'Karar çoktan verildi'


Dün ben de Silivri cezaevine gittim.
E-5'ten dönüp büyük otabana girince araç kuyruğu başladı. Sağa çekilmiş otomobiller, otobüsler, midibüsler... Giderek bir sıra daha oluştu. Otobanın iki şeridi kapandı. Sadece cezaevi yönü değil otobanın karşısına da otobüsler çekilmiş. Birkaç kilometre gittikten sonra cezaevi giriş noktasına geldim ama içeri girmek ne mümkün. Araçlarla kilitlenmiş... Jandarma da yolu kesmiş. Oralarda durmak mümkün olmadığından ağır ağır İstanbul yönüne doğru gidip ikinci şeritte bir yere yanaştım.
Sonra yürüyerek yukarı doğru çıktım. Binlerce insan; binlerce bayrak, flama...
Kimileri tanıyıp selam verdi. Bazılarıyla konuştum.
-Merhaba! Niçin geldiniz?
-Bugün karar verilecek ya!
-Nasıl bir karar bekliyorsunuz?
-Karar çoktan verildi. Kararı Tayyip Erdoğan verdi. Ne demişti? Bu davanın savcısıyım. Savcı bey ne derse o oluyor.

DÜŞMANLIK FIŞKIRIYOR
Bu arada ilerideki cezaevinin önü karışıyor. Hareketlenme ta asvalta uzanıyor. Yuh çekenler oluyor. Birileri; yumruk sallıyor.
-Yürüyün, arkadaşlarımızı dövüyorlar!
Yürüyorlar ama fazla ileri gidemiyorlar. Çünkü önleri kesilmiş. Gelirken dikkatimi çekti. Jandarma, burayı bırakın; cezaevine arkadan ulaşan tarlaların arasındaki yolları bile kapamıştı.
Kiminle konuştuysam sözü evirip çevirip Başbakan Erdoğan'a getirdi. Mahkeme için de ne yazık ki 'Tayyip'in mahkemesi' diyorlar.
Hiçbirisi; Ergenekon davasından çıkacak kararın adil bir karar olacağına inanmıyor.
Türk ordusuna karşı; cumhuriyet rejimine karşı yürütülen dava olduğunu söylüyorlar.
***
Silivri Cezaevi'nin önünden batıya doğru uzanıp giden tarlalara bakarken ülkem adına üzüldüm. İçerideki gazeteci arkadaşlara mı üzülse idim? Yoksa böyle derin düşmanlık duygularının yeşertilerek toplumsal çatışma ortamının yaratılmasına mı?
Ergenekon yargılamasından nasıl bir karar çıkarsa çıksın; bellidir ki toplumu tatmin etmeyecektir. Ve bu dava daha yıllarca tartışılacaktır.
Umarım ki özel yetkili mahkeme, bu gerçeği dikkate alarak toptancı bir karara imza atmaz.

PINAR HANIM SUÇSUZDUR(!)
Pınar Selek; Kürt sosyetesinden Alp Selek'in kızıdır. Bu hanımefendi, Mısır Çarşısı'nda 9 Temmuz 1998 tarihinde meydana gelen 7 kişinin öldüğü, 9'u yabancı uyruklu 127 kişinin de yaralandığı büyük patlamanın sorumlusu olarak yakalandı; yargılanıyor. Ama kendileri yurt dışındalar.
Dün yeniden başlatılan davada; Kürtçüler ve Kürtçülerin medyadaki uzantıları; adaletin çiğnendiğini söylüyorlar.
Onlara soruyorum:
Ergenekon operasyonunu başlatan olay; Ümraniye'de bir gecekondunun damında bulunan el bombaları idi. O bombalar ne hikmetse mahkemece imha ettirildi ama kanıt olarak kullanılıyor yine de. Bütün Kürtçüler ve sözde liberaller; bu bombaları en önemli delil kabul edip 'Silivridekileri vurun, tepeleyin!' diye yazıyorlar.
Peki aynı ekip Pınar Selek'in iş yeri olarak kullandığı Sokak Çocukları Sanat Atölyesi'nde ele geçen el bombalarına ne diyecek?
Savcılık iddianamesinde neler yokki? Pınar'ın PKK içinde 'Leyla' ve 'Ayşe' kod adı kullanıldığı... Bomba yapmı kullanımı konusunda eğitim aldığı... Kendisinin gösterdiği yerde bomba malzemeleri ile iki bomba ele geçirildiği... Bunlarda bulunan parmak izinin Pınar Selek'in parmak izleriyle uyuştuğu...
Pınar Selek'in hukuku var ise orada can verenlerin de hukuku var.
Kenarda durun ağalar; davayı kirletmeyin...