A. Sami Sezer yazdı:"Cumhuriyete Karşı Bir Suikast Girişimi; Menemen İrticai Ayaklanması- 23 Aralık 1930"
Türk Devrim Tarihine ; 23 Aralık 1930 tarihinde ,”Cumhuriyete Karşı Bir Suikast Girişimi” olarak geçen “Menemen İrticai Ayaklanması” nın ; bir başka deyişle , dinin , bir siyaset aracı olarak kullanılması ile ortaya çıkan ve Menemen 43. Piyade Alayı Yedek Subayı olan Mustafa Fehmi Kubilay ( ki ; Menemen Zafer İlkokulunun bir öğretmeniydi.) , Bekçiler Hasan ile Şevki‘nin şehit olmalarıyla sonuçlanan vahşi , kanlı ve feci olayın meydana gelişinin üzerinden , 81 yıl geçti.. “(….) Kubilay’a kıyan ” Menemen İsyanı “nı ve onun gerisindeki karanlıkları; tarih boyunca baş belası olan İrtica Hareketlerini, yeni kuşaklara anlatmak gerek (…..) onları, daima ve daima uyanıklığa çağırmak gerek…”(1) “Toplumu, yüzyıllar gerisinde bırakan boş inanlara bağlı, gerçek din anlayışından yoksun akıl dışı kurallar; yeniliklerle-devrimlerle bağdaşamaz ve çatışır duruma sokularak, bu eğilime yakın çevreler sürekli olarak zorlanır ve kışkırtılır. İrticanın, değişmez yöntemi ve yönetim biçimi budur işte!…Geri kalmış toplumlarda, dinsel inançlar açısından kalabalıkları etkilemenin kolaylığı ve aldatıcılığı,’cihat’ çağrıları düzenleyicilerince iyi bilinmektedir. Uzak ve yakın tarihimiz, bunun acı örnekleriyle doludur. Daha, yakın olan 31 Mart İsyanı, Kurtuluş Savaşımız boyunca yer yer patlak veren ayaklanmalar ve Cumhuriyetten hemen sonraki Şeyh Sait İsyanı böyleydi. Menemen Olayı, böyle oldu.” (2)
Osmanlı’dan Cumhuriyete kadar uzanan tarihsel süreç içinde; zaman zaman iç, zaman zaman da dış dinamikler (özellikle o dönemlerin en büyük emperyalist devleti İngiltere) tarafından, bazen de her ikisi birlikte olmak üzere, kişisel ve siyasal amaçlı olarak kullanılarak büyük ve kanlı siyasal sonuçlara yol açan, bu baş belası İrtica Hareketlerinin çerçevesini oluşturan “İrtica Süreci Geometrisi” nin temel unsuru olan “Din – Siyaset – Tarikat Üçgeni” adlı bir üçgenin; içinde, hiç bir zaman kendisine yer olmayan ve de hiç bir zaman da yer olmayacak olan “Türkiye Cumhuriyetinin Kuruluş Felsefesi” ve “Çağdaş Uygarlık Süreci Geometrisi” içine sokulmaya çalışıldığı, tarihin tespit ettiği bir gerçek olarak gözlerimizin önünde durmaktadır.
Cumhuriyetin varlığı için , halen , etnik ve bölücü terör ile birlikte en büyük tehlikeyi oluşturan bu üçgenin, tarihimiz içindeki gelişim sürecine ve karakterine bir göz gezdirmenin, ” Menemen İrticaı” nın anlaşılmasını kolaylaştıracağı kanısındayım. Tarihimizde; bu üçgenin işlevleri ( fonksiyon ) olan, gerek büyük ve kanlı irtica olaylarında ( 31 Mart Vakası , Şeyh Sait İsyanı ve Menemen İrticaı gibi.) olsun , gerekse daha küçük çaplı ama, yine kanlı irtica olaylarında (Bozkır İsyanı ve Bayburt İsyanı vb.gibi) olsun, bu “İrtica Süreci Geometrisi” içinde özellikle dikkat çekici olan ortak payda , Nakşibendi Tarikatı olup , bu gerçek, bizzat Kazım Karabekir Paşa tarafından da dile getirilmiş bulunmaktadır. Yukarıda adı geçen büyük ve kanlı irtica olaylarının baş tertipçileri ve elebaşıları olan Derviş Vahdeti, Şeyh Sait ve Derviş Mehmet isimlerini taşıyan Mürtecilerin hepsinin de Nakşibendi olmaları, tesadüflerle açıklanamayacak kadar büyük bir tarihi gerçek olarak tespit edilmiş bulunmaktadır.
