Muhammet’in Suskunluğu


Birkaç gün önce Altan Tan adındaki şeriat yanlısı adam Kürt sorunu diye adlandırdığı sorunun çözümü için dört farklı kişiden bahsetti ve bu kişilerin Kürt sorunu hakkında verecekleri karara uyacağına dair sözler verdi. Böylece Kürt sorunu diye adlandırdıkları ve sürekli canlı tutmaya çalıştıkları sorunların çözümlerinin dinsel mazileri olan bazı kişiler tarafından çözülmesini istemekle, aslında bir nevi niyetlerini de belirtmiş oldular. Nitekim ben, kendisinin sırf oy avcılığı için Bismil’deki bir konuşmasında “biz Kürtler bir ihtilafa düştüğümüzde şeriata gideriz” dediğini belirtmemle, sanırım nasıl bir şeriat politikası ile Kürt halkının kandırılmak istendiğini de açıklamış olacağım.

Ancak daha vahim olan Altan Tan adındaki bu adamın ifadelerini dikkate alarak Uludere katliamını Muhammet’e soran Ahmet Altan’ın yazısıdır.

Bu yazıyı ilk okuduğumda aklıma gelen soru, “demokrasi ve ilericilikten bahseden, hatta TSK ve Kemalistleri çağdışı ilan eden bu adamların herhangi bir olayı dini bir lidere sorma azimlerinin altında ne olabilir” şeklindeydi. Demokrasinin ve ilericiliğin sarsılmaz ilkelerinden birisinin laiklik olduğunu düşünecek olursak, Uludere’de yaşananların hesabını bu emri verenlerden sormak yerine dinsel ve tarihsel bir kişiliği ortaya katarak dindarlara sormanın anlamı nedir? Bu ülkede yapılacak olan eylemlerin olurlarını bin dört yüz sene önce yaşadığı bile belli olmayan birisinin görüşlerine bırakmak mıdır, Ahmet Altan’a göre demokrasi?

Altan Tan’ın şeriata danışan bir tarafının olduğunu artık biliyoruz ama Ahmet Altan’ın da aynı özlemi taşıdığını düşünmek konusunda açıkcası tereddütlerimiz neredeyse kaybolmak üzere. Ancak işin tehlikeli olan kısmı, gazeteci ve siyasetçi herkesin milletin dinini kendi düşünceleri ve amaçları için kullanmaktan bir an bile çekinmiyor olmalarıdır. Siz Altan Tan’ın adları sürekli demokrasi olan partilerde görev yaptığına veya Ahmet Altan’ın demokrasi havariliğine soyunmasına bakmayın. Her ikisi de günlük siyasi konuları dine alet etmekten çekinmeyen insanlar. Çünkü Uludere’de yaşananların sorumluluları, siyasi arenada ortaya çıkmalıdır ama siz siyasi arenada bir şeyler anlatmanız gerekirken, sırf kendi düşünceleriniz için -ister katliam deyin, ister terörist avı- yaşanan bir olayın sorgulamasını milletin dini duygularında yapmaya kalkarsanız, işte o zaman demokrasinin üzerine yobazlık tüyünü dikersiniz.

Türk ve Kürt halklarını onlarca yıldır dinsel objeler ve kişiliklerle yönetenlerin bu ülkeyi ne hale getirdiklerini sanırım anlatmama gerek yok ama Ahmet Altan’ın yazısındaki vehameti görmek adına sanırım birkaç alıntı ile cevap vermem doğru olacaktır.

Bakınız Ahmet Altan yazısının bir bölümünde aynen şöyle demiştir:

“Geçenlerde, Altan Tan, Kürt meselesinin çözümünde din âlimlerinden bir “fetva” istiyordu.

Benim cehaletimi bağışlasın dindarlar ama o “fetva” Hazreti Muhammed’in “veda hutbesinde” verilmedi mi?”

Ahmet Altan’ın cehaletini kim bağışlar veya bağışlanabilecek bir cehalet midir bilemem ama Muhammet’in veda hutbesinde verdiği fetva nedir?

“Ey İnsanlar! Yeryüzü Allah ve Rasûlüne aittir. İnsanlar, ‘Allah’tan başka ilah yok­tur’ deyip, benim Allah’ın Rasûlü olduğu­mu kabul edinceye kadar, insanlarla mücadele etmem, savaşmam emredildi. İnsanlar kelime-i tevhidi söyleyince, kanlarını, canlarını ve mallarını korumuş olurlar.”

