Diktatörlerde de aynen böyle olur


AKP Hatay Milletvekili Hacı Bayram Türkoğlu’nun oğlu İstemi Kağan’ın polislerce tartaklanması üzerine, polis memurlarına ağır hakaret içeren olayı dehşetle izledik. Polis memurları ellerine numaralı kâğıtlar verilip “vekil efendinin” oğlunun karşısına diziliyor ve emniyet amiri “Hangisi seni darp etti, bul bakalım” diyerek teşhis etmesini istiyordu.

Türkiye’nin bir hukuk devleti olmaktan çıkıp “AKP’nin devleti haline geldiğinin” en güzel örneklerinden biridir bu olay.

Bu olay bireysel ya da bölgesel bir olay değildir. Bu olay Türkiye’nin “AKP’li partizanların babalarının çiftliği haline getirildiğinin” en bariz örneklerinden biridir.

Polisin, yargının, askerin, medyanın üzerinde estirilen iktidar korkusu, bazen yargıçları siyasetçilerin karşısında esas duruşta bekletir, bazen Müslümanın parasını çalanları serbest bıraktırır, bazen askeri komuta kademesinin meslektaşlarının uğradığı zulme ses çıkarmasına mani olur, bazen vekil efendinin oğlunun polisleri hesaba çekmesi skandalı yaşatır.

Özünde aynı şey vardır.

“Siyasi iktidarın hışmına uğrama korkusu” bürokraside antidemokratik bir yapının temellerini atar. Çok lanet okudukları Esad’ın Suriye’sinde de aslında aynı yapı mevcuttur. Esad ailesinin, Baas Partisi yöneticilerinin kendilerine ya da çocuklarına polis kazara “sen kimsin!” deme cüretinde bulunursa başlarına gelecek olay Hatay’dakinden farklı değildir.

Aslında Kaddafi’nin Libya’sı da, Saddam’ın Irak’ı da aynı mantıkla yönetildi.
Bırakın Başbakanı, her hangi bir bakana bile “Siz neden şu icraatı şöyle yaptınız” diye sorma gafletinde bulunan vatandaşların başına gelenler, “Ürünümüz para etmiyor, anamız ağladı” diyen köylüye “ananı al da git” diyenler, “Hopa’da Başbakanın mitinginde HES’lere karşı pankart asan emekli öğretmen Metin Lokumcu’nun üzerine biber gazı sıkarak ölümüne yol açanlar aslında aynı diktatöryal yapıdan besleniyorlar.

“Bunlar ve bunların aileleri ve çoluk çocukları ve bütün usul ve füruu, bunların vekilleri, bürokratları” kutsaldır, asla bu kutsallığı bozacak bir olaya müsaade edilemez.

İstediğiniz kadar demokratik açılım diye çırpının, bu zihniyet daha anasının karnında iken, iktidarı ele geçirince “egolarının en geniş şekilde tatminine varıncaya kadar iktidarın gücünü hoyratça kullanma” hayaliyle büyüdükleri için bugün karşıladığımız olaylara ben çok şaşırmıyorum.

Dikkat edin bu “kutsal varlıkların”, ne deniz fenerlerinde karanlık vardır, ne bürokratları hırsızlık yapar, ne siyasetçileri yolsuzluğa bulaşmıştır! Bu konularda haber yapma özgürlüğü bile yoktur.

Bu mübarek zevatın bağırsaklarından bile bizim gibi sıradan insanlarinkinde olan “pis maddeler!” sadır olmaz. Bunlar hatadan, günahtan münezzeh kişilerdir. Bunların yandaş basını, iki de bir Kuzey Kore’nin toy lideri Kim Jong Un’un kendisini olağanüstü gösteren tavırlarıyla dalga geçerler ama kendi “olağan üstü varlıklarını” görmezler.
Dikkat edin gıda ürünlerinde hile yapan markaların açıklanmasında bile “yandaş gıda!” üreticilerinin adı asla açıklanmaz.

İzmir’de okullarda bozuk sütleri öğrencilere içiren firmanın sahibi AKP’li çıkınca o tahlili yapan il tarım laboratuarında görevli “gariban” yetkililer anında sürgüne tabi tutulmuş yeni bir raporla temize çıkarılmasını hep birlikte ve acıyla izledik.
Damacana sularından halka içirilen “b.k”lu suları üreten firmaların bile isimlerini “aralarındaki yandaş firmalar” zarar görmesin diye açıklamayan zihniyet bu halka “b.k”lu su içirmiş çok mu?

Hülasa diktatörlük dediğimiz şey işte tam da böyle bir şeydir.
Ve bu diktatörlere asla “sen şu konuda hata yaptın” diyemezsin. Kutsal kişiler hata mı yapar!

Diktatörlüğün seçkinleri bazen ihtilalle geliyor bazen seçimle.

Hatay’daki polis kardeşlerime geçmiş olsun diyorum.


www.sozcuhaber.blogspot.com