Şüphelerimde haklı çıktım

Şike soruşturmasının başlamasından ve Fenerbahçe’nin Avrupa Kupalarına katılmasına izin verilmemesinden sonra 30 Ağustos’ta “Lütfi Arıboğan’ın rolü” başlıklı bir yazı yazmıştım.

Tamamen gözlemlere ve bunun oluşturduğu şüphelere dayanan bir yazıydı.

UEFA müfettişi Pierre Cornu İstanbul’a gelmişti. Kendisini Futbol Federasyonu Başkanvekili Lütfi Arıboğan ağırlamıştı. Arıboğan gün boyu Cornu’dan hiç ayrılmamış, Cornu’nun başkalarıyla görüşmesini de engellemişti.

Aradan biraz zaman geçtikten sonra UEFA Fenerbahçe ile ilgili “Şampiyonlar Ligi’ne katılamaz” kararı vermişti.

Bu karar üzerine Cornu’nun İstanbul ziyareti aklıma gelmiş ve o sırada zihnimde oluşan şüpheleri yazmıştım.

Şöyle demiştim;

Bugün kafama çok takılan bir noktayı yazmak istiyorum. Federasyon neden paniğe kapıldı, kendini de yok etme pahasına UEFA’ya boyun eğdi?

Diyelim ki UEFA Fenerbahçe yüzünden Türkiye’ye 8 yıl ceza verileceğini söyledi, o halde neden hâlâ Fenerbahçe’nin ligde kalıp kalmayacağı konusunda bir karar alınamıyor?

Bu noktada gözler başkandan sonra Futbol Federasyonu’nun en önemli ismi Lütfi Arıboğan’a çevriliyor. Arıboğan neden UEFA’ya gitti, ne konuştu? Arıboğan İstanbul’a gelen UEFA yetkilisi Pierre Cornu ile gün boyu neden hep baş başa kaldı, neleri görüştü? Fenerbahçe ile ilgili UEFA tarafından alınan kararda Arıboğan’ın söyledikleri etkili oldu mu? Arıboğan Fenerbahçe yerine Trabzon’un Şampiyonlar Ligi’ne alınacak olması üzerine “O takım hakkında da soruşturma var, başkanı sanık durumunda, peki mahkûm olurlarsa Fenerbahçe yüzünden başımıza gelecek olan bu kez gelmeyecek mi?” diye sordu mu?

Kafalar karışık tabii, umarım Arıboğan gibi bir isim kötü bir oyunun aktörlüğüne soyunmamıştır.

Aradan tam üç ay geçti. Spor yazarı Ahmet Çakar İsviçre’nin Lozan kentindeki bir yemekte konuşulanlara tesadüfen tanık olan bir yakınının ağzından müthiş bir iddiayı gündeme getirdi.

Çakar’ın anlattığına göre UEFA Müfettişi Cornu ile yemek yiyen Lütfi Arıboğan ve yine Federasyon Baş Hukuk Müşaviri İlhan Helvacı kutlama yapıyormuş. Çünkü bu ikili Cornu’ya “Fenerbahçe şike yaptı, Trabzon ve Beşiktaş’ın durumu o kadar kötü değil” bilgisini vermişler, UEFA da bunun üzerine Fenerbahçe’yi Şampiyonlar Ligi’nden çıkarmış, yerine Trabzon’u almış.

Fenerbahçe Asbaşkanı Ali Koç da önceki gün medyanın karşısına geçerek bu bilgiyi doğruladı ve Federasyon üyelerinin anayasal suç işlediğini belirterek istifa etmelerini istedi.

Üç ay önceki yazıma hiçbir tepkinin gelmemesi şüphemi hayli artırmıştı. Normal olarak Arıboğan’ın “Böyle bir şey söz konusu olamaz” demesi gerekirdi, ama şüphem doğruymuş ki, zamanında hiç seslerini çıkarmadılar.

Bundan sonra ne olur? Arıboğan ve Helvacı istifa edebilirler de ne değişir? Herhalde “Biz elimizde belge bilgi olmamasına rağmen UEFA’ya böyle bir açıklama yaptık” demeleri UEFA nezdinde durumu değiştirmeyecektir.

Türkiye kendi içinde yapılanın hesabını sorar sormasına belki ama Fenerbahçe onarılması güç bir yara almış oldu.

Sonuçta futbolu da siyasetin emrine sokmaya çalışan zihniyet bunda başarılı oldu. Ama Türkiye’de futbol heyecanı öldü. Kulüpler ve taraftar arasında düşmanlık tohumları atıldı. Futbol anlamsız hale getirildi.

Sorumlularının vicdanı rahat mı şimdi?

