
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu son günlerde yandaş gazetelere verdiği demeçlerle komşularla sıfır sorun politikasını nasıl sıfırladığını savunuyor.
Suriye politikasını sindiremeyen
liberallerden, solculardan, tabii ulusalcılardan şikâyetçi.
“Suriye ile nasıl aynı çizgide bulunuyorlar?” diye soruyor.
Ne ki demeçlerindeki bir vurgulama hayretle karşılanacak içeride.
Davutoğlu, Ankara Temsilcimiz Utku Çakırözer’in Beşşar Esad’la Şam’da yaptığı ve dünya medyasında büyük yankı uyandıran röportajını “farklı bir noktaya çekiyor”, şöyle diyor:
“Bizde basın serbest, isteyen Esad’la konuşur ve istediği gibi yazar. Peki bir Suriyeli gazeteci Sayın Başbakan ya da benimle konuşup Şam’da bunu aynen basıp aynen paylaşabilir miydi?” (Mustafa Karaalioğlu - Star - 6.7.2012)
***
Bakan doğru söylüyor. Esad rejiminde Suriyeli bir gazeteci, özgür iradesini kullanarak Ankara’da Başbakan ve Dışişleri Bakanı ile konuşamaz.
Ya demokrat görüntüsü veren yarı demokrasilerde? Örneğin bizde! Özgür yazarlar ve gazeteciler; özel bir görüşme yapmak amacıyla Beşşar Esad’a başvururlar. Olumlu yanıt alırlar amma velakin “bir ses gelir Başbakanlık’ta bir yerden”, birden Şam’a gitmekten vazgeçiverirler!
Yaşanan medyatik “olay”; dışa kapalı, denetim altındaki Suriye ile dışa açık, denetim altında olmadığı sanılan Türkiye arasında fark olmadığının kanıtıdır.
Medyanın ünlü isimleri, gazetecileri, pisliğini örten kediler gibi;
“olayın” üstünü örtüverdiler.
***
Taraf gazetesi 29 Haziran’da “olayı” duyurdu:
Suriye Başkanı Beşşar Esad’dan gazeteci Hüsnü Mahalli aracılığıyla bireysel röportaj talebinde bulunan Ertuğrul Özkök (Hürriyet), Amberin Zaman (Habertürk), Mehmet Ali Birand (Kanal D) ve Utku Çakırözer’e (Cumhuriyet) Şam’dan olumlu cevap geldi.
Utku dışında üç ünlü gazeteci görüşme gününe az bir süre kala Şam’a gitmekten vazgeçti.
Üç gazeteci, neden, sorusunu yanıtlamadı.
Utku; yaptığı açıklamada; “Esad’la görüşme taleplerim uçağın düşürülmesinden sonraya kadar devam etti. Uçak düşürüldükten sonra talebimi yenilemiştim. Şam’dan yanıt geldi. Bir grup gazeteci ile gideceğimiz söylendi. Hazırlıklarım sürerken Özkök’ün, Birand’ın, Zaman’ın röportajdan vazgeçtiklerini öğrendim. Ben pazar günü gidecekmiş gibi hazırlıklarımı sürdürüyorum” dedi ve ekledi:
“Meslektaşlarımın neden vazgeçtiklerini anlamadım.”
***
Saatler süren görüşmeyi anlatan yazı dizisinin ilkini Cumhuriyet, Esad’ın “Keşke düşürmeseydik” sözünü ve Türk uçağını İsrail uçağı sanarak vurduklarını içeren açıklamasını manşetten verdi.
Esad’la röportaj Türkiye’de ve dünya basınında büyük yankı uyandırdı. Dış basın ve Amerikan CNN’si gibi TV’ler hâlâ röportajı konuşuyor.
“Meslektaşlarımızın görüşmekten birden neden vazgeçtikleri” çok geçmeden açığa çıktı.
Üç gazete ve gazeteci, Başbakan’ın bir yakınıyla Esad’a propaganda olanağı sağlayacaklarını duyurmasıyla; Şam’a gitmekten vazgeçtiler!
***
Kargaları bile güldürecek açıklamayı Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ yaptı:
“Esad Türkiye’de kamuoyu yaratmak istiyor!”
Mesleksel amaç ve çabayı okuruna, Türk kamuoyuna duyurmayı kamuoyu yaratmak diye yorumlayanlara, bu yorumlarını yalanlayan kimi örnekler vermek gerekiyor.
Binlerce kişiyi öldüren, öldürmeye devam eden PKK’nin merkezi Kandil’e giderek örgüt şefi Murat Karayılan ile ceviz ağaçları altında yaptıkları; hatta kimi yerde övücü irdelemeler içeren görüşmeleri sayfalar dolusu yazan ve yayımlayanları…
…örgüte kamuoyu yaratmak diye bugüne dek niye yorumlamadınız ve neden ses çıkartmadınız? Kandil’e gitmelerini neden engellemediniz?
RTE demokrasisinde bu nasıl basın özgürlüğü anlayışı diye sormak bile abes!
Mallar da ürünleri de ortada!
***
Medyada sayısı az başarılardan birine imza atan Utku Çakırözer’in yaptığı görüşmeyi; Cumhuriyet, gerçek demokrasilere özgü basın özgürlüğü anlayışıyla yayımladı.
İşte o kadar!
7 Temmuz 2012 - Cumhuriyet