Yazılmamış, yapılmamış bir darbenin ucu açık davası!

Şair Talât Bey, Üsküdar’dan vapura binmiş. Kuzguncuk’a yaklaşırlarken, yanında oturan hınzır çocuk: “Amca şu aşı boyalı yalı var ya! O bizim değil “demiş. Talât Bey “öyle mi” diyerek geçiştirmiş.

Biraz sonra aynı çocuk yine: “Amca, şu cihannümalı yalı var ya! O da bizim değil!” demiş. Talât Bey: “ya sabır” diyerek sükûnetini korumuş.Çocuk üçüncü bir yalıyı gösterip: “o da bizim değil” der demez, Talât Bey dayanamamış : “evlâdım, sizin amma da çok yalınız yokmuş!” diyerek çocuğu susturmuş. Darbe Üretim Merkezi’nin çakma plânları, darbecilikle suçlananlar tarafından çürütülüp,”bizim değil” denildikçe; “TSK’nın amma da çok darbe plânı yokmuş” diyesi geliyor insanın. Kaldı ki; İstanbul Barosu Başkanı: “Niyet ve plân olsa dahi, eyleme geçilmediği için suç teşkil edemez” diyor.

22 Şubat ve 21 Mayıs 1963’de Albay Talat Aydemir, fiili bir girişimde bulundu, bastırıldı ve asıldı. 2003’de ise; kanıtlanmış niyet, yazılmış plân, yapılmış bir darbe yok! Ama 8 yıl sonra yargılaması var!

“Askeriye’ye, Adliye’ye, Mülkiye’ye yavaş yavaş sızıp yuvalanmış bir şebekenin”, eski bir plân seminerinin dokümanlarına ahmakça eklemeler yaparak ürettiği darbe plânı üzerinden yargılama! Alexandre Dumas : “İftirayı alt etmenin en iyi yolu onu yok saymaktır. Onu ciddiye alır ve çürütmeye kalkarsanız ezer geçer sizi” derken ne kadar haklıymış!

-TSK’nın komuta kademesi başlangıçta bu tuzağı nasıl göremedi?

-Hangi kanıtlara inanıp “yargıya güveniyoruz” diyerek ilk kurbanlarını teslim etti de bugünlere gelindi? -Şeytan üçgenindeki demokratik yılanın, yasalarla oynayarak, olaylar ve zanlılar yaratarak , her adımı attıktan sonra, tepki gelmedikçe bir kademe daha yukarı tırmanarak, zehirli bir sarmaşık gibi bünyesini sardığını nasıl fark edemedi?

-Vatanı kurtardığı için emperyalistlerin, çağdaş bir cumhuriyeti kurduğu için de mürtecilerin ezeli düşmanı olan o büyük Deha’nın kabrinde sergilenen bağlılık, neden düşüncelerinde sürdürülemedi?

-O’nun;“Orduyu imha etmek için, mutlaka subayı mahvetmek, aşağılamak lazımdır” sözünü rehber edinenlere, E.Org.Koşaner ’in ayrılırken dile getirdiği hususlar neden anlatılamadı?

-“Bunca darbe yapmış bir kurumun, yenisini yapmak için Plan Seminerine mi ihtiyacı var? Askerler, yapamadığı(!) darbenin belgelerini bu kadar tutuklama ve yargılamaya rağmen, ‘ileride lazım olur’ diye saklayacak kadar ahmaklar mı?” gibi sorular neden sorulamıyor?

-Bu darbe niyeti, düşüncesi, plânı, girişimi doğru ise, tutuklu bulunan muvazzaf Koramiral, Tümamiral, Tuğamiraller o rütbelere nasıl ve neden yükseltildi? Terfi ettirenlere neden hesap sorulmuyor? Delilleri(!) sürekli çürütülen bu suç(!) işlenmediyse, neden eski Genelkurmay Başkanları ve Kuvvet Komutanları açık konuşmuyor? Konuşursa da bir çuval inciri berbat edip kafaları daha da karıştırıyor?

-Amirallere suikast iddiasıyla tutuklanan bir Koramiral’in ağabeyinin cenazesine neden suikastın hedefi iki eski komutandan biri katılıp diğeri katılmıyor?

-Aldığımız duyumlara göre, muvazzaflar için yeni cezaevi inşa ediliyormuş! Bunun anlamı; “Evet iddia edildiği gibi TSK bir suç örgütüdür. Daha içimizde neler var. O nedenle kimi isterseniz teslim etmeye devam edeceğiz” demek değil midir? Askerimiz için; gerek eski mensupları gerekse vatandaşlar olarak içimiz titriyor. Hem sevgimizden, hem de kaygımızdan. Çünkü, Demirel’in dediği gibi ikinci bir ordumuz yok! Bu topraklarda onlarsız tutunma şansımız da!

Emperyal bir plânın eşgüdümlü taarruzu altında herkesçe bilinen nedenlerle yıllardır yıpratılıyor. Tutuklamalarla zayıflatılıyor. Alçakça suçlamalarla itibarsızlaştırılıyor.Hepsi doğru! Fakat, ona kumanda edenlerin sıraladığımız konulardaki hatalarına ve günü dolup emekli olduklarında hiçbir şey olmamış gibi ömür boyu tahsisli konutlarında oturmayı, makam arabaları ile gezmeyi içlerine sindirmelerine ve teslim ettikleri esirleri bir gün olsun ziyaret etmemelerine ne demeli?
Bir gazetede yer alan “Tutuklu Amirallerin Kuvvet Komutanı’na mektubu” haberi; yöntemi, yazılış üslubu ve içeriği bakımından TSK’da görmeye alışmadığımız yadırganacak bir durum. Nitekim hemen yalanlandı. Ancak;“Şuyuu, vukuundan beter” bir durum olarak gündeme gelmesi dahi hazin değil mi? Ucu açık davalar, sahte yorumlar, iftiralar, itibarsızlaştırmaların tümü bir gün gelip mutlaka bitecektir. Ancak; TSK personeli arasına ilgisizlik, vefasızlık, sahipsizlik duygusuyla nifak girer, kırgınlık, küskünlük ve güvensizlik yayılırsa bunun tahribatı ve onarımı çok pahalıya mal olacaktır. Unutulmasın ki; mevcut tutum sürdürüldükçe, yargı kara deliği yalnız tehlikeli(!) görülenleri değil, onları teslim eden, tepki vermeyen, savunmayan tüm pasif, korkak, kararsız ve öngörüsüzleri de yutacak, tarih önündeki sorumlulukları, utançları ve günahları da ömür sicillerine kazınacaktır.

Hanry David Thoreau: “Önüne geleni haksız yere hapse atan bir yönetimde, dürüst bir insanın gerçek yeri de hapishanedir” demiş. Utanma duygusunu yitirmemiş vicdan sahibi onurlu insanlar için bu söz çok şeyi anlatıyor.



Reşit ÇAĞIN
İLK KURŞUN