Meclis’in Onuru Hakan Şükür
SEVGİLİ okuyucularım, adı Hakan Şükür olan bir AKP İstanbul milletvekili var. Bu eski futbolcunun marifetlerini her gün izliyoruz. Adam milletvekili. Meclis ten ayda 12 bin Tayyip lirası dolaylarında maaş alıyor.
Futbolcu iken herhalde transfer ücretleri alırdı. Üstelik kazanılan her maç için kendisine prim verilirdi. Bunlara hiçbir şey diyemeyiz çünkü normaldir. Top koşturduğu dönemde elbette almıştır ve anasının ak sütü gibi helaldir.
Söylemek istediğim, herhalde ömrünün sonuna kadar yetecek parası vardır.
Şimdi bu şahıs futbol yorumculuğuna soyundu.
Lig tv kanalıyla özel bir anlaşma yaptı. Cumartesi, pazar, bazen de pazartesi geceleri ekranda “Goldür değildir, faul vardır yoktur, bu pozisyon ofsayttır değildir, şu oyuncu iyidir bu kötüdür muhabbeti yapıyor.
Siyaset ve ülke sorunlarıyla ilgili herhangi bir fikir ve görüşünü bugüne kadar ne yazık ki öğrenemediğimiz bu şahıs. Tayyip tarafından listeye konulup milletvekili yapıldı
Tek özelliği, taaa futbolculuk döneminden beri Fethullahçı olması.
Zahmete giriyor ve Meclis’e arada sırada uğruyor!
Çoğu zaman da mazeret bildirip gelmiyor.
Bugüne kadar Meclis’te herhangi bir çalışmasına tanık olan yok!
Meclis kürsüsüne sadece bir kez, o da milletvekili andı İçin çıkmış durumda!
Bundan sonra bir kez daha çıkıp nutuk atarsa, herhalde Türkiye için en büyük sürprizlerden biri olur.
Ancak partisi tarafından eline verilen bir kâğıdı okumak için çıkarsa, o sayılmaz!
Bir gün kendiliğinden çıkıp -kağıttan okumadan- kürsüde aslanlar gibi kükremesi, fikir ve görüşlerini açıklaması gerekir ki milletçe kendisinden yararlanalım!
Hem böyle bir şey yaparsa, söylediklerinin tam metni medyada mutlaka yer bulacak ve şöyle manşetler atılacaktır:
“Vay beee, Hakan konuştu. Ağzından bal damlıyordu!..”
“Hakan meğer ne çok şey bilirmiş de. bizden gizlermiş!..”
“Hakan kürsüden gol attı!..”
“Maşallah sana yavrum!..”
***
Bu şahsa soruyoruz: “Arkadaş, sen Lig tv’den ayda kaç para alıyorsun?”
Bazılarına göre 150 bazılarına göre ise 200 bin Tayyip lirası alıyor.
Bu soru elbette sorulacaktır çünkü kendisi milletvekilidir. Bir milletvekili, yeni işvereninden aldığı parayı elbette açıklamakla yükümlüdür.
Bir özel sektör çalışanına bu soru sorulmaz… Çünkü rakamlar gizlidir. Örneğin aynı programa çıktıkları Şansal Büyüka ya da Alman hakem Marcus’a böyle bir soru sormak kimsenin haddine düşmediği gibi, aklına da gelmez.
Ama bir milletvekili, bu soruya yanıt vermekle yükümlüdür.
Bu konuda söylediği sözler ise tarihe geçecek nitelikte:
Yeni işvereninin ilkeleri varmış da, o yüzden rakam açıklaması mümkün değilmiş!
Bu bahaneye kargalar bile güler.
Haaa, işin bir de perde arkası var. Kendisinin sözlerine inanmak gerekirse, yorumculuğa başlamadan önce
“Beyefendiye” (yani Tayyip’e) gidip izin almış!
Meclis Başkanlığından aldığı bir izin yok.
Biz kendisine diyoruz ki “Bu yaptığın, yasaların boşluğundan yararlandığın için uygun olabilir. Ama ahlak ölçülerine sığmaz.”
***
Bu eski futbolcu, yorumculuktan artan zamanını bazen Meclis’e gelerek değerlendiriyor.
Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Komisyonu üyesi.
Önüne yeni tasarılar geliyor, kanun teklifleri, raporlar geliyor. Örneğin simdi eğitimde 4 artı 4 artı 4 rezaleti gündemde. Tasarı komisyonda, onun da önünde.
