'1881-...'


Usta tiyatrocu Müjdat Gezen yaklaşık bir yıldır, hem çok iddialı, hem de çok tehlikeli bir senaryo üzerinde çalışıyor. Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Önder Atatürk'ün hayatından önemli kesitleri, sahneye yansıtmaya hazırlanıyor. Sevgili Müjdat senaryoyu yazarken okuduğu kitapların sayısını unuttuğunu, altını çizdiği sayfa toplamının 10 bini geçtiğini söylüyor.
“1881-...'' adını verdiği oyunun müziklerini Zülfü Livaneli, kostümlerini Faruk Saraç, dekorlarını ise eşi Leyla Gezen yapıyor. Dev yapımdaki 107 karakteri, 35 oyuncu canlandırıyor.
“1881-...''in dekorları da çok iddialı. Örneğin seyirciler Bandırma Gemisi'ni sahnede görebilecekler. Bazı bölümleri ise filmler ve görsel efektler eşliğinde izleyecekler.
Müjdat Gezen'in “Hayatımın Oyunu'' dediği “1881-...'' Cumhuriyet Bayramı'nın yıldönümü olan 29 Ekim'de seyircisiyle buluşacak.
Şimdi senaryodan bazı bölümleri birlikte okuyalım:

***
Antalya açıkları... İtalyan Donanması...
(FONDAKİ MÜZİĞİN EŞLİĞİNDE İÇ SES ANLATIR:)
İtalya’nın faşist diktatörü Benito Mussolini, Antalya’ya göz dikmiştir... Atatürk, kanla alınmış bu toprakları geri vermek niyetinde değildir haliyle... Bir bahar günü motoruyla Antalya sahillerinde dolaşırken, ileride, toplarını sahile çevirmiş İtalyan donanması, kuru sıkı ile talim yapmaktadır. Aslında bu bir nevi gözdağıdır...
(EKRANDA ATEŞ EDEN GEMİLER GÖRÜNÜR. IŞIK YANAR VE MOTORU AYDINLATIR. KAPTAN DÜMENDEDİR. ATATÜRK YANINDAKİ İKİ KİŞİYLE OTURMAKTADIR.)
ATATÜRK: (AYAĞA KALKAR, KAPTANA SESLENİR) Ver şu dürbünü bakayım.
KAPTAN: Buyurun Paşam.
ATATÜRK: (DÜRBÜNDEN BAKARKEN) İtalyan donanması...
KAPTAN: Tatbikat yapıyorlar Paşam.
ATATÜRK: Öyle mi... Direğe Cumhurbaşkanlığı forsunu çek.
KAPTAN: Paşam?
ATATÜRK: Forsu çek dedim.
KAPTAN: Emredersiniz paşam. (FORSU ÇEKER. DALGALANMAYA BAŞLAR)
ATATÜRK: Şimdi tam yol bu donanmanın içine dal!
KAPTAN: Paşam?
ATATÜRK: Sana tam yol donanmanın içine dal dedim.
KAPTAN: Emredersiniz paşam. (YOL VERİR)
(FİLMDE GEMİLER GÖRÜNÜR. YAKIN PLANDA BİR İTALYAN SUBAY DÜRBÜNLE BAKMAKTADIR...) İTALYAN SUBAY: “PRESİDENTE ATATÜRK ARRİVA...'' Cumhurbaşkanı Atatürk geliyor... ''DRİTTA İNDİETRO'' Tam yol tornistan!..
DÜMENDEKİ ER: Tam yol tornistaaan...
KAPTAN: Kaçıyorlar paşam.
ATATÜRK: Kaçmıyorlar canım, memleketlerine geri dönüyorlar...

