Konuş bakalım Kadir Topbaş!..
Sevgili okuyucularım, dünkü yandaş gazetelerin tümünde ilginç bir ilan vardı. Gazetelerin birinci sayfalarının sağ bölümü yukarıdan aşağıya doğru bu ilanla doldurulmuştu.
“Sevgili hemşehrilerim” diye başlıyor, İstanbul’daki metro çalışmaları hakkında bilgi veriyordu. Hangi metrolar açıldı, hangileri ne zaman açılacak, onu anlatıyordu.
İlan metni “Sevgili İstanbullular” diye devam ediyordu.
Oysa bu metin, yandaş gazetelerin sadece İstanbul değil, Türkiye baskılarında yer
alıyordu. Tümüyle propaganda metniydi.
Altında yer alan imza ise İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’a aitti.
İlan bütün yandaşlarda aynı yerde, birinci sayfanın tüm sağ tarafında yer aldı.
Hürriyet, Milliyet, Vatan, Habertürk, Zaman, Akit, Akşam, Star, Taraf, Radikal, Sabah, Yeni Şafak, Takvim, Güneş, Posta ve ötekiler…
Kamu parasıyla yandaş beslemenin yeni yöntemi bu!
Yandaş olmayan gazetelere ise ilan verilmemişti:
Sözcü, Cumhuriyet, Aydınlık, Sol, Birgün, Milli Gazete, Yurt, Özgür Gündem, Evrensel.
* * *
Büyükşehir Belediyesi bu ilan için çok büyük paralar ödedi, yandaş patronların parasına para kattı. Ancak paralar işadamı, muhallebici Kadir Topbaş’ın cebinden değil, Belediye’den çıktı.
Bir Büyükşehir Belediye Başkanı, devletin ve milletin parasını böyle sorumsuzca harcama yetkisine sahip değildir. Başka bir ülkede olsa hem gazeteler arasında yaptığı ayırımcılığın, hem de harcanan paranın hesabı kendisinden derhal sorulur.
Hangi gazeteye kaç para ödediğini bilmiyoruz.
Ancak böyle bir ilanın örneğin Hürriyet’te 200 bin liradan az olmadığını söyleyebilirim.
Dolayısıyla, öteki gazeteleri de kattığımızda, Kadir’in bu seçmece ilanı için belediye bütçesinden, başka bir deyişle İstanbul’da yaşayan milyonlarca insanımızın cebinden çıkan para miktarının bir milyon liranın çok üzerinde olduğunu söylemek mümkün.
* * *
Şimdi Kadir’e soruyorum: Bu ilan için gazetelere kaç para ödedin?
Gazeteleri neye, hangi ölçüye göre belirledin?
Ben sorunca nasılsa yanıt vermez, daha doğrusu veremez.
Şimdi yapılacak iş, muhalefet partilerinin bu olayı en kısa zamanda soru önergeleri ile Meclis gündemine taşımasıdır.
İstanbul’u dünyanın en büyük ve en ilkel köyüne dönüştüren İstanbul Büyükşehir Belediyesi devlet içinde devlet. Elinde sonsuz bir para gücü var ve bu gücü partizan amaçlarla kullanıyor.
Şimdi devlet gücü ellerinde. Bu gücün sonsuza kadar kalacağını zannedip böyle işler yapıyorlar.
Elbette gün gelecek, hepsinin hesabı sorulacak.
İşte o zaman altında ezilecekler, kem küm edecekler.
Tayyip nerede?
Sevgili okuyucularım, Tayyip işine gelen her olayı kendisi için propaganda malzemesi olarak kullanmaktan sıkılmıyor.
Rahmetli Neşet Ertaş değerli bir halk ozanı idi, bir yıl önce aramızdan ayrıldı.
Bugün Kırşehir’de tören düzenlenmiş, Ertaş anılacak…
Ve fırsatı kaçırmayan Tayyip bugün sahneye çıkıp Ertaş’ın türkülerini söyleyecek!
Ekibinde İbrahim Tatlıses, Ahmet Özhan, Orhan Gencebay gibi yandaşlar yer alıyor. Gencebay aynı zamanda Tayyip’in “Akil adamı” idi!
Tayyip bir halk ozanının ölümünü bile fırsata çevirip sahneye
çıkıyor, o acayip sesiyle türkü söylemeye kalkışıyor, üstelik bir ölüm olayını bile
sömürüp siyaset malzemesine ve propagandaya dönüştürmeye kalkışıyor.
İnsaf be, ayıptır be!
Rahmetli Ertaş’ın ailesi bile onun bu davranışına karşı çıktı ama Tayyip bildiğinden şaşmaz. Bugün izleyin, kulağınızın pasını giderin!
