30 Ağustos tarihi biz Türkler için ne ifade ediyor?
Zafer Bayramı’nı...
Büyük Atatürk bu bayramı kime armağan etti?
Türk Ordusu’na...
Bir zümre veya kuruma bayram nasıl armağan edilir demeyin, 23 Nisan çocuklara, 19 Mayıs da gençlere armağan edilmedi mi ve o şekilde kutlanmıyor mu?
Bu durumda bayramın sahibi olanın tebrikleri kabul etmesi olması gereken değil mi?
Ama hayır, AKP ile beraber gelenek ters yüz ediliyor ve Genelkurmay Başkanı’nın yapması gereken tebrik kabullerini Cumhurbaşkanı yapacak....
Bu hadise emin olun sadece Türk Ordusu’nun bayramının çalınması değil aynı zamanda Büyük Atatürk’ün hatırasına hakarettir.
Ama Cumhurbaşkanı zaten Başkomutan mı diyeceksiniz!
İyi de aynı şey Büyük Atatürk için geçerli değil miydi?
Açın bakın tarih kitaplarına, 30 Ağustos’ta tebrikleri Cumhurbaşkanı olarak kendisi mi yoksa Genelkurmay Başkanı mı kabul etmiş!
Sadece o mu?
Garp cephesi kahramanı İsmet İnönü Milli Şef’lik günlerinde bile tebrik için Fevzi Çakmak’a koşmuş!
Keza, yine İstiklal Savaşı kahramanlarında İttihat ve Terakki’nin ünlü Galip Hocası Celal Bayar 1950-60 arasındaki Cumhurbaşkanlığı döneminde hep aynı şeyi yapmış!
Evet bizzatihi kahramanlığı yaratan kahramanlar bu kurala uymuş, ama heyhaaaat bugün askere bu bayram bile çok görülüyor!
Bakın Abdullah Gül, kutlama devri sonrasında ne demiş:
- Her şeyin bir zamanı var demek ki!...
Bu satırları işitince birden Erbakan hocanın şu sözünü hatırladım:
- Gün gelecek rektörler türbana selam duracak!
Gözün aydın Hoca, sadece rektörler değil bugün komutanlar da türbana selam pozisyonunda ki, buna birkaç gün sonra Çankaya’da yapılacak olan 30 Ağustos resepsiyonunda şahit olacağız.
Parantez açıp belirteyim. Samimi bir Müslüman olan bu satırların yazarı, annelerimizin kutsal başörtüsüne boynu kıldan incedir lakin siyasal İslam’a sembol yapılan türbana asla!
Gelelim 30 Ağustos resepsiyonunda Hayrünnisa hanımı selamlayacak olan generallere:
Komutanlarımızın TSK’nın toplum tarafından İslam düşmanı şeklinde algılanmamasına gösterdikleri hassasiyet kuşkusuz takdire şayan ancak türban bizim bildiğimiz samimi başörtüsü değil, tersine Atatürk Cumhuriyeti’nden rövanş almak isteyenlerin yani siyasal İslamcıların bayrağıdır. Dolayısı ile tutum ve tavırlar ona göre takınılmalıdır!
NOT: Bayramınız kutlu olsun.
Yakındır, Şamil Nazlı Ilıcak’ı da Ergenekoncu ilan eder!
Duydunuz mu, Ahmet Altan’da meğer Ergenekoncu imiş!
Hangi Ahmet Altan mı?
TSK’ya operasyon ile Ergenekon tezgahında medya ayağı olarak görev yapan Taraf Gazetesi adlı mevkuteyi çıkaran adam!
Bu saçmalığı nereden mi uydurdum?
Uyduran ben değilim, Ergenekon kahramanı (!) gazeteci-mebus Şamil Tayyar!
Evet, Şamil önceki gün Ahmet Altan’ı şaka değil açıktan Ergenekoncu olmakla itham etti!
Valla Şamil’in o sözlerini okuyunca Nazlı Ilıcak’ın bile Ergenekoncu olma ihtimalı belirdi!
Nasıl mı?
Ahmet Altan gibi Nazlı da bu aralar bazen Tayyip Erdoğan’ı eleştiriyor ya, ondan!
Görüyorsunuz, Ergenekoncu olmak da tek ölçü AKP ile F Tipi cemaat karşıtı olmaktır!
Soruyorum size sadece bu fotoğraf bile Ergenekon’un ne olduğunu ortaya koymuyor mu?
Söyleyin, Ergenekon hikayesi ile kitaplar yazıp büyük paralar kazanan ve mebusluğa erişen Şamil’in söyledikleri her şeyi anlatmıyor mu?
Ha Akit Gazetesi ha Tayyip Erdoğan!
Vay efendim Akit Gazetesi şöyleymiş, böyleymiş. Herkesi hedef gösteriyormuş!
Günaydın efendiler, yeni mi fark ettiniz!
Bu mevkute bize yıllarca söverken, bizi ulusalcı bulup sesini çıkarmayanlar, kendileri söz konusu olunca feveran etmeye başladılar.
Geçiniz...
Sizin gibi işbirlikçilere Akit müstehak!
Hem Akit dediğiniz, Başbakanımızın çok sevgili gazetesi değil mi?
Akitciler sadece Başbakan’ın uçağına davet edilmiyor, daha önceki gün Tayip Erdoğan tarafından Dolmabahçe Sarayı’nda ağırlandılar ve de İstanbul Belediyesi’nin verdiği büyük paralı ilanlarla besleniyorlar. Dolayısı ile zarfı bırakın mazrufa bakın!
Ve bir parantez:
Genelkurmay’ın geçmişteki akreditasyonuna demokrasi teranesi ile feveran edenler siyasi bir kişilik olan Başbakan’ın yaptığı akreditasyon ya da ayırımcılığa tek bir söz olsun niye etmezler?
Abisi, saygılı çocukları(!) niye şikayet ettin?
Duydunuz mu, Y-CHP’li Hüseyin kendini dağa kaldıran PKK eşkiyalarını pardon saygılı çocukları(!) savcılığa şikayet etmiş!
İşte bu olmadı Hüseyin!
Onlar ki seni, kutsal misafir gibi ağırlamış!
Yememiş, yedirmiş!
Üstelik abi deyip bağrına basmış ve senden himmet dilenmiş!
Yok bunları ben uydurmuyorum, sen açıkladın!
Hal bu iken, söyle neden sattın o saygılı çocukları(!)
Bugünkü CHP’yi anlatan en iyi fotoğraf budur işte:
Siyasi kıblesi meçhul, rüzgara göre yol alan pusulasız yelkenli misali.
Bir gün AB ile ABD çizgisine savruluyor, ertesi gün Ankara diyor!
Bir gün Atatürk’ü hatırlıyor, akabinde Fetullah Gülen’e selam çakıyor!
Kemal Kılıçdaroğlu’nu şahsen sevmeme rağmen, ben bu CHP’yi tanımlayamıyorum!
Teşbihte hata olmasın ama bizim gibi toplumlar herkese göz kırpan kızları gelin etmez!