***

ANLATAN: Türkler Müslüman olduktan sonra ilk 2 yüz yıl, dinlerini kendi dilleriyle dile getirdiler. Duaları kendi dilleriyle okudular. Sonra birden ne olduysa Arapça girdi işin içine. ''Allah, dini Arapça gönderdi, Cennet dili Arapçadır’’ sözlerini yayanlar, insanları inandırdılar. Oysa Avrupa’da ilk Kur'an tercümesi 1141 yılında yapıldı. 1513’te İtalyanca'ya, 1616’da Almanca'ya, 1647’de Fransızca'ya, 1648’de İngilzce'ye çevrildi. Mısır Meclisi 1936 yılında Müslüman ülkelere, kendi diline tercüme etme iznini verdi... Atatürk bunu ilk gerçekleştiren liderdir. Elmalılı Hamdi’ye ilk tefsiri yaptırmıştır...
(DEKOR: İKİ KOLTUK BİR SEHPA. YABANCI BİR GAZETECİ, ATATÜRK'LE RÖPORTAJ YAPMAKTADIR)
GAZETECİ: Efendim sizin tanrı ve din konusundaki fikirlerinizi öğrenebilir miyiz?
ATATÜRK: Allah'a inanmayan ve dini olmayan toplumların yaşayabildikleri tarihte görülmemiştir.
GAZETECİ: Din?
ATATÜRK: Bizim dinimiz son dindir, yüce ve kutsal bir dindir.Peygamberimiz büyük ve kutsaldır. Senin benim isimlerimiz bir gün unutulur gider. Ama o sonsuza kadar yaşayacaktır.
GAZETECİ: Dine karşı olduğunuz söylentileri için ne dersiniz?
ATATÜRK: Bunları söyleyen biri dine karşı olabilir mi? Ben dine değil din tüccarlarına karşıyım... Ama yaşadıkça göreceksiniz ki, bunlar her devirde vardır ve var olacaktır.
GAZETECİ: Büyük Millet Meclisi’ne siz özellikle din adamlarını aldınız. Bunun bir nedeni var mıydı?
ATATÜRK: Orası milletin temsil edildiği bir yerdir. Elbette ki din adamlarımız da orada bulunacak. Yeter ki iki işi birbirine karıştırmayalım.
GAZETECİ: Toplumunuz bu konuda nasıl?
ATATÜRK: Türk milleti zekidir. Ama din istismarcılarına daima inanmıştır. Buna izin vermemek gerekir.
GAZETECİ: Son bir soru efendim: Siz diktatör müsünüz?
ATATÜRK: Eğer ben diktatör olsaydım; sen bu soruyu bana soramazdın!

***

(MUSTAFA KEMAL SELANİK'TEKİ ANNESİNİN EVİNDE ÜNİFORMASININ ÜSTÜNÜ İLİKLEMEKTEDİR): Gidiyorum anne.
(DIŞARIDAN KAPI ÇALINMASI VE BİR SES DUYULUR. KOMŞU HAYRİYE HANIM GELMİŞTİR): Zübeyde Hanııım!
ZÜBEYDE H.: (MUSTAFA KEMAL'E DÖNER) Yine Hayriye!.. (KAPIYI AÇAR:) Buyur Hayriye Hanım!
HAYRİYE H.: Ağacı hala budamadınız Zübeyde Hanım!
ZÜBEYDE H.: Bu gün yarın hallediyoruz.
HAYRİYE H.: Hep bu gün yarın diyorsunuz.
ZÜBEYDE H.: Bahçıvan Hasan efendi ile görüştüm, gelecek.
HAYRİYE H.: O beceriksiz ne anlar ağaç budamaktan be!
ZÜBEYDE H.: Anlar anlar, yarın hallederiz.
HAYRİYE H.: Dalları neredeyse camı kıracak.
ZÜBEYDE H.: Kırmaz kırmaz, yarın hallederiz.
HAYRİYE H.: Keseceğim o ağacı.
ZÜBEYDE H.: Hayriyanımcığım, yarın dedim.
HAYRİYE H.: Göreceğiz... Nasılsın Mustafa?
M.KEMAL: Sağ olun.
HAYRİYE H.: Bakalım yarın ne olacak? (ÖFKEYLE ÇIKAR)
M. KEMAL: Anne sen bu kadınla nasıl geçinebiliyorsun?
ZÜBEYDE H.: Oğlum, eğer oturduğun evde rahat etmek istiyorsan komşularınla iyi geçineceksin.

***

Senaryodan özellikle bu bölümleri seçtim.
Çünkü günümüz Türkiye'sini yönetenlere çok anlamlı mesajlar veriyor.
Tabii anlayana!..

Not: Bugün Altınkum Yazarlar Festivali'nin konuğu olarak Didim'deyim. Eğer “Bu akşam ne yapayım?'' diye düşünüyorsanız, buyurun gelin. Saat 20.30'dan itibaren Altınkum sahilinde olacağım.