“Türkiye Cumhuriyetinin Kuruluş Felsefesi” ve “Çağdaş Uygarlık Süreci” nin en temel niteliklerinden biri olan Din ile Devlet ( Siyaset ) İşlerinin Ayrılması (en geniş anlamıyla Laiklik) ile ilgili olarak , Mustafa Kemal ; 1927 yılındaki Büyük Söylevinde , şunları söylüyordu. “Diyanet-i İslamiyeyi , asırlardan beri müteamil olduğu veçhile bir vasıta-i siyaset mevkiinden tenzih ve ila etmek elzem olduğu hakikatini de müşahede ediyoruz.”Hiç bir söz , devletin emniyetini , bu kadar açık ve güzel surette ifade edemez. Burada , tenzih ve ila kelimelerine dikkati çekerim. Din ; siyasete bir vasıta olmaktan kurtulduğu , yalnız müstakil bir duygu olarak vicdanlarda toplandığı takdirde , bütün ulviliğini kazanıyor. Siyaset dinden uzaklaştığı zaman , cemiyet yükseliyor.Cumhuriyetin temeli , bu görüşle atılmıştır.“(3)
Mustafa Kemal Atatürk ; Menemen Olayının daha birkaç ay öncesinde, 11 Ağustos 1930 tarihinde , Anadolu Ajansına, “Memnuniyetle tekrar görüyorum ki ; laik cumhuriyet esasında beraberiz. zaten, benim, siyasi hayatta , bir taraflı olarak daima aradığım ve arayacağım temel bu dur.”diyordu.Ancak , Laik Cumhuriyet esasında, hiç de bizimle beraber olmayanlar da vardı ve bunlar, kısa bir süre sonra ayağa kalkacaklar ve seslerini çok kanlı bir şekilde yükselteceklerdi.
Nakşibendi Tarikatı Şeyhi Sait’in başlattığı ayaklanmadan 5 yıl sonra, yine bir “Çok Partili Düzen”e geçiş deneyi, yine bir İstanbul bağlantısı, yine bir Nakşibendi Tarikatı ve yine bir din maskesi altında ve bir Şeriat Düzeni kurmak amacıyla, Cumhuriyet Rejimine ve Çağdaşlığa karşı, İrtica’nın, Cehalet ve Bağnazlığın ayağa kalkması ile bir isyan daha, 23 Aralık 1930 tarihinde Menemen’de sahnelenecekti.
Bu isyan senaryosu da;, temelde, yine aynı Din – Siyaset – Tarikat Üçgeni’nin, çok küçük bazı farklılıklarla, bir önceki senaryo’daki gibi bir işlevi ( fonksiyon ) , bir uygulamasıydı.
Tabii , sonuç da; küçük farklılıklarla, hemen hemen aynı olacaktı.”(….) o yıllar; dış düşmanı yenmiş, yurdu kurtarmış ve Cumhuriyeti kurmuş olan bu büyük ulusun; içte savaştığı ve savaşacağı, daha güçlü sayılan başka düşmanları da az değildi. Okur-yazarlıktan yoksun halk yığınları vardı. Örümcekli, karanlık kafalar vardı. Halkı sömüren, çıkarları bozulan zümreler vardı. Her devirde, çıkarlarını, Gericilik (İrtica) Hareketlerine bağlamış olanlar vardı. Eskisinin özlemini duyan, Devrimlere (İnkılaplar) diş bileyen, sinmiş ve gizliliğe bürünmüş Şeyhler, Müritler, Softalar ve Yobazlar vardı….O yıllarda, İç Düşmanla da savaş gerekli idi. Ve bu savaş veriliyordu, bir adım bile gerilemeden.”(4)
Tarihler, 23 Aralık 1930′u gösteriyordu. Menemen de, yöre halkı ile hiçbir bağlantısı olmayan, altı kişilik Şeriat Çetesine Mensup Yobaz , bu vahşi, kanlı ve feci olayı sahneye koymuşlardı.
