Türkiye’nin Hukuk Gerçeği!
Demokrasi dediler, hukuksuzluk dört bir yanı sardı.
Hak arama özgürlüğü ve savunma hakkı ihlalleri artık mahkemelerde de sürüyor.
Adaletin arandığı salonlar, ifade özgürlüğü taleplerinin artan polis şiddetiyle bastırıldığı sokaklar ve meydanlar, “Türkiye gerçeği” oldu ne yazık.
Terör belasının, bombaların, güvenlik güçlerine saldırıların sıradan kınama açıklamalarıyla geçiştirildiğini kanıksadık neredeyse...
Silivri davalarında üniversitelerin, bağımsız kuruluşların sergilediği sahte deliller dikkate alınmıyor.
Özel yetkili mahkemeler eliyle, tutukluluk adına peşin cezalandırılıyor insanlar, hapislerde çürütülüyor.
Cezaevlerinde “yatacak yer” kalmadı.
Deniz Gezmiş’leri anma toplantılarının bile suç sayıldığı, “12 Eylül hukukundan beter” bir süreçtir yaşanılanların toplamı...
***
Uluslararası Af Örgütü 2012 Raporu’nun Türkiye bölümü, karanlık bir ülkeyi tanımlıyor. Cezaevindeki milletvekillerinin durumu, adil olmayan yargılamalar ve uzun tutukluluk sürelerine vurgu, ilk sırada.
Devlet görevlileri tarafından yapıldığı iddia edilen insan hakları ihlalleriyle ilgili soruşturmaların etkisiz kalması da altı çizilen ayrı bir konu.
Buna karşın yasama yetkisine sahip Meclis’in başkanı Cemil Çiçek, “Tutuklu milletvekilleri için anayasa ve yasa izin vermiyorsa çözüm görünmüyor” diyebiliyor.
Meclis’in kendi iradesini sıfırlamak ve yok saymak değilse, Çiçek’in bu değerlendirmesi hangi anlamı taşıyor?
Balyoz Davası’nda savunmaya yönelik hak ihlalleri olduğunu öne süren, bu gerekçeyle adil yargılanma hakkına saygı gösterilmesini isteyen İstanbul Barosu yönetimine karşı açılan soruşturma, hukuk devleti tartışmalarında yeni bir aşama başlattı.
***
Mahkemelerdeki savunmaların bile hapisle cezalandırıldığı, haksızlıkları, hukuksuzlukları dile getirmenin “yargı görevi yapanı etkilemeye teşebbüs” gerekçesiyle damgalandığı, soruşturulduğu olağanüstü bir süreçteyiz...
İstanbul Barosu, kendisini yasaya hukuka aykırı işlem yapmaya zorladığı, her alanda keyfiliği egemen kıldığı gerekçesiyle “özel görevli mahkemelerin istemi” doğrultusunda ifadeye gitmeyeceklerini ve teslim olmayacaklarını açıkladı.
Yakın tarihimizde görülmedik bu uygulamaya, İzmir Barosu’ndan da tepki geldi.
Başkan Sema Pektaş, İzmir Barosu’nun savunmaya ve avukata yönelen her türlü hukuka aykırı uygulamalara, tehditlere, gözdağı vermelere karşı gerekli her türlü meşru-demokratik tepkiyi göstermekte kararlı olduğunu açıkladı. İstanbul Barosu Başkan ve Yönetim Kurulu üyeleri hakkında başlatılan soruşturmada dayanışma içinde olacaklarını belirtti...
***
Eski İzmir Barosu Başkanı Noyan Özkan da, İstanbul Barosu’na yönelik bu girişimi, “görevde yetkiyi kötüye kullanma ve disiplin suçu” olarak nitelendirmenin ötesinde doğrudan, savunma hakkına ve hukuk devletine planlı bir saldırı olarak algılıyor.
Öte yandan tutuklu milletvekilleri için herhangi bir düzenlemeye gerek görülmeyen Meclis’te, mahkemelerin avukatların yokluğunda karar vermesi için yeni bir yasal düzenlemeye gidiliyor.
Adalet Alt Komisyonu’nda hukukun en temel ve evrensel prensiplerine aykırı olduğu gerekçesiyle paketten çıkarılan bu düzenleme, beş AKP milletvekilinin imzasıyla yeni bir yasa teklifi olarak gündeme alındı.
Söz konusu düzenleme yasalaşırsa, hukuk devletinin sonu demektir.
Unutulmasın hukuk, adil yargılanma ve savunma hakkı herkes içindir ve herkese bir gün gerekebilir...
Serdar Kızık
Cumhuriyet
