Ruhat Mengi yazdı:"Habur süreci devam edecekse..."


Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay PKK ile ilgili açıklama yaparken “Habur süreci devam edecek. Biz dağdaki insanı silah bıraktırıp indirmek için ileri adımlar attık” demiş. Tarif böyle yapılınca kulağa “doğru gibi” geliyor ama durup düşünecek olursanız ortada ciddi çelişki ve sorun var.

Aynen “silah bırakmamış bir terör örgütünün lideri” ile pazarlığa oturmak ve “terörü devam ettiririz” tehdidi ile öne sürülen şartları konuşmaktaki ciddi soruna benziyor bu.

ÖCALAN ‘DEVAM ETMEYECEK’ DEDİ!

Öncelikle, Öcalan zaten “Artık isteklerimiz kabul edilene kadar başka PKK’lı gelmeyecek” demişti, durum böyle olunca bu karar yani “Habur sürecinin devam etmesi” yalnız Hükümet’in isteğiyle olacak bir şey değil. Atalay aynı zamanda “PKK ile şu sıralarda bir görüşmelerinin olmadığını” da söylediğine göre Öcalan’ın açıklaması geçerli demektir.

İkinci mesele; “dağdan inmesine ve affedilmesine” olanak tanınan teröristlerin hangisinin kanlı bir eyleme katılıp masum insanları öldürdüğü, hangisinin öldürmediği belli değil.. Bu bilinmeden teröristler nasıl serbest bırakılacak?

YA KİTAP YÜZÜNDEN HAPSEDİLENLER?

Üçüncü mesele; olmaz ama diyelim ki Öcalan’ın sözlerine rağmen Habur’dan yeni teröristler geldi ve “bundan sonra terörün sürmemesi için” cinayet işlemiş olanları da serbest bıraktılar. Bu takdirde, kanlı eylemlere karışmış teröristler bırakılırken “herhangi bir terör olayına, eyleme, hatta eylem planına karıştıklarına dair senelerdir tek bir kesin kanıt çıkarılmayan, buna rağmen ‘iddialara dayanarak’ aylar-yıllar boyu cezaevine tıkılmış olan sivil-asker yüzlerce insana yapılanlar” nasıl açıklanacak?

“Bu nasıl hukuktur ki gazeteciler yazdıkları kitaplar nedeniyle, tüm içerdekiler ‘telefonda şunu dedin, bunu dedin’ suçlamasıyla hapsedilirken PKK’lıları ne hakla bırakıyorsunuz” veya “diğerlerini ne hakla içerde tuttunuz ve hala tutuyorsunuz” sorularını kim, nasıl cevaplayacak?

Kısacası “Habur sürecinin devam edecek olması” keyfe bağlı bir karar olamayacak kadar önemlidir ve birçok ilave açıklama gerektirir. Tabii Türkiye’ye “hukuk devleti” demeye devam edeceksek!

*****


Fransa bizim tarihe de baksın!

Fransa Ulusal Meclisi’nde 22 Aralık’ta bir kez daha görüşülecek olan “Ermeni Soykırım Tasarısı” için tartışmalar sürüyor. Biz “Fransa önce kendi kanlı tarihine baksın” diyoruz, Fransa’nın kendi milletvekillerinden aynı şeyi söyleyenler çıkıyor ki doğrudur, sadece Cezayirlilere Fransız devleti olarak yaptıkları katliamlar bile bugünTürkiye’yi tehcir sırasındaki olaylar ve kayıplar nedeniyle “devlet olarak” suçlamamaları için yeterlidir.