“Laikliğe karşı son ve en sert tepki, Menemen’de gösterilmiştir. (…) Atatürk, 1930 yılında, yurtta, Çok Partili Rejim kurma denemesine girişmişti. Kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası, Laiklik İlkesine bağlılığını, kesinlikle belirtmesine rağmen, gerici unsurlar, bu partiye dolmaya başlamışlardı. Eski tarikatların üyeleri, Şeriat isteklerini su yüzüne çıkardılar. Özellikle Ege Bölgesindeki bazı merkezlerde, gerici akımlar güçlendi.
Bu Fırkanın, kurucusu eliyle kapatılmasından bir süre sonra, 23 Aralık 1930 da, Nakşibendi Tarikatına mensup Derviş Mehmet adlı esrarkeş bir adam, Menemen’de,”Şeriat isteriz.”sesleri ile yandaşlarını ayaklandırdı.(5) “Ben Mehdiyim”, “Din elden gidiyor”,”Şeriatı ilan ediyorum”,”Kurşun İşlemez bize”,”istemezüüük” diyerek, yandaşları ile bağıran Derviş Mehmet, biraz önce, küçük bir askeri birlik ile olayı bastırmaya gelen ve silahla yaraladıkları Kubilay’ın başını, vahşice ve haince kesmek suretiyle gövdesinden ayırarak, Yeşil Şeriat Bayrağının başına geçirmişti. Olay esnasında çıkan silahlı çatışmada, kendisi, iki yandaşı ile birlikte ölmüş, iki bekçimiz ise, Kubilay’ın ardından şehit olmuşlardı.
Böylece; Mustafa Kemal’in, birkaç yıl önce, Adana Seyahatleri esnasında söylediği, “Bizi yanlış yola sevk eden habisler, biliniz ki, çok kere, din perdesine bürünmüşlerdir. Saf ve nezih halkımızı, hep, Şeriat sözleriyle aldata gelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz, görürsünüz ki; milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar, hep, din kisvesi altındaki küfür ve alçaklıktan gelmiştir.”sözleri, Menemen’de, bu vahşi, kanlı ve feci olayla sahneye konularak, bir defa daha gerçek oluyordu.
Menemen’de; Cumhuriyete, Çağdaşlığa karşı, Cehil ve Taassup ile her nevi husumet, ayağa kalkmıştı. Terakki (İlerleme) Yolumuzun üstüne dikilmek isteyenler, Çağdaş olmayı, kafir olmak sayanlar, onun deyişiyle, “Bunca asırlarda olduğu gibi, ulusların cehlinden ve taassubundan faydalanarak, bin bir türlü siyasi ve şahsi maksat temini için, dini, alet ve vasıta olarak kullanmak teşebbüsünde bulunanlar” vardı. Ki o; böyle olanlar için,”Bu türlü insanların, din ve imanla hiçbir samimi alakaları yoktur. Dini Taassup, onlar için, bir nüfuz ve menfaat aletidir.”diyordu.
Başka yerlerde hazırlanıp, Menemen’de uygulamaya konulan bu Kanlı İrtica Olayının, aslında, daha derin ve bilinmeyen yönlerinin bulunduğu, kaynağının, İstanbul Erenköy’deki bir köşkte oturan Nakşibendi Tarikatı Şeyhi Erbilli Esat’a dayandığı, buradan başlayıp, Manisa’nın bir kenar köyünde gelişerek, Menemen’de patlak verdiği anlaşılmaktadır.
Kemalist Devrimin çelik muhafızlarına çarpıp, parçalanıncaya kadar büyük bir hızla gelişen bu olayın nedenleri olarak, çeşitli görüşler ileri sürülmektedir.
