Koğuşa bir alev topu atıldı. Kaçışırken yumuşak bir şeye bastım. Gülseren ve Şennur’un derileri dökülüyordu.
Düşündükçe ruhumda tersine işleyen uçurumlar açan, hayal etmeye çalıştıkça en kanlı şiddet filmlerini bile karartacak olan Bayrampaşa faciası işte bu sözlerle anlaşılabilir ancak.
“İnsanın damla damla derisini döken” o baskın. Çaresizliğin üzerine dökülen şiddet.
Şiddete mahkum bir masum!
Ama acı bu kadardan ibaret değildir.
Daha da köklüdür. İçeridedir.
Hacer’i yakan pervasızlık, ölçüsüzlük, vurdumduymazlık çok daha derindedir.
Ve en beteri. Hâlâ gözlerimizin önünde sürmektedir...
Nasıl mı?
Mevcut yasaya göre cezaevlerinin dış güvenliği jandarma tarafından sağlanmaktadır.
Ve gerektiğinde müdahale jandarma tarafından yapılıyor.
Şimdi dikkat.
Bayrampaşa faciasına neden olan jandarma timi nereden getirtiliyor.
Elazığ Jandarma Komando Özel Harekat Bölüğü’nden.
O birlik Elazığ şehrinde trafik polisliği yapmıyordu elbette. Dağlardaydı. Ve çatışmalarda kan döküyordu. Ölüme ayarlı bir görev yapıyordu. Öldürüyordu yani. Savaştan geliyordu Bayrampaşa’ya.
İşte dağlardan, ölümden, gelen o kanlı psikolojideki askeri soktular Bayrampaşa’ya...
Facianın temelinde bu “ölüm birliği”nin oraya sokulması vardır.
Çılgınlık, şiddet ve dehşet buradadır işte.
Sistemin derisinin döküldüğü yer tam burasıdır.
VE ŞİMDİ YİNE DİKKAT!
Elazığ’dan ölüm birliğinin sevk edilmesi gösteriyor ki;
Savunmasız mahkumların yakıldığı Bayrampaşa olayı; emir komuta zinciri içinde yapılmış bir katliamdır.
Şimdi gelelim bugüne kadar uzanan köklerine.
Bayrampaşa acı bir ders oluyor. Ve bu faciadan yıllar sonra göreve gelen Hükümet bir kanun tasarısı hazırlıyor. AB standartlarına göre hazırlanan bu tasarı, cezaevlerindeki güvenliği jandarmadan alıyor. Ve tasarı 14 Aralık 2007’de Meclis’e sunuluyor.
Şimdi durum nedir biliyor musunuz?
2011 yılına geliyoruz. Ama tasarı hâlâ Meclis’ten geçmiyor.
Jandarma cezaevlerinin kapısında, tasarı da Meclis’te bekliyor.
Yani Bayrampaşa dersi Meclis’te kalıyor.
Peki tasarıyı Meclis’e kim sunuyor?
O zamanki Adalet Bakanı..
O kim?
Şimdiki Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin...
Yani TBMM başkanı kendi yasasını bile Meclis’ten 3 yılda geçiremiyor.
Peki ya şimdi benzeri bir olay yaşanırsa.
“İçeride düşman var” diye oraya sokulan jandarma erlerini bakalım kim suçlayacak?
3 yıldır yasayı çıkartamayan Meclis mi?
Hükümet mi? Muhalefet mi?
Yoksa her şeyi unutan biz gündelik medya mı?
İKİNCİ YAZI
Üç general krizi için bir dünya araştırması
GELDİĞİMİZ nokta gösteriyor ki; bu sistem artık taşımıyor.
Geçmiş bugünü kaldırmıyor.
İşte üç general meselesi.
Siyasi irade diyor ki;
-O komutanlar darbeye teşebbüs suçuyla yargılanırken ben terfi ettirmem. Yetki bende.
Asker ısrar ediyor.
