SEVGİLİ okuyucularım, genç kuşaklar doğal olarak bitmez çünkü şimdi anlatacağım olay Demokrat Parti iktidarı döneminde, özellikle 1959 ve 1960 yıllarında oluyordu. İktidar çuvallamıştı ve sonu yaklaşıyordu.
Başbakan Adnan Menderes, şimdi bazılarının neredeyse taptığı ve ismini sömürdüğü adam, çok cingözce bu buluşu piyasaya sürdü.
Vatan Cephesi kurulacaktı!
Hayali bir şeydi. Resmen kurulan bir nesne yoktu. Başka bir deyişle ismi var cismi yoktu.
O dönemde en etkili iletişim aracı radyo idi. Türkiye’de Ankara ve İstanbul radyoları vardı ve bugünkü TRT gibi onlar da iktidarın emrinde idi.
Bu hayali Vatan Cephesi radyo aracılığı ile parlatıldı.
Çok iyi anımsıyorum her gece belli bir zamanda Vatan Cephesi saati vardı. Tok sesli spikerler tarafından şöyle haberler okunurdu:
“Bugün Vatan Cephesi’ne geçenlerden kazıları şunlardır… Ankara’dan Ahmet bilmem kim, karısı, çocukları, yeğenleri olmak’ üzere 18 kişi!.. Adana’dan Ayşe Hanım, oğlu Nedim, gelini Şefika… Samsun’dan tüccar Nesip Bey ve tüm aile bireyleri 26 kişi…”
Liste böyle uzayıp gider, her gece radyoda 15 dakika boyunca okunur dururdu.
İsmi okunanların bir bölümü hayali idi…
Ama bazıları da gerçek kişilerdi…
Çevrelerinden onlara uyanlar gelmişti:
“Vatan Cephesine katıl. Sayın Başbakanımız ismini radyoda duysun, gerisine karışma! Köyüne su getirelim, yol yapalım, banka borcunu erteletelim…”
Vatandaşa bir sürü vaatler geliyordu- Yapacağı tek şey parti merkezine, ya da Ankara ve İstanbul radyolarına bir telgraf çekip “Biz de ailece Vatan Cephesine katıldık. Muhalefet partisi CHP’yi kınıyoruz, Demokrat Parti’ye desteğimizi sürdürüyoruz” demekti.
Toplumda yağcılık ve yalakalık böyle kışkırtılıyor, vatandaşlar beklentiye sokuluyordu!
***
Neredeyse beş günden beri Tayyip Erdoğan’ın annesinin vefatı nedeniyle sürdürülen ve korkunç boyutlara ulaşan yağcılık ve yalakalık örnekleri karşımızda.
Bu olanlar Adnan Menderes döneminin şaklabanlıkla dolu Vatan Cephesi maskaralığını andırıyordu.
Ancak Vatan Cephesi, son olayda yaşadıklarımızla kıyaslandığında, yağcılık, çıkarcılık ve yalakalık açısından amatör kalırdı!
Gazeteler ve ekranlar, rahmetli hanımefendinin ölümüyle doldu boşaldı.
Oğluna yanaşıp çıkarcılık yapmayı amaçlayanların bir bahanesi oldu.
Çok üzülmüş de ağlayacakmış gibi rol yapan haber spikerleri. Sahte yorumcular, köşe yazarları herkes adeta mateme girmişti. Bunların kendi anaları vefat etmiş olsa inanın ki Tenzile Hanım olayında sergiledikten sahte ve düzmece üzüntünün yüzde birini kendi içlerinde hissetmezlerdi.
Tüm medya ah çekiyor, vah çekiyor, inim inim inliyordu.
Üzüntü (!) bildiren ilanlar dün bile gazetelerde çarşaf çarşaf yer almıştı.
Her şey gözlerimizin önünde sırıtıyordu.
Bu ilanların belki birkaçı dışında tamamı yağ çekmek amacıyla verilmişti. Rahmetli hanımefendinin ismini bilmeyen, onu hayatı boyunca hiç tanımamış olan holdingler, şirketler, işadamları ve çeşitli kuruluşlar, hatta spor kulüpleri bile üzüntü ilanı verme yarışına girmişti.
Patron, adamını çağırdı.
