Deniz Kuvvetleri’ni mahvettiler
Nusret Güner, “Deniz Kuvvetleri’ni mahvettiler. Şerefsiz bir komutan olmak istemedim Niye istifa ettiğimi general arkadaşlarım bile bilmiyor. Kim neyi, kimden gizliyor” dedi.
Yüksek Askeri Şura, perşembe günü toplanıyor. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na Donanma Komutanı Oramiral Nusret Güler getirilecekti. Donanma Komutanlığı’nı devraldığı Oramiral Murat Bilgel’den görevi devralacaktı.
Hey gidi Deniz Kuvvetleri Komutanlığı hey… Kuvvet Komutanlığı’na atanacak oramiral bile bulunamıyor. Zaman zaman yapılan açıklamalarda “Generallerin yüzde 15’i cezaevinde” deniliyor. Nusret Paşa, “Yanlış” diyor ve şunları söylüyor:
“Millet artık güvenmiyor”
“Deniz Kuvvetleri’nin yüzde 80’i gitti, Kara Kuvvetleri’nin, diğerlerinin yüzde 3-5’i… Onları fazla etkilemedi. Ben onları etkilesin demiyorum. Deniz Kuvvetleri’ni yok ettiler. Deniz Kuvvetleri çok ileri gitti çünkü…
Tuttuğum her şeyi koparmışımdır bugüne kadar. İlk defa burada havlu attım. Hayatta her konuyu, hiçbir zaman bırakmadım. Ama burada bizi, Deniz Kuvvetleri’ni mahvettiler. Biz ne hale gelmişiz. Deniz Kuvvetleri’nin içine düşürülmüş olduğu durum nedeniyle 28 Eylül 2012’de verdiğim istifa dilekçesinde ‘bu millet artık bize güvenmiyor’ demiştim. Komutanlarıma, amirlerime arz ettiğim değerlendirmelerde ne kadar haklı olduğum ortada.”
“Taksim’de soyunacağım”
Oramiral Güner, istifa ettiğinde bile basınla hiçbir teması olmadı. Onun bu sessizliğini farklı yorumlayanlar da çıktı. Oysa o istifa dilekçelerinde de “Deniz Kuvvetleri’nin düşürüldüğü duruma” vurgu yapıyordu. Güner yine sinirlenip sesini yükselttiği an söylediklerini dinliyorum:
“Sizinle bu konuşmamdan sonra, yarın bir gün bana ‘Karınızın seks görüntüsünü çektik’ de diyebilirler. Ama ben ne diyorum, eşimin gözyaşını ona tercih ederim. Deniz Kuvvetleri Komutanı’na, Başbakan’a söyledim. ‘İstifamı başka bir şeye bağlıyorsanız Taksim Meydanı’na gideceğim, karımla beraber anadan doğma soyunacağım’ dedim. Kızımı alamam o reşit değil. Ben birkaç kez ‘Taksim… Taksim’ dedim. Taksim’de olaylar çıktı. Onu da bana bağlamazlar inşallah.”
Üzülüyor. “Milletimize de anlatamıyoruz artık bunu” diyor. Başını sağa-sola sallıyor. Kalemi eline alıyor, ona bakarak, “Madem milletimize anlatamıyoruz, o halde benim tarihe karşı sorumluluğum var; yaşamımın gerekçesi olan mesleğimden dolayı… Şu an yaşamak benim için önemli değil. Çünkü yaşamımın gerekçesi mesleğimdi. Bunu herkes anlayamaz.”
Sessizlik oluyor. Ardından bir kez daha “İnanın anlayamaz” diye ekliyordu.
“Deniz’in bir neferiyim”
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın farklı bir yapısı var. Savaşta ne görev yapılıyorsa, şu an da yine o görevi yapıyor. Bir çıkıyorlar, üç ay gelmemecesine, dönmemecesine. Denizaltı gönderiliyor, 56 gün su yüzüne çıkmamacısına. Üsten ayrı kalma süresi 180 günden az değil. Yani, eşinizi, çocuğunuzu en az 180 gün göremiyorsunuz…
3 aylık görevden dönen ancak henüz karaya çıkış izni verilmeyen bir günde, Nusrat Paşa, kucağında bebekle bekleyen hanımı gördü. Astsubay, gemiden eşine bakıyordu. Paşa duygulandı, o uzaktan bakışı kendisi de yaşamıştı. O an, onların duygularını içinde hissetti. Gerisini dinliyorum:
“Biz Denizciler birbirimize çok bağlıyızdır. Astsubaylarımızla, subaylarımızı karşı karşıya getirmeye çalışıyorlar. Biz aileyiz. Aşağıda bekleyen Selçuk Astsubayım, benim abimdir. Biz gemide aileyizdir. Komutan saygısını kaybettiği yerde gider. Ben gerekeni yaptım. Bundan sonra Deniz Kuvvetleri’nin bir neferiyim, eriyim ve hizmetindeyim. Deniz Kuvvetleri bu duruma düşürülmüştür, bizim arkamızda kalan arkadaşlarımız da etkilendi. Nasıl etkilenmez. Ben görevdeyken bir astsubay çavuşuma diyorum ki, ‘Senin olmaman bizi etkiler, başarın-başarısızlığın etkiler’. Bu bir takım çalışmasıdır. Ben herkesin katkılarını takdir eden bir insanım.”