Veda hutbesinde müslümanlar, müslümanların kardeşidir diyen Muhammet müslüman olmayanlarla Müslüman oluncaya kadar savaşın demiyor mu? O zaman insanları ırksal ayrılıklardan çıkartalım derken, dinsel ayrılıkları yaratmanın anlamı nedir?

Her sözlerinde demokrasiden, azınlık haklarından bahseden bu adamların izleyecekleri yol ve alacakları fetva Veda Hutbesi ise, bu ülkede müslüman olmayanları zorla müslüman yapmak ve onlar müslüman olana kadar onlarla savaşmak insanlıklarının bir parçası mı olacaktır?

6 – 7 Eylül olaylarında İstanbul’daki Rumların evlerinin, işyerlerinin yıkılması ve bazılarının öldürülmesi veya kovulması gibi tarihsel bir gerçeklik varken, sözde İslam alimlerinden fetva almak isteyenler veya bu fevanın veda hutbesi gibi anti-laik ve insan haklarına uymayan bir fetva olması konusunu sizlere bırakıyorum.

Ancak Ahmet Altan yazısını şöyle tamamlamaktadır:

“Hazreti Muhammed yaşasaydı, Uludere katliamı karşındaki tavrı ne olurdu?

“Hazreti Muhammed susardı” derseniz, ben de bir daha asla din ve dindarlar hakkında tek kelime yazmayacağıma söz verir, sizi rahat bırakırım, peygamberi Uludere katliamı karşısında susacak bir din zaten benim ilgimi çekmez.

Ama “peygamber susmazdı” derseniz, “ey Muhammed’in ümmeti siz niye susuyorsunuz” derim.”

Ahmet Altan Uludere’de ölen insanlara karşı Muhammet’in tavrını merak ediyor. Acaba susar mıydı veya karşı mı çıkardı?

Beni Kureyza savaşından sonra ele geçirdiği Yahudileri Medine’nin caddelerine çukurlar kazarak katleden Muhammet’in Uludere olayından sonra ne söyleyeceği bence de merak edilecek bir konudur. Bakınız Leoni Caetani, Muhammet’in katlettiği Yahudilerle ilgili şöyle demektedir:

“Bu rivayet ile hadis, Muhammet’in yaklaşık 900 masumun öldürülmesi sorumluluğundan kurtarmak istemiştir. Burada Muhammet’in marifetleri o kadar açıktır ki söylemeye bile gerek yoktur. Her halde Sad’ın kararı Peygamber tarafından belirlenmiş ve tavsiye olunmuştur. Kendisince istenilen şeyin ne olduğunu Sad’a anlatmış olduğu şüphesizdir. Öldürülmelerinin sorumluluğu Peygamber’e aittir.”

Bugün Uludere’de yaşanan olayların sorumlulularının kime ait olduğunu düşünürken yaklaşık 900 Yahudinin öldürülmesinin sorumluluğunun Muhammet’e ait olunduğunun bu denli bir kaynakla belirtilmesi sanırım Ahmet Altan’ın merak ettiği soruyu cevaplandırmaktadır:

“Hazreti Muhammed yaşasaydı, Uludere katliamı karşındaki tavrı ne olurdu?”

Ancak asıl sorulması gereken soru şudur; Ahmet Altan Muhammet zamanında yaşasaydı 900 Yahudinin öldürülmesi konusunda tavrı ne olurdu? Pkk’nın öldürdüğü her askerimizden sonra susar mıydı, yoksa Uludere’de öldürülen insanlar gibi hesap mı sorardı?

Muhammet’in susup, susmayacağını kesin olarak bilemiyoruz, zaten tarih “ya olsaydı, ya yaşasaydı” gibi nazari ihtimallerle bilinemez ama gerçekleri her daim yazacaktır. Biz buna göre, Uludere’de susar mıydı bilemeyiz ama Kureyza’da susmadığı kesindir diyebiliriz.

Son olarak da şunu belirtmeliyim ki, Kürt halkının hakkını arıyoruz ayağına şeriat ve şeriat kokan cümleler sarf eden insanların oy avcılığı için yaptıklarının ne kadar acı verici olduğunu Medine’de katledilen 900’e yakın masumun gerçekliğinde bulabilirsiniz.



Ahmet Ali Balyemez
Kemalist Gündem