Bunlardan biri; Devrimin İnkılap Aşamasını yaşayan ülkede, basın özgürlüğü nedeniyle, mevcut hükümetin zayıf bir görüntü veriyor olmasının, bir zafiyet olarak algılanması sonucunda, bu durumun, irtica kaynaklarına, cesaret ve kuvvet vermesi olarak görülmektedir. “İşte, sinmiş ve pusu kurmuş olan, fırsat kollayan bu tutucu ve gerici kişiler ve zümre artıkları; “uygun bir ortam”ın varlığını hemen sezdiler.” uygun ortam”, politik alanda yeni bir aşamaya geçilmesi idi. 1924 ten sonra, 1930 da, ikinci bir parti denemesine geçilmiş ve (Serbest Cumhuriyet Fırkası) adıyla yeni bir parti kurulmuştu.(18 Ağustos 1930)
Devrimleri başlatan, uygulayan ve koruyan Tek Parti Döneminden daha özgür ve demokratik bir yönetime dönüşüyordu politik ortam. Gerek yeni kurulan partinin örgütleri arasına sızan, gerekse parti dışında bulunan çıkarcı çevreler ve zümreler, kısa zamanda, gizlilikten, sinsilikten sıyrıldılar; Laiklik İlkesini, kendi amaçlarına göre yorumlama ve hatta zorlama gösterilerine giriştiler. Yeşil Bayraklar göründü; Laikliğe karşı, seslerini yükseltme özgürlüğü ve cesareti buldular.!…Bu durum, partinin yurtsever kurucuları ile Gazi Mustafa Kemal tarafından, kısa zamanda sezildi, anlaşıldı. Ve parti, kuruluştan üç ay sonra kapandı.(17 Kasım 1930)
Böylece, 1930′ ların Çok Partili Yönetim Denemesi geleceğe kalmış ve İkinci Dünya Savaşı sonrasına, 1946′ya kadar, Tek Parti Düzeni sürmüştür.”(6)
Olayın diğer nedenleri olarak ise; Cehalet ve Taassubun yaygınlığı, her çeşit husumet ile dinin, türlü siyasi ve şahsi maksat temini için istismar edilerek bir nüfuz ve çıkar (menfaat) vasıtası olarak siyasete alet edilmesi, ayrıca; gerici kesimler tarafından Serbest Cumhuriyet Fırkasını zor duruma düşürerek, lekelemek (damgalamak) ve ezmek amacı, görülmektedir.
Kubilay’a başını verdiren Yüksek İnkılapçı Hamlesi’nin Ruhu tahlil edilirse, o, acaba, “Kara Kuvvetin bu kudurmuş pişdarına başlık eden “Mehdi”nin yakasına sarılmak cesaret ve iradesini nereden buldu.?
Kubilay; bu cesareti, İnkılabın Büyük Kaynağından aldı.(….)
“Kubilay; hem bir muallim, hem de bir ihtiyat zabiti idi. Gözleri kararmış, ruhları bulanmış, silahlı ve külahlı Mürtecilerin karşısına, vazifeye atılmak için koştu.
O zaman ve o mekanda, İnkılabı, yalnız kendisi temsil ediyordu. İnkılabı, yalnız o müdafaa edecekti. Tek başına kalmıştı. İçinde bulunduğu vaziyetin “imkan ve şeraitini” düşünemezdi. “Hak bellediği” bir tek yol vardı: inkılap yolu. İşte o yolu kesmek isteyen eşkıya karşısında idi. Durmadı, yalnızlığına bakmadı, hak bellediği yol için, tek başına vazifeye atıldı…..ve o yol için başını verdi.
Büyük Rehberin, Türk İnkılabını gençliğe ithaf ederken, gözleri yaşararak irat ettiği Ulvi Hitabeyi, Kubilay, ne iyi anlamış, ruhuna ne derin sindirmiş olduğunu, bize, bu fedakarlık dersi ile gösterdi. Zabit Kubilay ; vatanının inkılabı için kan borcunu böyle öderken, Muallim Kubilay da meslek arkadaşlarına ve genç nesle, en yüksek ve tesiri en devamlı dersini verdi.”(7)
O; İnkılabın hedefini kavramış olanlardan biri idi ve onu muhafazaya muktedir olmaya çalışmıştı.
Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal , “Menemen İrticaı” nedeniyle , olayın hemen ardından, 27 Aralık 1930 tarihinde , Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’a gönderdiği mektupta, şunları yazacaktı. “Menemen’de ahiren vukua gelen İrtica Teşebbüsü esnasında , Zabit Vekili Kubilay Bey’in vazife ifa ederken duçar olduğu akıbetten , Cumhuriyet Ordusunu taziyet ederim.
Kubilay Bey’in Şehadetinde, Mürtecilerin gösterdiği vahşet karşısında, Menemen’deki ahaliden bazılarının, alkışla tasvipkar bulunmaları, bütün Cumhuriyetçi Vatanperverler için utanılacak bir hadisedir. Vatanı müdafaa için yetiştirilen, dahili her politika ve ihtilafın haricinde ve fevkinde muhterem bir vaziyette bulunan Türk Zabitinin, Mürteciler karşısındaki yüksek vazifesinin, vatandaşlar tarafından, yalnız hürmetle karşılandığına şüphe yoktur. Menemen’de’, ahaliden bazılarının hataları, bütün milleti müteellim etmiştir.İstilanın acılığını tatmış bir muhitte, genç ve kahraman Zabit Vekilinin uğradığı tecavüzü, milletin, bizzat Cumhuriyete Karşı Bir Suikast telakki ettiği ve mütecasirler ile müşevvikleri, ona göre takip edeceği muhakkaktır.
Hepimizin dikkatimiz, bu meseledeki vazifelerimizin icabatını, hassasiyetle ve hakkiyle yerine getirmeğe matuftur. Büyük ordunun kahraman ve genç zabiti ve cumhuriyetin mefkureci muallim heyetinin kıymetli uzvu kubilay bey, temiz kanı ile cumhuriyetin hayatiyetini tazelemiş ve kuvvetlendirmiş olacaktır.”
“Askeri Mahkeme; başta Nakşibendi Tarikatı Mensuplarından, olayla ilişkisi bulunan sanıklarla, diğer sanıkları, on sekiz gün içinde sorguya çekip yargılayarak, (40) kişiyi sorumsuzluğu nedeniyle salıvermiş, (27) sanığı suçsuz bularak Beraat Kararı vermiş, (41) suçluyu çeşitli hapis cezalarına ve (36) suçluyu da ( Ölüm ) Cezasına çarptırmıştır.Ölüm Cezasına çarptırılanlardan bazılarının cezaları, yaşları dolayısıyla, Ağır Hapse çevrilmiş, 28′i , 3 Şubat 1931 gecesi sabaha karşı Menemen’de değişik yerlerde (…..) asılmak suretiyle idam edilmişlerdir.”(8)
Kaçmayı başaran bir tanesi ise, 13 gün sonra yakalanarak; olayın baş planlayıcısı İstanbul’daki Nakşibendi Şeyhi Esat da bir süre sonra, bulunduğu Melami Dergahından alınarak, idam edilmiştir.
“Canilerin cezalandırılması işini izleyen Atatürk, bu olayın, Türk Aydınına çok büyük bir ders olduğunu, sert bir dille bildirdi. Atatürk, “istilanın acılığını tatmış bir çevrede, genç ve kahraman Asteğmen’in uğradığı saldırıyı”, Cumhuriyete Karşı Bir Suikast olarak görmekte haklı idi. Atatürk’ün sert tepkisi sonunda, Gericiler, bir daha başlarını kaldıramamışlardır. Atatürk’ün sağlığında, Laiklik İlkesine karşı, önemli başka bir tepki çıkmamıştır. Ufak tepkiler, sonuçsuz kalmıştır.” (9)
1 Ocak 1931 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, Başbakan İsmet Paşa da, olay hakkında geniş açıklamalar yapacak ve “….Bu; yüzlerce seneden beri, Dini siyasete alet eden bütün hareketlerin bir tekerrürü (yeniden ortaya çıkması ) idi. Bu zavallılar, Laikliğe karşı gelerek, Şeriat istemektedirler. Gerçekte ise, menfaatlerini kaybetmişlerdir, onu istiyorlar.”diyecekti.
