının açtığı davaya göre; Savcı Nadi Türkaslan, “resmi evrakta sahtecilik ve görevi kötüye kullanma” suçlaması ile hakkında 11 yıl hapis cezası isteniyor.
Savcılar Abdulvahap Yaren ve Mehmet Tamöz hakkında ise, “görevi kötüye kullanmak” suçlamasıyla üç yıla kadar hapis isteniyor.
Almanya’da “yüzyılın soygun hareketı” olarak adlandırılan ve Alman Mahkemelerinin “asıl failler Türkiye’de” dediği dava ülkemizde uzunca bir süre savsaklandı.
Almanya ile yazışmalar bilerek geciktirildi.
Sonunda Almanya’dan dosya geldi ve dava açıldı.
İktidara yakın iki isim gözaltına alındılar. Gözlatına alınan önceki RTÜK Başkanı Zahid Akman ile Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman hem tutuklandılar hem de mal varlıklarına el konulması kararı verildi.
Kamuoyu soruşturmanın derinleştirileceğini beklerken ilginç gelişmeler yaşandı.
Zahid Akman ve Zekeriya Karaman’ın avukatları savcılar hakkında HSYK’ye suç duyurusunda bulundular.
HSYK savcıları soruşturmadan aldı!
Sonra da haklarında dava açıldı.
Deniz Feneri e.V. davasına atanan yeni savcılar Veli Dalgalı ve Hakan Tektaş nihayet soruşturmayı tamamladılar.
İddianamede sanıklar, “özel belgede sahtecilik”, “hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanmak” ve “kamu görevlisinin evrakta sahteciliğine iştirak”ten suçlandı.
Bu da demek oluyor ki; Deniz Feneri e.V. davasında örgüt yokmuş! Sanıklar suçu örgütlü olarak işlememişler!
Yani haklarında soruşturma açılanlar basit suçlamalar ile yargılanacaklar. Sanıklardan her üzerlerine atılı bulunan her üç suçu da işlediği sabit oalnlar 14,5 yıl ile yagılanacaklar.
Oysa davanın önceki savcısı 11 yıl ile yargılanmasına Mayıs ayında başlanacak.
Hukukun akepecesi bu olsa gerek. Alman mahkemesi kararını veriyor. “Asıl failler Türkiye’de” diyor.
Biz ise failleri aklamak ya da küçük cezalar ile geçiştirmeye çalışıyoruz.
Neden?
Çünkü Deniz Feneri e.V davasında savcılar gerçek bir soruşturma yapabilmiş olsalardı ne olurdu?
İşin ucu nereye kadar giderdi?
Kanal 7 hangi paralarla kurulduğu açığa çıksa ne olurdu?
AKP’nin kuruluşunda Almanya’dan gelen paralarında olduğu ortaya çıksa idi ne olurdu?
Ne olacağını kamuoyu tahmin etmektedir…
İşte tam bu aşamada harekete geçildi. Devreye hukukun akepecesi girdi. Önceki savcıların “örgütlü suç ve nitelikli dolandırıcılık” olarak ele aldığı soruşturma, yeni savcılar ile farklı bir boyuta çekildi.
Sanıkların az ceza almaları ya da beraat etmeleri için iddianame ‘örgütlü suç’ kapsamında hazırlanmadı.
Yandaşlar korundu!
Yani SÖZCÜ Gazetesinin manşetindeki gibi oldu.
Savcılar gitti, dava bitti…
***
Hukukun akepecesi gibi eğitimin akepecesi de var. Eğitimin akepecesi Cumhurbaşkanı tarafından onaylandı.
Şimdi CHP’nin Anayasa Mahkmesi süreci başlayacak.
Dilerim Anayasa Mahkemesi bu yasayı iptal eder. Aksi halde laik ve bilimsel eğitimin yerinde yeller esecektir.
Eğitim kurumları medreseleştirilecektir.
Hukukun akepecesi ile iktidar yandaşlarını korumaktadır. Eğitimin akepecesi ile de kendine geleceğin seçmenlerini yetiştirmektedir.
Tüm okulları ‘arka bahçe’ yapmaya çalışmaktadır.
Kamu İhale Kurumu denetiminden kaçırılan ihaleler ile de yandaşlara kaynak akıtılmak istenmektedir.
Şimdi gözler eğitimin akepecesinin iptali için Anayasa Mahkemesindedir.

Hilmi Taşkın
Eğitimci-Yazar
İlk Kurşun