İstihlak tıkırında Sayın Başbakan... Peki ya istihsal, o ne olacak?


Anlamadınız değil mi?

Haklısınız...

İstihlak tüketim, istihsal ise üretim anlamına geliyor.

Diyeceksiniz ki, “Laf yetiştireceğim diye cemaatçi medyanın yazarlarını okuya okuya sonunda sen de bu hale geldin...”

Yok, öyle değil...

İyisi mi, neden kullandım bu Arapça kökenli sözcükleri, hemen anlatayım:

Atatürk’ün ilkelerinden birinin “devletçilik” olduğunu hepiniz bilirsiniz de... Bu fikrin babasının kim olduğu hakkında bir fikriniz var mı?

Yani; Atatürk kimden etkilendi de Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında devletçilikten yana tavır aldı ve bunu hayata geçirdi?

Ne yalan söyleyeyim ben bilmiyordum!

Bu fikrin babası, 1930 sonbaharında İktisat Vekili (Ekonomi Bakanı) olan Mustafa Şeref Bey’miş...

Kendisi aslında Osmanlı dönemindeki Talat Paşa kabinesinde de aynı görevi üstlenmiş... Ama sonra o da Ankara’ya geçmiş ve milli mücadele döneminin kahramanlarından olmuş... Cumhuriyet döneminde tekrar İktisat Vekili olunca da “devletçilik” ilkesini hem Atatürk’e kabul ettirmiş, hem de CHP’nin programına yazdırmış...

Mustafa Şeref Bey, devletçiliğin neden gerekli olduğunu da şu sözlerle açıklamış:

“Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne menkul kıymet stokundan tamamen mahrum (yoksun), arazi itibariyle harabeler gösteren, iktisadî faaliyet itibariyle mümaresesiz (beceriksiz) fakat azimli vatandaşlardan başka bir şeyi olmayan bir ülke geçti. Bu nokta daima göz önünde tutulmalıdır. Böyle bir vaziyette ne yapılır? Önce memleketin istihsal kuvvetini (üretim gücünü) artırmak gerekir. İktisadiyatta esas olan budur. Çünkü istihsal kuvvetleri artarsa, menkul kıymetler yenilenebilir ve devam ettirilebilir.”

Kısacası; yoksullukla boğuşulan ülkede “sermaye birikimi” olmadığı için, devletin bazı ağır sanayi yatırımlarını üstlenmesini zorunlu görmüş...

Onun bu politikayı kabul ettirmesi sayesinde de ülkede üretim başlamış, ekonomi oluşmuş, özel sektörde sermaye birikimi için fırsat yaratılmış...

Tüm bunlardan neden mi söz ediyorum?

Son 10 yılı anımsamanız için... Ekonominin büyüdüğü bu son 10 yılda, kaç büyük sanayi tesisi kuruldu?

Bir elin beş parmağını geçer mi?

Ne yazık ki hayır!

Ya kapananlar, ithalata yenik düşerek yok olup gidenler?

Yüzlerce...

Acaba Mustafa Şeref Bey bugün yaşasaydı, bu tablo karşısında ne düşünürdü?

Dediğim gibi Mustafa Şeref Bey hakkında en küçük bir bilgim yoktu...

Ta ki Sevgili Şevket Çizmeli, geçen cumartesi günü Ankara’daki imza günüme gelip de Prof. Dr. Bilsay Kuruç’un “Mustafa Kemal Atatürk Döneminde Ekonomi Büyük Devletler ve Türkiye” isimli kitabını hediye edene kadar...

Elime geçtiği gün, 2011 Sedat Simavi Sosyal Bilimler Ödülü aldığı açıklanan kitabı, deyim yerindeyse nefes almadan okudum.

Yetmiş altı yaşında, hem de sıfır yazım hatasıyla, sürükleyici bir anlatımla ve herkesin anlayabileceği bir dille böylesine önemli bir esere imza attığı için de Bilsay Kuruç Hoca’ya şapka çıkardım.

“Ekonomi beni sıkar” demeyin; çünkü bu kitap, ekonomiden çok bir “toplumsal dönüşüm”ün öyküsünü anlatıyor...

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu yıllarda dünya ve Türkiye ekonomisinin ne hallerde olduğunu bilirseniz; eminim bugünün olanaklarıyla o günlere bakıp da burun kıvıran bazı siyasetçilerin, ne kadar büyük bir haksızlık yaptığını çok daha iyi göreceksiniz...

MUSTAFA KEMAL DÖNEMİNDE EKONOMİ****

Türü: Araştırma

Yazarı: Prof. Dr. Bilsay Kuruç

Yayımcı: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları

Baskı tarihi:

Eylül 2011

Sayfa sayısı: 540

Fiyatı: 45 lira

İnternet (İdefix) fiyatı:

31.5 lira.

Kişisel not: Yazarla tanışmıyorum

*****


Kalemi hapsedemezsiniz!

Daha önce de yazmıştım; Silivri ve Hasdal cezaevleri, “dünyanın metrekareye en fazla yazar düşen kapalı alanları” olma konusunda yarış içinde...

Çünkü bir yanda Ergenekon ve Odatv, diğer yanda Balyoz sanıkları; harıl harıl kitap yazıyor!

Silivri L Tipi Yayınevi’nden çıkan son kitap, Odatv Davası sanıklarından Müyesser Yıldız’a ait... Müyesser, tutuklanmasını bu yılın başında yazdığı “100 Yılın Hesabı-Türk’ü Tasfiye Projesi” isimli ilk kitabına bağlıyor. Bu yüzden de yeni kitabının üst başlığını, “Silivri’den bir ‘terör’ faaliyeti daha” koymuş...

Kitabın adını ise, Nutuk’ta yer alan “Kış geçirmiş yılana, Rabbim güneş göstermesin” sözünden esinlenerek vermiş...

Bu kitap gösteriyor ki; yazma faaliyeti asla engellenemiyor!

Müyesser’in bilgisayarı yok, interneti yok, telefonu yok, arayıp uzmanlardan bilgi alma olanağı yok; ama gündemin peşini bırakmıyor. Neredeyse her gün yazıyor ve yazdıkları yenitan.com.tr isimli sitede yayınlanıyor.

İşte bu kitap, Müyesser Yıldız’ın tutuklandığı günden bu yana gündeme ilişkin yazdığı yazıları bir araya getiriyor.

Müthiş bir bilgi birikimi ve farklı bir yorumculuk anlayışla; okuyanı şaşırtan, ufuk açan, temiz, hatasız bir kitap “Yılan”ın Kış Güneşi...

“Kalemi hapsedebileceğini” sanan, “düşünce cellatları”na ithaf olunur!

“YILAN”IN KIŞ GÜNEŞİ***

Türü: Güncel

yazılar

Yazarı: Müyesser Yıldız

Yayımcı:

Togan Yayınları

Baskı tarihi:

Kasım 2011

Sayfa sayısı: 259

Kitapçı fiyatı: 15 lira

İnternet (İdefix) fiyatı:

9,75 lira

Kişisel not: Yazarla

tanışmıyorum

Mustafa Mutlu
Vatan