* * *
Bu onun kaçıncı duygu sömürüsü olayı…
Anımsayın, bir süre önce Mısır’da Esma isimli bir kız Rabia meydanında askerler tarafından öldürülmüştü. Tayyip bu olayı bile sömürü konusu yaptı, nutuklar attı, dört parmağını açarak eliyle Rabia işaretleri yapmaya başladı.
Önce kızı Esra Albayrak piyasaya çıkıp anlattı:
“Televizyonda Esma’nın haberi okunurken babam ağlamaya başladı!”
Ağladığını gören yoktu ama kızı böyle iddia ediyordu.
Sonra televizyona çıktı, bu kez aynı haber gündeme geldiğinde yeniden ağladı. Mısır’a ağlıyordu!
* * *
Birkaç gün önce Kenya’da şeriatçı, İslamcı bir örgütün militanları bir alışveriş merkezini bastı. Yakaladıkları Müslümanlara peygamberimizin annesinin adını sordular. Doğru yanıt veremeyenler kurşuna dizildi.
Ayrıca sağa sola ateş ediyorlardı, 70 masum insanı hiç acımadan öldürdüler.
Şeriatçılar tarafından öldürülenler arasında bir Türk kadını da vardı.
Elif Yavuz.
Karnında sekiz aylık bebeğini taşıyan Elif de öldürüldü.
Şimdi soruyorum:
Mısırlı Esma için gözyaşları döken, ağlayan, ağladığını kızı aracılığı ile medyaya haber verip duygu sömürüsü yaptıran, sonra da ekranda gözyaşı döken Tayyip, Kenya’da İslamcıların baskınında öldürülen Elif Yavuz için ne yaptı?
Ağlamasını falan beklemem çünkü katilleri İslamcı yobazlardı.
Onlara söz söyleyemez.
Peki ağzından bir tek kınama sözcüğü çıktı mı?
Elif’in adını şu veya bu biçimde ağzına aldı mı?
Mısır’lı Esma için ağlar ve nutuk atar, Türk kızı Elif’e gelince sadece gözyaşları değil ağzı bile kurur!..
Çünkü Mısırlının ölümü onun için propaganda malzemesidir.
İslamcı teröristlerin birkaç gün önce Kenya’da öldürdüğü sekiz aylık hamile Türk kadını Elif için böyle dandik merhamet gösterilerine gerek yoktur!
Firarda bit yeniği
Bingöl cezaevinden kaçan PKK’lı 18 teröristin olayında kesinlikle bir bit yeniği var. Bu iş öyle basit değil. Birkaç cezaevi yöneticisinin görevden alınmasıyla bittiğini zannedenler yanılır. İçeride koğuşların tabanı ve tavanı deliniyor, öteki koğuşlarla ilişki sağlanıyor. Tünel 60 metre, tam da tel örgülerin bir metre ötesinde dışarıya çıkıyorlar. 10 metre ötede 20 metre yüksekliğinde nöbetçi kulesi var, kimse onları görmüyor. Nöbetçi varsa niçin görmüyor, yoksa niçin yok?
Tünelin kazma işlemi en az bir yıl sürüyor, anlaşılmıyor. Çıkan tonlarca toprak ne oldu, belli değil.
Sonrasında arkadaşlar topluca dışarı çıkıp hep birlikte -15 kilometre uzaklıktaki- dağa gidiyorlar!
Kendilerini bekleyen araçlarla kaçtıklarını İçişleri Bakanı söylüyor.
Kaçış öncesinde araç ayarlayan örgüt onlara gidecek ve kalacak yer ayarlamamış! Bu nasıl örgüt, nasıl kaçma planı! Bu kadarını amatör hırsızlar topluluğu bile yapmaz.
Ormana gidince örgütün Kandil’deki liderleriyle görüşüyorlar. Nasıl görüşüyorlar? O görüşmeyi
telsizle kimler sağlıyor? Kandil onlara “Askerle çatışmaya girmeyin” diye emir veriyor. Silahları zaten yokmuş, neyin çatışmasına girecekler.
Bir grup PKK’lı dağa onları almaya gidiyor ama Kandil’in emriyle geri dönüyor. Peki onlar nerede, niçin yakalanmıyor?
Birkaç saat sonra insansız hava araçları tarafından yerleri belirleniyor, sonra keklik gibi avlanıyorlar. O araçlar madem böylesine başarılı, dağdaki öteki teröristleri niçin
görmüyor? Onlar sadece cezaevi kaçakları için mi var? Bu kaçaklar ve onlara yardım edenler bu kadar mı amatör?
Hükümet, demokratikleşme paketi (!) öncesinde dağdaki öteki teröristlere göz yumuyor, onları özellikle yakalamıyor.
Bu kaçış olayının içinde bir bit yeniği var. Bu öyle basit bir iş değil. Büyük tezgah, örgütle pazarlıklar var.
Emin Çölaşan
Sözcü