“Altım boşaltıldı”
İstifa dilekçelerinde “Bütün inandığım değerlerin ortadan kalktığını görüyorum” diyor. Açıkçası komutan yaşanan süreci görünce “Ben istifaya zorlandım. Çünkü benim altımı boşalttılar. Emrimde adam kalmadı. Personelime ‘casus’ dediler” diye öfkeleniyor ve şöyle devam ediyor:
“Sadrazamın kafası kesilirken, 20 sadrazam adayı arkada bekliyor. Biz askerler personelimiz için ölürüz. Ben bu istifayı bırakın o kadar kişiyi, bir tane astsubay, yüzbaşı için yaparım. Suç işleyen cezasını çeker ama cezasını çektikten sonra yine evladımdır. Sahip çıkarım ama birileri sahip çıkmıyor. Benim için Deniz Kuvvetleri pırıl pırıldır. Bizden sonrakiler ellerinden geleni yapacaktır.”
Balyoz Davası’ndaki çarpıklığı ortaya koyarken, “160 denizci ne yaptı da 16 yıl, 18 yıl hapis veriliyor. Bu 160 asker bunu yaparken Kara Kuvvetleri hiçbir şey yapmadı mı? Biz darbeyi denizde mi yapacaktık? Bu ne biçim şeydir?” diyor.
Genelkurmay’da görev yaptığı dönemde birçok olaya tanıklık etmişti. Birisi de Kardak kayalıklarında yaşananlardı. Askeri Şura’da, Başbakan’ın bulunduğu toplantıda şunları söyledi:
“Cezaevinde o kadar kıymetli evlatlarımız var ki ben o genç insanlara acıyorum. Albay Ali Türkşen’i, sayın Başbakan’a da söyledim. Kardak’ı, Türkşen tek başına almıştır. Ali’nin tek başına olan başarısından 15 yıl Türkiye istifade etmiştir, Albay Ali Türkşen, o kahraman çocuk şu an hapistedir. Bunları kabul etmem mümkün değil. Ben, ya aşağılık bir komutan olacaktım ya da istifa edecektim.”
“Bu işe hayatımızı verdik”
Nusret Güner Paşa’ya, “İstifa sürecinde Ankara’ya gidişlerinizde sorunları, sıkıntıları Genelkurmay Başkanımıza, Deniz Kuvvetleri Komutanımıza anlatmıyor muydunuz?” diye soruyorum. Cevabı şöyle oluyor: “Söylediklerimin hepsini, daha fazlasını saygı çerçevesinde anlattım. Benim niye istifa ettiğim orgeneral arkadaşlarımın arasında bile bilinmiyor. Böyle bir şey olabilir mi? Kim neyi kimden gizliyor. Bizler devlet adamlığı yaptık, bu işe hayatımızı verdik. Hiçbir beklentimiz olmadı. Allah’a şükür hep en iyi yerlere getirdiler. Komutanlarım hapiste ben bunu hazmedemiyorum.”
“Herkes korku içinde”
“Türkiye, ilk savaş gemisi yapmak için ihaleye çıktığında hiçbir firma cesaret edip katılmayınca ilk gemiyi Deniz Kuvvetleri yaptı. Dünyada kendi gemisini yapan 10 ülkeden birisi olduk. Bu da Özden Örnek’in Deniz Kuvvetleri Komutanlığı döneminde gerçekleştirildi. O komutan da Balyoz’da 20 yıl hapis cezasına çarptırıldı. O projelerde çalışanların kimisi de casusluktan yargılanıyor. Böyle şey olur mu, herkes korku içinde… Albay karşıma gelmiş ağlıyor, ‘Ben nasıl casus olurum’ diye. Ben bu adama nasıl ‘canınızı verin’ derim. İnanın, hiçbir parti ile alakam yok. Gördüğüm kadarıyla herkes askeri darbeye karşı ama aynı zamanda askere karşı. T.C.’nin Donanma Komutanı istifa etti, kimse kimseye sormuyor. Çok dertliyim gördüğünüz gibi.”
Dertler bununla bitmiyor. En iyisi Allah’a havale etmek. O da öyle diyor.
Sözcü