Yıllar sonra yayın hayatına girecek olan Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi de, Menemen Olayı ile ilgili olarak , konunun bir bölümünde, şunları ifade edecektir.:”Menemen Olayı; Menemen’de Şeriat Düzeni ilan etmeye kalkışan ve kendilerine engel olmak isteyen Yedeksubay Mustafa Fehmi Kubilay’ı şehit eden Gericilerin yarattığı irtica hareketi…olaya karşı çıkmayan Menemen Halkının, başka yerlere göç ettirilmesi kararı alındı. Ancak, sonradan, Menemen Halkı’nın tümüyle cezalandırılmasından vaz geçildi.”(10)
Olaydan kısa bir süre sonra, “1931′de Konya’da konuşurken, Mustafa Kemal; öğretmenlerle subaylardan, birlikte, övgüyle söz etti. Ulusun; kendisini, ordusuyla bir gördüğü ülkelerin sayısının çok az olduğunu açıkladı. Halkın ilerlemesine, hep ordu önderlik etmişti.” (11)
Türkiye Cumhuriyetine karşı, “5 Aralık 1933 ‘te, Bursa’da , Ezanın Arapça okunmasını isteyen bir grubun çıkardığı ufak ve kansız olay, Menemen’den sonraki en önemli tepki sayılabilir.” (12)
Bu olayla ilgili olarak da, Mustafa Kemal; 7.2.1933 tarihinde şunları söyleyecekti: “Bu hadiseye, dikkatimizi bilhassa çevirmemizin sebebi, dini ; siyaset ve herhangi bir tahrike vesile etmeye, asla müsamaha etmeyeceğimizin, bir daha anlaşılmasıdır.”
“Bilimin gerçeklerine, din adına karşı çıkan; uygar yaşamanın şartlarını Tanrı adına yasaklamaya kalkan kişilerin, günahsız halkımızı uygarlığa düşman etmeleri; ne güçlükler, ne fedakarlıklarla uçurumdan kurtarılmış bu yurdu, yeni baştan, tehlikelerin, hem de eskisinden çok daha büyük tehlikelerin kucağına atmak demek olacaktı.
Onun için Atatürk; hiç bir gerici harekete, ne kadar önemsiz olursa olsun asla göz yummamış; Şeyh Sait İsyanı, Menemen Olayı gibi Gerilik ve Yobazlığın, ayaklanma derecesine varan cüretlerini ise, amansız bir şekilde cezalandırmıştır.” (13)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Siirt Mebusu Mahmut Bey’in, Cumhuriyete karşı yapılan bu suikast girişiminin hemen ardından, 30.12.1930 tarihinde Hakimiyet-i Milliye Gazetesinde yazdığı şu cümleleri, ebediyen yaşayacak olan bir gerçeğin en veciz ifadesi olarak, bir kez daha ifade ediyoruz ki; ”Cumhuriyetin Kudreti; irtica ve anarşi unsurlarına karşı eğilmekten ve sarsılmaktan kat’iyen uzaktır. Bu hakikati; dostlara ve düşmanlara göstermek aynı zamanda, vicdani ve insani vazifedir.”
Bilinmelidir ki; Kemalist Devrim; Türk Ulusunun Çağdaş Uygarlık yoludur. Büyük Önderimizin deyişiyle, “Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz İnkılapların gayesi; Türkiye Cumhuriyeti Halkını, tamamen modern ve bütün mana ve şekliyle, olgun bir topluluk haline getirmektir. İnkılaplarımızın esas gayesi budur. Bu hakikati kabul edemeyen zihniyetleri, perişan etmek zaruridir.”
“Davranışlarında ve amaçlarında Devrim İlkelerini benimseyenler , elbette, er geç karanlığı boğacaklar, Türk Yurdunu, Atamızın özlediği ferahlığa, aydınlığa kavuşturacaklardır. Çünkü; Tarihin Akışı, o yöne doğrudur.”(14)
13 Şubat 1925 tarihinde, Nakşibendi Tarikatı Mensubu Şeyh Sait’in “hem İrticai , hem de Bölücü İsyanı” ile 23 Aralık 1930 tarihinde, yine Nakşibendi Tarikatı Mensubu Derviş Mehmet’in “ Menemen İrticai İsyanı” , Cumhuriyet Düşmanlarının , Laiklik İnkılabına karşı , en büyük tepkileri olarak görülmektedir.