*****


TMSF’ye çağrı; bu insanlara eziyet çektirmeyin artık

Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) bankalara el koyma operasyonlarında çok ciddi işler yaptı. İktidarın hukuka aykırı da olsa çıkardığı bankacılık kanununu tavizsiz uygulayarak tahsili çok zor olan büyük batıkları kurtarmayı başardı.

Bu güzel de bugün sizlere geçinecek kadar bile para kazanmayan ama yakasını da TMSF’den kurtaramayan birçok kişin dramını anlatmak istiyorum.

Uzan Grubu’na ait İmarbank’a el konmuş, daha sonra çıkarılan yasa ile Uzan ailesinin bütün fertlerinin tüm malları satılmış ve kamu alacağının tamamına yakını tahsil edilmişti.

Bu operasyonlar sırasında Uzanlar’a ait yüzü aşkın şirkete de el konmuş bunların yönetim kurulları ile ilgili soruşturmalar da açılmıştı.

Ancak bu şirketlerin çoğunun yönetim kurullarında Uzanlar’ın yanında çalışan düşük maaşlı kişiler olduğu saptanmıştı.

Bu düşük maaşlı çalışanlar, işlerinden olmamak hatta işlerini garantiye almak adına şirket yöneticisi olarak görünmeyi kabul etmişlerdi.

Dün Uzan Grubu’nda çalışmış olan ve bir şirkette yönetim kurulu üyesi gözüken bir grup ziyaretime geldi. Hepsi grubun güvenlik personeli. O tarihlerde orada çalıştığım için hepsini de tanıyorum, en azından çoğuna aşinayım.

O tarihlerde özel güvenlik yasası çıkmadığı için güvenlik personeli olarak çalışanlar silah ruhsatı alamıyormuş. Bunun üzerine hepsi bir şirkette yönetim kurulu üyesi olarak gösterilmiş ve silah ruhsatı almaları sağlanmış.

Aradan 7 yıl geçtikten sonra, herhalde sıra şirketin soruşturulmasına gelmiş olmalı ki, TMSF hepsine ağır bir borç yükü çıkarmış ve haciz göndermiş.

Bu kişiler şimdi değişik firmalarda 1000 liranın altında maaşla çalışıyorlar. Kendilerine salınan vergileri ödemeleri mümkün değil. Ne yapacaklarını bilemez haldeler.

TMSF belki hukukun gereğini yapıyor ama, bundan 7 yıl önce bu tür şirketlerin nasıl kurulduğu artık biliniyor.

Yönetim kurullarında gözüken düşük maaşlı personelin hiçbir suçu olmadığı gibi hepsi de o şirketlerin ne işe yaradığından habersiz. Tek umutları işlerini korumaktı.

Sadece Uzanlar’da değil, bu durumda olup başka şirketlerde çalışmış daha yüzlerce kişi var ve hepsi bir dram yaşıyor.

Uzanlar’ın her şeyi alındı, satıldı, aileden Türkiye’de yaşayan hiç kimse kalmadı.

Yasal bir düzenleme yapılmasına bile gerek kalmadan TSMF’nin bu durumda olanları göz önüne alarak bir tebliğle sorunu çözmesi mümkün.

Yazık bu insanlara. Eğer bir hesap varsa Uzanlar’dan soruldu, bu insanlara “gâvur azabı” çektirmeye gerek var mı hâlâ?

*****


Büyük satış

Fıkra başka bir yerde yayınlandı mı, bilmiyorum, ama çok hoşuma gitti. Bilmeyenler için paylaşmak istiyorum;

Bir Katolik, bir Protestan, bir Müslüman ve bir Yahudi yemekte konuşuyorlar:

Katolik: Büyük servetim var. Citibank’ı satın alacağım!

Protestan: Çok çok zenginim. General Motors’u alacağım!

Müslüman: Ben prensim, korkunç zenginim. Microsoft’u alacağım!

Yahudi sakin sakin kahvesini karıştırır, kaşığı masaya koyar, kahveden bir yudum alır, onlara bakar ve umursamaz bir sesle konuşur: Satmıyorum!

*****


Dikkatsizlik

Dünkü yazımda bir hata vardı. “Bugün 70 yaşında olan biri 1938’de üç yaşındaydı” yazmışım. Cümlenin aslı “Bugün 70 yaşında olan biri 1938’de henüz doğmamıştı” olacaktı. Tersten bakış hatası var yani. Eksi 3 olacağına artı 3 yapmışım.

Hepinizden özür dilerim.

*****


Başbakan’ın bağırsak ameliyatının detaylarını ameliyattan çok sonra öğrenebildik. Umarız, “Türkiye bağırsaklarını temizliyor” denilerek savunulan davaların gerçekte ne olduğunu öğrenmek için bu kadar beklemeyiz. (Gani Yıldız)

Can Ataklı
Vatan