Kamuoyunun uzlaşma adını verdiği yeni anayasa komisyonunun çalışmalara başlamasının beklendiği bugünlerde; AKP heyetinde bulunan Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ verdiği
demeçte, “komisyonda bir iki madde dışında fazla tartışma yaşanmayacağını” söyledi.
Karşıdan bakıldığında bu kanıya hak vermek gerekebilir. Ama?
Ama öne sürüldüğü gibi yeni anayasa hazırlık tartışmaları bir iki maddeyle sınırlı kalmayacak gibi görünüyor.
Bugüne dek yaptıkları açıklamalara göre; üç parti, AKP, CHP ve MHP Türkiye Cumhuriyeti’ni tarif eden 82 Anayasası’nın ilk üç maddesinin değiştirilmeden yeni anayasada yer almasında birleşiyor.
Görünen köy kılavuz istemiyor:
Barış ve Demokrasi (Kürt) Partisi’nin komisyonda üç maddeye karşı çıkacağını, Kürt kimliğini saptamayan biçimsellik içinde Cumhuriyet’in tanınmasına asla rıza göstermeyeceğini varsaymak herhalde yanlış bir değerlendirme olmayacak.
Kavgadan, toplumda esenlik yerine kargaşadan ve PKK teröründen nemalanan BDP’nin bugüne dek devlete dayattığı kimi koşullardan vazgeçeceğini de sanmak hayli saf bir yorum!
***
Eylemlerine bakarak BDP’ye; Türk devleti, Türkiye partisi gözüyle bakmak olanaksız.
Kürt milletvekillerinin yarattıkları hemen her gün TV’lerde izlenen olaylar, devleti tanımadıklarını kanıtlıyor.
BDP milletvekili bir kadın, görevini yapan polisi tokatlıyor.
Bu partinin kışkırtıp düzenlediği, yasadışı yürüyüş yapmaya kalkışanları durdurmak için, eylemcilerin üzerine sıkılan sudan ıslanan bir başka BDP kadın milletvekili, polisin üzerine “Benim kim olduğumu biliyor musun?” diye yürüyor.
Bir BDP milletvekili, yasadışı eylemi uyarıyla dağıtmaya çalışan polisin, “Kimsiniz?” sorusuna hiddetleniyor. Karşısına dikilip, “Ben milletvekiliyim” diyor ve hak ettiği şu yanıtı alıyor polisten: “Ben de devletim!”
Haddini aşan bu milletvekili daha sonra polise ve polisin temsil ettiği devlete, “soytarı” diye hakaret ediyor.
Oysa, soytarılığa kimlerin örnek olduğu ortada.
Medyamızda kimi köşe yazarlarının, TV’lerde Kürtçülüğe şirin görünmeye kalkışan kimi yorumcuların “Bilge siyasetçi” diye tanımladıkları Bay Ahmet Türk; BDP’nin bir sokak eylemi engellenince, hiddet ve şiddet içinde kürsüye çıkıyor.
Kalabalığa “Daha çok isyanlar göreceksiniz” diyor.
Daha da ileri giderek halka açıkça “isyan etmelerini” söylüyor.
***
Bu tabloyu tamamlayan ve “fakat” ile başlayan bir soru yanıt arıyor.
İktidar partisinden, hükümetten, BDP’nin artık gemi azıya alan eylemlerine, isyan provası davranışlarına karşı çıkan tek cümle yok!
Ya ana muhalefet? O da susuyor. Yasadışı BDP eylemlerini görmezden gelen bir tutum sergiliyor.
Genel Başkan Kılıçdaroğlu, Abant’taki toplantılardan sonra; bugüne dek her çevrenin yeni anayasa özlemini içeren söylemlerini yineleyen bir açıklama yaptı.
Ne ki -açıklamadığı için- nedir, ne değildir, uçar mı uçmaz mı ne mene bir kuştur bilinmeyen, olası parti politikalarını içereceği söylenen yol haritasında; örneğin anlamlı bir açıklama yapabilirdi!
Kılıçdaroğlu yeni anayasada; BDP eylemlerini örnek göstererek milletvekilinin parlamento dışındaki yasadışı eylemlerinin dokunulmazlık dışında bırakılmasını dayatacaklarını, önereceklerini söyleyebilirdi, söylemedi!
Abant’taki toplantısında kimi milletvekillerinin, “BDP ağzı kullanmakla” suçladığı Sezgin Tanrıkulu, öneriye karşı çıkabilirdi ama, bu dayatma CHP’ye puan kazandırırdı!
***
Üstelik yalnız CHP değil, diğer iki parti de, özellikle AKP dokunulmazlığın sınırlandırılmasında direnmek zorunda. Neden ortada:
BDP milletvekilleri; hem TBMM üyesi olacaklar… hem tanımak istemedikleri aşağıladıkları devletin, ülkenin sağladığı bütün olanaklardan yararlanacaklar… yüklü maaşı cebe indirecekler…
…hem de dokunulmazlık zırhını kullanarak devlete hakaretler yağdıracak, bölünmeye hizmet edecekler ve… halkı isyana kışkırtacaklar!
Ne âlâ memleket!
Cüneyt Arcayürek
Cumhuriyet