Sivil irade generalleri açığa alıyor.
Asker bu defa Yüksek Askeri Mahkemesi’ne gidiyor. Ve ip işte burada kopuyor.
Nasıl olacak şimdi?
Sivil otoritenin kararını askeri mahkeme mi belirleyecek? :
Dün internet sitemizin editörlerinden Emek’e dedim ki;
“Bir araştırma yapalım. Bakalım dünyada bu sistem nasıl işliyor? Yani bu asker sivil yargı düzeni nasıldır? Kaç çeşit yargı mekanizması vardır?”
Emek çok güzel bir çalışma yaptı. Detayları hurriyet.com.tr’de bulacaksınız.
Çıkan sonuç şu:
- Dünyada hiçbir ülkede askeri mahkemeler sivil iradenin üzerinde ya da ondan bağımsız değil.
Örnek mi?
ABD: Askeri Yüksek İdare Mahkemesi CAAF’nin yapısı sivil yargıçlardan oluşuyor. Bu kurum ABD başkanının tavsiyesiyle, Senato’nun onayını alan beş hakimden oluşuyor. Asker işini kendi içinde çözüyor ancak gerekirse son aşamada Sivil Yüksek Mahkeme devreye girebiliyor.
İNGİLTERE: 1951’de Askeri Mahkemeler Temyiz Mahkemesi (Courts-Martial Appeal Court) kurulmuştur. Bunun üyeleri sivil Yüksek Mahkeme yargıçlarıdır ve bu mahkeme askeri hukuk usulleri tüketildikten sonra kendisine yapılan temyiz istemlerini karara bağlar.
FRANSA: Fransa’da barış zamanında ülke içindeki askeri suçları yargılayan askerî mahkemeler kaldırıldığından, 11 yıldır bu tarz yargılamalar sivil yargıda yürüyor.
İSPANYA: İspanya’da askeri yargı kararına itiraz, ülkenin en üst mahkemesine kadar taşınabiliyor; buradaki sekiz hakimli Askeri Hukuk Kamarası son hükmü veriyor ki bu hâkimlerden dördü sivil.
İTALYA: Askeri mahkeme kararları sivil yargıya bağlı Temyiz Mahkemesi (Corto di Cassatione) tarafından denetleniyor.
Biraz daha genele gidersek;
Avrupa’nın birçok ülkesinde askeri yargı, sivilleşme yoluyla tamamen kaldırılmış durumda. Almanya, Norveç, İsveç ve Danimarka gibi ülkelerde barış zamanında askeri yargı bulunmuyor.
Avusturya’da ise hem barışta hem de savaşta askeri yargı bulunmuyor. Hollanda’da 1991 yılında sivil mahkemeler, askeri suçlar üzerinde yetkili kılındı.
Evet, dünyada durum budur. Ve bu manzara göstermektedir ki;
Türkiye yıllardır görmezden geldiği, kendisinden sakladığı, kafasını kuma gömdüğü bu “paslı sistem” yerine çağa uygun bir sisteme geçmek zorundadır.
Tekrar söylüyorum, bu yalnızca “askere karşı bir operasyon gibi” olmamalıdır.
Demokrasinin ve sivil iradenin, yani halkın iradesinin hakim olacağı bu yeni düzende;
? Dokunulmazlıkların kaldırıldığı;
? Delege ağalığı üzerine oturtulan siyasi parti yasasının değiştirildiği;
? 12 Eylül artıklarının tümüyle temizlendiği;
? Halkın tümünün temsili için yüzde 10 barajının kaldırıldığı,
? Herkesin temel hak ve özgürlükler bağlamında inandığı gibi yaşayabildiği, kendi kimliğini özgürce hissedebildiği;
? Başbakan’ı protesto etti diye gençlerin hapis cezası almadığı;
Bir Türkiye aranmalıdır.
Biz çok acı çektik. Çocuklarımız yaşasın bari bu özgürlüğü...
Fatih Çekirge
Hürriyet