“Türk İnkılap Tarihine, “Menemen İrticaı” adı altında geçmiş olup , gerçekte, seksenlik bir Şeyh, emekliye ayrılmış Askeri bir Laz İmam ve hempaları ile birkaç cahil köylünün ve dört esrarkeş Cahil Yobazın, dini , dünya işlerine alet ederek , Koyu Taassup ve Kapkara Cehaleti körüklemelerinden doğmuş kanlı ve feci olaydan başka bir şey olmayan , lakin , rahmetli Kubilay gibi genç ve ateşli bir Türk Delikanlısı ile iki masum Bekçinin , tüyler ürpertici bir şekilde şehit edilmeleri canavarlığı ile neticelenen”(15) 23 Aralık 1930 tarihindeki bu isyanı , Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk ; “Cumhuriyete Karşı Bir Suikast” girişimi olarak nitelendirmişti.
Bu isyanın hemen ardından da , Cumhuriyetin büyük kudretini ve kabiliyetini ; Devrimin Kahredici Demir Yumruğunu bu İrtica Hareketinin kafasına indirmek suretiyle , çıktığı noktada ezerek göstermişti.
“Erenköy’deki Saray Yavrusu bir köşkte oturan , seksenlik bir Şeyh’in , gizli ve sinsi faaliyetinden kuvvet alıp , Manisa’nın ücra bir köyünde gelişen ve Menemen Belediye Meydanında patlak vererek , Ege Bölgesini kana boyamak tehlikesini doğuran bir İrtica Hadisesinde , dikkati çeken en ehemmiyetli nokta , (Örfi Harp Divanı Savcılığı tarafından ileri sürülen (…) iddialar , dikkatle incelendiği takdirde) şu dur :Kara Cehalet ve Koyu Taassuptan faydalanan ve bu sayede , zahmetsiz , fakat müreffeh bir ömür süren seksenlik bir Şeyhin ve onun etrafında toplanmış bir avuç müridinin , şaşılacak faaliyetleri , yorulmak bilmeyen gayretleri….Erbilli bir Şeyh Esat , Manisa Askeri Hastanesi İmamlığından emekli bir Laz İbrahim Hoca , bir Manifaturacı Osman , yaşlarına başlarına , hatta , ak sakallarına rağmen , oturup dinlenmeden çalışıyorlar, propaganda yapıyorlar , didiniyorlar ve Nakşibendi Tarikatını yaymak , Ege Bölgesi gibi , yurdun , nispeten en aydın , en görgülü bir havzasında , kanunun kapadığı tekkeleri , gizli olarak yeniden faaliyete geçirip , bir İrtica Hareketi tutuşturmak hususunda , hiç bir fedakarlıktan çekinmiyorlar ve bu faaliyetler de , zehirli meyvelerini vermekte gecikmiyorlar.”(16)
Çok Partili Yaşama geçişte ikinci bir Demokrasi Deneyimi olan Serbest Cumhuriyet Fırkasının; kuruluşu , irtica güçlerinin bu partiye girmeleri ile değişen yapısı ve yaratarak neden olduğu “uygun ortam” dan da yararlanarak , hazırlığa girişmişler ve hükümete karşı saydıkları bu yörenin bir ilçesinde (Menemen’de), Şeriatçı bir harekete başlamışlardı.“Din elden gidiyor! Şeriat isteriz !….Şapka giymek Kafirliktir !…sesleriyle ve dört silahla , halkı , ayaklanmaya zorlamışlardır.”(17) Kubilay’ın , çok vahşi bir şekilde şehit edildiği o günkü ortam ve koşullar , işte böyleydi.Onun canına kıyan ve kendini , hemen orada Mehdi (!) ilan eden Derviş Mehmet ise , Şeyh Esat’ın , bu işi yapması için öne sürdüğü müritlerinin başında geliyordu.Bu vahşet için , Manisa’daki örgütlenme çalışmalarını tamamlamış , oradan Menemen’e gönderilmişlerdi.
