Önceki gün neredeyse tüm gazetelerin birinci sayfasında gördünüz onu:
Elinde oğlunun fotoğrafı vardı ve dava öncesinde okul müdürünün yüzüne karşı haykırıyordu:
“Efemi sen öldürdün!”
***
Nurdan Hanım; bir buçuk yıldır insanüstü bir çabayla bu olayın sorumlularından hesap sorulması ve okullardaki yaşam standardının yükseltilmesi için savaş veriyor.
Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, Nurdan Hanım’ın sesini nihayet duydu ve 4 Aralık’ta Ankara’ya davet ederek kendisini dinledi.
Bu buluşmadan, tüm çocuklarımız için bir “umut” çıktı...
Çünkü Ömer Dinçer, Nurdan Hanım’ın anlattıklarından etkilendi ve okulların belli bir standarda kavuşturulması için talimat verdi. Alınacak önlemlerin belirleneceği toplantı bugün Ankara‘da yapılacak ve toplantıya özel davetli olarak Nurdan Hanım ile Türkiye Mimar Mühendis Odaları Birliği uzmanları da katılacak.
Umarım acılı annenin, tüm çocuklarımız adına verdiği bu savaş, onun kesin galibiyetiyle sonuçlanır.
***
Nurdan Hanım bir yandan oğlunun acısına dayanmaya, diğer yandan okullardaki ihmallerin giderilmesi için savaşmaya devam ederken, oğlunun başına gelen olaya benzer olayların da izini sürüyor.
27 Kasım’da Bitlis’in Ahlat İlçesi’ndeki Çok Programlı Lise’de yapılan yangın tatbikatında ağır yaralanan çocukları da yalnız bırakmıyor Nurdan Hanım.
Gerçekten o olay da; en az Efe’nin başına gelen olay kadar korkunç bir ihmali içeriyordu.
Yangın tatbikatı sırasında bir öğrenci, ateşin alevlendirilmesi için tiner dökmüş; meydana gelen patlamada ikisi ağır 11 öğrenci yanmıştı.
Bu öğrencilerin biri şimdi Derince’de yanık tedavisi görüyor. Üç gün önce babasından alınarak nakledilen derilerle kurtarılmaya çalışılıyor.
***
Tüm bu olaylar gösteriyor ki; çocuklarımızı emanet ettiğimiz okullar, gerek mimari yapıları, gerekse güvenlik ve önlem konusundaki yetersizlikleriyle, daha nice acı olaylara gebe...
Bunu gidermenin, en azından tehlikeleri azaltmanın yolu, Nurdan Hanım’ı verdiği mücadelede yalnız bırakmamaktan geçiyor...
Acılı anneyi çabaları nedeniyle yürekten kutluyor ve tüm anneleri, babaları; bu onurlu mücadeleye sahip çıkmaya davet ediyorum.
*****
TERÖR!
Adalet Bakanı’na soruyorum:
Cezaevlerinde adam öldürmüş, silahlı çatışmaya girmiş, bomba atmış, mayın döşemiş kaç terörist var?
Bir soru daha:
Aynı cezaevlerinde kaç gazeteci tutuklu olarak bulunuyor?
Eğer ikinci gruptakilerin sayısı, birinci gruptakilere yaklaştıysa... Bu, terörle mücadele politikasında ciddi bir hata olduğu anlamına gelmez mi?
Ve son soru:
Yoksa devlet; kalemi-klavyeyi, bombadan-tüfekten daha tehlikeli bir “silah” olarak mı görmektedir?
*****
GÜNÜN SORUSU
Sorum iletişim fakültesinde okuyan ya da okumayı düşünen genç gazeteci adaylarına:
Halen ülkemizde bulunan 15 bin gazeteci hakkında açılan davaların sayısının 10 bine yaklaştığını biliyor musunuz? Biliyorsanız ve ona karşın bu mesleğe girmek istiyorsanız; bunda bir gariplik olduğunu düşünmüyor musunuz?
*****
Türbanla dalga geçmek
Dinci yayınlarıyla bilinen Kanal 7 televizyonunda pazar akşamları yayınlanan bir program varmış...
Taş Devri isimli bu programın sunucusu, Atilla Taş isimli şarkıcıymış.
Odatv.com yazdı da oradan öğrendim; Atilla Taş bu programda türban bağlayıp, türbanlı kadınların evlerine, kurslarına konuk oluyormuş.
Sadece türban giymekle kalmıyor, kadın taklidi de yapıyormuş. Adı da, “Kezban Abla”ymış...
Odatv yorumcuları diyor ki:
“Türkiye, Türkiye olalı böyle absürt, böyle bayağı bir program görmemiştir.
Ama derdimiz programın düzeysizliğini-avamlığını yazmak değil.
Türbanın alay konusu yapılması!
Hani binlerce genç kızımız türbanı için öğrenim hakkından vazgeçiyordu?
Hani, türban kutsalınızdı?
Ne oldu? Komedinin bir objesi haline nasıl getiriverdiniz çabucak...
Ne diyelim; bu dönüşüm bizim bile başımızı döndürüyor...”
***
Lütfen düşünün:
Bu program Kanal 7’de değil de başka bir kanalda yayınlansaydı, o programı yapanların ve yayınlayanların başına neler gelirdi?
Ama kendileri yapınca, bunun adı “eğlence” oluyor!
Sevsinler böyle eğlenceyi!
Mustafa Mutlu
Vatan
