Dağ Fare Değil, Bir Canavar Daha Doğurdu



“Özel yetkili mahkemeler, ÖYM’ler kaldırılıyor” diye başlayan kampanya, terörle mücadele mahkemeleri, TMM’lerin kurulmasıyla sonuçlandı.

Yasama süreci sırasında “Dağ fare mi doğuracak” diye, başka bazı yazarlara ek olarak ben de kuşkularımı dile getirmiştim.

Keşke kuşkularımız gerçek olsaydı da, sadece pek de önemli olmayan rötuşlarla yetinilseydi…

Ama şimdi önümüzde, “yargıda ikibaşlılık” sorununun başka isimle devamını sağlayan bir canavar daha var:

Yeni oluşturulan terörle mücadele mahkemeleri, TMM’ler, eldeki davalar bitince kalkacak olan ÖYM’lerin yerine geçiyor…

Başka bir yasanın içine monte edilen aynı maddelerle…

Aynı yetkilerle…

Üstelik, sayıları arttırılarak, etki alanları genişleyerek, illerin de dışına taşarak…

Ve üstüne üstlük, doğrudan yine siyasal iktidar tarafından oluşturularak!

***

Bir “torba yasa” içine atılarak son dakikada oluşturulan bu değişikliklerin yine de çok önemli iki sonucu oldu:

1. ÖYM’lerin faturası Gülen cemaatine kesildi.

Gerek değişiklik konusu gündeme geldiğinden beri cemaate bağlı çevrelerin canhıraş direnişi, gerekse AKP’nin bunları kaldırıp, yerine kendi kuracağı yenilerini getirmesi, bu mahkemelerin artık siyasal iktidarın denetiminden çıkıp, cemaatin denetimine girdiği yolundaki dedikodulara ve iddialara haklılık kazandırdı.

Zaten uzun süredir, bir bölümü iktidar çevrelerinden olmak kaydıyla çeşitli kaynaklar tarafından dile getirilen “Bu mahkemeler denetimden çıktı, AKP iktidarına da yöneldi” iddiası, Başbakan’ın “O zaman gelip beni de alsınlar” söylemiyle kamuoyuna da resmen yansımıştı.

Şimdi bu son değişiklikle AKP iktidarı, Silivri’de ayyuka çıkan hukuksuzluk ve adaletsizlik şikâyetlerinden arınmış, “ellerini yıkamış” oluyor.

Bakalım, sürekli olarak “hoşgörü”, “sevgi”, “adalet” gibi ilkelere bağlı olduğunu iddia eden Gülen cemaati bu sorumluluğun altından nasıl kalkacak?

2. AKP iktidarının, ÖYM’lerin işleme ilkelerinden, yasa maddelerinden kaynaklanan haksızlık ve hukuksuzluklardan değil, sadece bu mahkemelerin iktidara yönelmesinden rahatsız olduğu ortaya çıktı.

Bu mahkemelere özel yetki veren maddelerin aynen Terörle Mücadele Yasası’na aktarılması ve ÖYM’lerin kaldırılıp yerine aynı nitelikte TMM’lerin, sayıları artırılmış ve kapsama alanları genişletilmiş olarak iktidar tarafından kurulması kararı, bu durumu açıkça belirtiyor:

Öyle anlaşılıyor ki AKP’yi rahatsız eden husus, haksızlık ve hukuksuzluklar değil, bunların kendilerine karşı da bir tehdit oluşturmaya başlamış olması!

***

Devlet güvenlik mahkemeleri, DGM’ler ile başlayan hukuktaki ikibaşlılık, her türlü haksızlık ve adaletsizliğin kaynağı olan yapı, AKP döneminde de önce ÖYM’lerle sürdürüldü; şimdi de TMM’ler tarafından devam ettirilecek.

Aradaki tek fark, AKP’nin bu mahkemeler eliyle kullanacağı siyasal baskı gücünü cemaat dahil, kimseyle paylaşmak istemiyor olması.

Peki, bundan önceki haksızlık ve adaletsizliklerden, bunları cemaate fatura ederek kurtuldu diyelim, (ki bu iddia ne denli inandırıcı, o da ayrı mesele) bundan sonra yaşanacakların sorumluluğundan nasıl kurtulacak?

Bu düzene hiçbir vicdanlı savcı, yargıç, avukat, hukuk profesörü, politikacı, bürokrat karşı çıkmayacak mı?

İç ve dış kamuoyu, bu durum karşısında sessiz mi kalacak?

Ve elbette daha önemli ve ciddi bir soru:

Türkiye bağımsız ve tarafsız bir adalet sistemine, evrensel ilkelere göre işleyen, demokrasiyi, insan haklarını koruyan ve geliştiren bir ‘hukuk devleti’ne ne zaman kavuşacak?

***

Nerede AKP iktidarına karşı direndiğini iddia ettikleri “Juristokrasinin” egemenliğinden yakınanlar…

Nerede demokrasi adına mangalda kül bırakmayan “Yetmez ama evetçiler”…

Nerede kendilerine “liberal-demokrat” etiketi yapıştıran kahramanlar…

Nerede kendilerine “muhafazakâr demokrat” diyen teorisyenler…

Neredeler, nerede?

7 Temmuz 2012 - Cumhuriyet