“Müdür bey, başkaları verir, biz eksik kalmayalım. Dokunaklı olsun, tam sayfa verin… Neee, tam sayfa ilan 40 milyar mı? Ohaaa, ama vermeye elimiz mahkûm. Nasıl olsa ilan paralarını vergiden düşüyoruz…”
Çoğu bu ölüm nedeniyle nasıl “Büyük bir üzüntü (!)” duyduğunu vurguluyor. İlanın altına ise hem şirketin adım hem de kendi adını koyuyordu.
Örneğin ben değerli ve çok saygın (!) bir işadamı olsaydım, devletten ve hükümetten birkaç milyar dolarlık bir beklentim olsaydı, bu parayı kotarmak için vereceğim duygu yüklü sözlerle süslü ilanının altına herhalde şöyle yazardım:
“Çölaşan Holding ve tüm Çölaşan şirketleri adına Yönetim Kumlu Başkanı Emin Çölaşan…”
Bazı ilanlar gördük, adam sadece kendisinin ve şirketlerinin adını yazmakla yetinmemiş!.. Oğullarının, aile bireylerinin de isimleri tek tek yer alıyor!
* * *
Tayyip fırsat bulup bu ilanları gördü mü, bilmiyorum.
Eğer görmediyse, bu ibret belgelerine bir baksın!.. Ve kimlerle kuşatılmış olduğunu bir görsün.
Kendisine şunu anımsatmak isterim:
“Belki içtenlikle verilmiş olan birkaçı dışında, bu ilanlar vıcık vıcık yağ kokuyor. Bunların her satırından yalakalık fışkırıyor. Bunlar güce tapanların, o kişinin güçlü dönemi bitince sırtını çevirip gidenlerin verdiği ilanlar. Hemen hepsinin devletten ve hükümetten parasal çıkarları ve beklentileri var.”
Bunların çoğu ellerinde o gazetelerle yarın iktidar kapısına gelecek
“Sayın Bakanım, biz sizleri öylesine severiz ki… İşte, Tenzile Hanım vefat ettiğinde verdiğimiz ilan şu!..”
Son ilân furyasında başta Aydın Doğan olmak üzere büyük medya patronları çok büyük paralar kazandılar. Bazıları, kendi gazetelerinde de ilan çıksın diye indirimli tarife uyguladılar! Başka bir deyişle, indirimli veya indirimsiz olmak üzere her biri malı götürdüler… Çünkü Türkiye Türkiye olalı, böyle bir furya görülmüş duyulmuş şey değildi.
Evet, bir süre sonra bazı medya patronları da aynı biçimde gelecek o iktidar kapılarına.
“Efendim manşetlerimize bakın, ne kadar dokunaklı!., inanın, on binlerce okurumuz bize mesaj atıp kutladı. Bizim manşetleri okuyunca hepsi de hüngür hüngür ağlamış!..”
İş takipçisi, iş bitirici köşe yazan da günün birinde kapılarına gidecek:
“Zaten Tenzile Hanımefendinin vefatı sonrasında şu yazıyı yazmış ve sayın Başbakanımızın acısını taaa yüreğimde hissettiğimi belirtmiştim!..”
Yalan, Vallahi billahi yalan.
Tümü yalan.
Sonra ekleyecek:
“Şu bizim patronun işini imzadan bir çıkarıversek Sayın Bakanım!..
* * *
Güce tapmak kolaydır. O an güçlü olan adama yalakalık yapmak, övgüler düzmek onursuzluk olsa bile çok kolaydır. Ama şimdi gücü elinde bulunduran adam yarın gücünü yitirdiğinde, bu farelerin hiçbiri ortalıkla kalmaz.
Türkiye den bugüne kadar nice isim yapmış siyasetçi geldi geçti. Aynı durum AKP döneminde de oldu.
Sorun bakalım o eski Bakanlara, anlı şanlı geçinen, o güçlü dönemlerinde yanına yaklaşılması mümkün olmayan siyasetçilere, bürokratlara ve büyük işadamlarına…
O dost görünenlerden, dost geçinenlerden acaba kaç kişi kalmış yanlarında?
1959 ve 1960 yılında Vatan Cephesi’ne milyonlarca kişi girmişti! Menderes’in başına gelenleri izlerken, o güce tapan farelerin hiç birinde tık yoktu!
Hiç kuşkunuz olmasın, bundan sonra da öyle olacaktır…
Çünkü tarih tekerrürden ibarettir.
Emin Çölaşan
SÖZCÜ