“23 Aralık 1930’da , Tarikatçı Derviş Mehmet , çevresine topladığı yandaşlarıyla birlikte , “Şeriat İsteriz!” diye bağırarak , olay çıkarmış , halktan bazı kimseler , bunlara katılmış , önlerine çıkan ve küçük bir birliğe komuta eden Asteğmen Kubilay , vurulmuş , bu yetmiyormuş gibi , başı bıçakla kesilmiştir.Şeriatçı Başkaldırıcılar , Kubilay’ın kesik başını , Yeşil Bayrak asılı sopanın ucuna geçirmiş , Menemen Sokaklarında dolaşarak , tüm halkı , ayaklanması için kışkırtmaya başlamıştır.Bu kanlı , Devrim Düşmanı eyleme karşı , Mustafa Kemal’in davranışı , çok sert ve kesin olmuş, kışkırtıcılar , yakalanarak , toptan yok edilmişlerdir.Bu kesin davranış , bu ivedi cezalandırma , tutucuları , Devrim Düşmanlarını , uzun süre susturmuş, Mustafa Kemal’in Döneminde , 1933’te , Bursa ‘da , bazı kişilerin , Arapça Ezan okumaya kalkışması dışında herhangi bir Gerici Olay görülmemiştir.”(18)Menemen Vahşeti’nin hemen ardından , 25 Aralık 1930 tarihinde , Atatürk’ün arkadaşlarından Yunus Nadi , Cumhuriyet Gazetesinde, şunları yazmıştı.“Şeriat İsteriz ! ”….Davasına gelince , bunun manası , sadece , Yenilik İstemeyiz demek olduğu malumdur. Bu , bu memlekette , kökünden sökülüp atılmak lazım gelen , Tarihi Bir Yeniçeri Ananesidir.Yoksa ; ne o zaman , ne bu zaman , ortadan din kalkmış değildir ki , onu yeniden istemeye mahal olabilsin.Cumhuriyet Devrindeki yegane fark ve faziletli fark ; dinin , dünya işlerinden ayrılmış olmasıdır.”“Günün yirmi dört saatinde , ibadet etmek isteyenlere , meydan , alabildiğine açıktır , hiç bir mani yoktur. Yalnız , bu devirde din , kul ile Allah arasındaki vicdani rabıta halinde tecrit edilmiş ve dünya işleri, tamamen tefrik olunarak , kanunlara tevdi olunmuştur.İşte o kadar.O halde ; eğer , memleketi , karanlık bir mazinin yokluk uçurumlarında boğup , mahvetmek istemiyorlarsa , ne diye din ve şeriat istiyorlar?”(19)
Bilinmelidir ki; Kemalist Devrim; Türk Ulusunun Çağdaş Uygarlık yoludur. Büyük Önderimizin deyişiyle ,”Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz İnkılapların gayesi; Türkiye Cumhuriyeti Halkını, tamamen modern ve bütün mana ve şekliyle, olgun bir topluluk haline getirmektir. İnkılaplarımızın esas gayesi budur. Bu hakikati kabul edemeyen zihniyetleri, perişan etmek zaruridir.”
”Davranışlarında ve amaçlarında Devrim İlkelerini benimseyenler , elbette, er geç karanlığı boğacaklar, Türk Yurdunu Atamızın özlediği ferahlığa, aydınlığa kavuşturacaklardır. Çünkü; Tarihin Akışı, o yöne doğrudur.”(20 )
İşte: tarihin aktığı o yönde , Kemalist Devrim’in İnkılap Aşamasının en büyük eseri olan “Cumhuriyet”imiz için canlarını feda eden Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay, Bekçiler Hasan ve Şevki’yi, şehadetlerinin 81. Yılında sevgi saygı ve rahmetle anıyorum.
“İNANDILAR , DÖĞÜŞTÜLER , ÖLDÜLER,
BIRAKTIKLARI EMANETİN BEKÇİSİYİZ.”
A.Sami SEZER
Kemalistler