MASAYA OTURSUNLAR

Ama baştan beri unuttuğumuz çok önemli iki nokta var ve bunlar neden vurgulanmıyor anlamak mümkün değil. Mesela; Türkiye, Türk Tarih Kurumu Ermeni tarihçileri ve konuyla ilgilenen tüm uluslar arası tarihçileri “masaya oturup arşivleri birlikte incelemeye ve tartışmaya” davet etti. Ermeni tarihçilerden tek bir kişi bunu kabul etmediği gibi “Önce soykırımı kabul edin, sonra masaya oturalım” şeklinde abuk laflar ettiler. Şimdi Türk Hükümeti bunu hatırlatabilir, madem ki soykırım olduğuna bu kadar eminler ve “yoktur” diyeni hapse atıyorlar, buyursun gelsinler, Fransız-Ermeni-İngiliz-Amerikalı-Türk hep beraber oturarak 1800’lü yıllardan itibaren neler olduğunu, tehcirin hangi nedenlerle zorunlu hale geldiğini, neden sadece belli illerden tehcir yapıldığını, Ermeni ve Osmanlı tarafından kaç kayıp olduğunu filan incelesinler. Ki bu bilgilerin çoğu Amerikan, Alman, İngiliz vb arşivlerinde de var..

ERMENİ BAŞBAKANI

Ve aynı sırada Ermenistan’ın ilk Başbakanı Johannes Kaçaznuni’nin “Bütün suç bizdeydi, Batı bizi aldattı, Osmanlı’yı arkadan vurduk, onlar ise sadece gerekeni yaptı” dediği ve olayları açıkladığı bildirisini de birlikte okusunlar (hatta Mavi Kitap’ın Ermeniler tarafından nasıl yalanlarla dolu şekilde yazdırıldığını, yazarının açıklamasıyla da incelesinler). Eski Paris Büyükelçimiz merhum Kamuran Gürün’ün yazdığı “Ermeni Dosyası” kitabını ve orada verilen rakamları okuyarak Ermenilerin neden bu kitabı hemen tüm kitapçılardan toplattığını düşünsünler. Bunları Fransa’dan veya ABD’den istemek yapılacak en doğru şeydir.

Her yıl ABD’ye de, Fransa’ya da sadece “önce kendi tarihinize bakın” demek yeterli değil, bakmıyorlar işte!

*****


Demir leblebiden ‘demir lady’e!

CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan “YARSAV Başkanlığı” döneminde yaptığı bir konuşmada “YARSAV’ın militanı olacak adam lazım bize” dediği için günlerdir üzerine gidiyorlar. Oysa referandum öncesinde YARSAV’ın “neden ‘hayır’ denmesi gerektiği” yönündeki açıklamalarının son derece haklı çıktığı ortadadır.

Referandumdan hemen sonra HSYK ve AYM’de yapılan değişiklikler, HSYK’ya Adalet Bakanlığı’na bağlı üyelerin doldurulması ve seçilme şekilleri, referandum öncesinde “evet” için çalışan Demokrat Yargı’nın Eşbaşkanı Orhan Gazi Ertekin tarafından bile ciddi şekilde eleştirildi, bu konuda bir kitap yazdı. Emine Ülker Tarhan’ın “YARSAV’ın militanı” diyerek söz ettiği besbelli ki “hukuk ve demokrasiyi korumak adına militanca çalışacak hukukçular”dır.

KARİZMA VE HER ŞEY!

Zira hukuk her demokratik ülkede kendisi “koruyan” durumunda olmasına rağmen Türkiye’de “korunacak” duruma düşmüştür ve bunu artık çocuklar bile anlıyor. Emine Ülker Tarhan Meclis’te gerçekten çok güzel bir konuşma yapmış, “Krema, pasta değil, demir leblebiyim” lafına da bayıldım. Bence Tarhan şimdi leblebi olabilir ama duruşuyla, bilgisi, görgüsü, net konuşmaları, özgüveni, dürüstlüğü ve her şeyiyle geleceğin “demir lady”si olacağının işaretlerini veriyor.

Karizma, lider özelliği ve tüm özellikler mevcut, Thatcher’ı da, Merkel’i de aratmayacağı kesindir. Onun için “uğraşılacak” kendisiyle, üzülmesin!

Ruhat Mengi
Vatan