Acaba bu konularda fikri nedir, ne düşünmektedir!
Yaaa kardeşim, bir gün olsun çık ortaya da, belli bir konuda görüşlerini adam gibi açıkla.
Futbol programında bülbüller gibi şakıyorsun, iş milletvekilliği görevine gelince dut yemiş bülbül gibi suskunluğa bürünüyorsun…
Ve paracıkları cebe atmaya devam ediyorsun.
Şimdi haksızlık etmeyelim, dünkü komisyon toplantısına şeref vermişti ve Meclis çalışmalarında adı iki kez gündeme geldi! İlkinde, toplantıya katılan kadınlara gül verdi. İkincisinde ise, o değil ama danışmanı olan şahıs, bir CHP milletvekilini dövdü!
***
Bazı milletvekilleri, bu eski futbolcunun durumundan esinlenip bir süre önce Meclis Başkanlığı’na yazılı başvuruda bulundular.
“Mesleğim doktorluk. Herhangi bir devlet hastanesinde hiçbir ücret almadan doktorluk yapmak istiyorum…”
“Avukatım. Hiçbir ücret talep etmeden, fakir fukaranın ve ihtiyaç duyanların avukatlığını yapmak istiyorum…”
Bu başvuruların tamamına ret yanıtı geldi. Üstelik onlar mesleklerini kamu kurumlarında ve tümüyle ücret almadan icra etmek istiyorlardı.
Ama bizim futbolcu hem AKP milletvekili, hem de amirinden torpilli ya, onun durumuna ret yanıtı verebilecek bir babayiğit ortaya çıkmadı!
***
Hakan Şükür olayı Türkiye de bir ilk. Eski futbolcu-yeni milletvekili kendisine yeni bir İşveren buluyor, oradan anormal bir ücrete bağlanıyor ve ana görevi olan Meclis’i boş verip başka işler peşinde koşturuyor.
Şimdi yapması, ya da kendisine yaptırılması gereken şey, futbol yorumculuğunu derhal bırakıp asli görevine dönmesidir.
Aksi takdirde milletvekilliğinden istifa edip gider, futbol programlarında boy gösterir.
İşverenleri bu değerli arkadaşa, eğer isterlerse ayda bir trilyon bile ödeme yapabilir!
O zaman hiç kimsenin kendisini eleştirme hakkı olmaz, hiç kimsenin ayda kaç para kazandığını sorma hakkı da doğmaz.
O da rahat eder bizler de!..
Bu arkadaş partisine Meclis’te sadece bir tek açıdan yarıyor!
Oy verme işleminde! Partisinin istemi doğrultusunda oyunu otomatik olarak kullanıyor.
Ey vatandaşım, o çatı altında seni milletin vekili kimliği ile kimlerin nasıl temsil ettiğini(!) iyi bil. Bilmiyorsan işte sana somut örneği.
HIFZI DEVECİ’NİN KİTABI
BUGÜN size son zamanlarda okuduğum en ilginç kitaplardan birini kısaca tanıtmak istiyorum:
“Bir Avuç Hayat Tozu, Bir Tutam Devlet Gölgesi.” (Destek Yayınevi) Yazarı Hıfzı Deveci’yi yıllar önce tanımıştım. Bayındırlık Bakanlığı müfettişi idi. ANAP döneminde özellikle otoyollarda yapılan vurgunları konu alan belgelerle dolu, “Yolunu Yoldan Bulanlar” isimli bir kitap yazmış, ancak devlet memuru olduğu için başka bir isimle yayınlamak zorunda kalmıştı. O kitabın yayınlanması için kendisine yardımcı olmuştum.
Şimdi bu yeni kitabında, yaşadıklarını ve başına gelenleri çınlatıyor, önce PTT nin Ümraniye fabrikasında çalışan bir genç adam. Sonra Bayındırlık Bakanlığında müfettiş yardımcısı, müfettiş ve müsteşar yardımcısı… En sonunda da Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu üyesi.
Yaşadıklarını, başına gelenleri, haksızlıkları, bürokrasinin açmazlarını, siyaset oyunlarını, devletin göz göre göre nasıl soyulduğunu, teftiş kurullarının içyüzünü anlatan muhteşem bir kitap.
Kendisine de söyledim. Ben Türkçesi böyle güzel, akıcı ve kolay okunan bir kitap az gördüm. Baştan sona bir kara mizah.
Mutlaka okumanızı öneriyorum.
Emin Çölaşan
Sözcü
